• Bir zamanlar devletlerin ticaretinde, bugün insanların birikiminde.

    Fatih Sultan Mehmed’in bastırdığı sultânî, Osmanlı’nın adını taşıyan ilk altın paraydı. Tüccarlar için ödeme aracı olan bu küçük sikke, aynı zamanda üzerinde basıldığı şehrin ve hükümdarın izlerini taşıyordu.

    Yüzyıllar sonra ona baktığımızda altının değerinin yalnızca ağırlığından ibaret olmadığını görüyoruz. Altın, insanların emeğini saklamak ve geleceğe taşımak için de hayatlarında yer buluyor.

    #Kuyumculuk #Tarih #osmanlı #AltınınTarihi #Türkiye #turkey
    Bir zamanlar devletlerin ticaretinde, bugün insanların birikiminde. Fatih Sultan Mehmed’in bastırdığı sultânî, Osmanlı’nın adını taşıyan ilk altın paraydı. Tüccarlar için ödeme aracı olan bu küçük sikke, aynı zamanda üzerinde basıldığı şehrin ve hükümdarın izlerini taşıyordu. Yüzyıllar sonra ona baktığımızda altının değerinin yalnızca ağırlığından ibaret olmadığını görüyoruz. Altın, insanların emeğini saklamak ve geleceğe taşımak için de hayatlarında yer buluyor. #Kuyumculuk #Tarih #osmanlı #AltınınTarihi #Türkiye #turkey
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR,
    GRANADA, İSPANYA
    1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler.
    Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik.
    Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor.
    Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti.
    Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı.
    Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti.
    Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı.
    Sırrı ne miydi?
    Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor.
    Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real":
    Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal.
    Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu.
    Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok.
    Meydan okumak imkansız görünüyordu:
    Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak.
    Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey.
    Hata payı? Sıfır.
    Ancak daha büyük bir sorunları vardı:
    Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu.
    Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu.
    Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu.
    Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı.
    Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler:
    • 45 metre yüksekliğinde
    • Çoklu depolama odaları
    • Basınç düzenleme sistemleri
    • Yedek rezervuarlar
    Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi.
    Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi:
    • 12 metre çapında
    • Kenarına seramik kaplar takılı
    • Verimlilik için karşı ağırlıklı
    • Saatte 1.500 litre kaldırabilir
    500 yıl boyunca sürekli çalıştı.
    Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı:
    Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan.
    Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu.
    Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu.
    Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu.
    En büyük başarıları?
    Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar:
    • Kendini idame ettiren su kaldırma
    • Hava kabarcığı itme
    • Doğal basınç düzenlemesi
    Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu.
    Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı:
    • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi)
    • Dereceli sıcaklık odaları
    • Buhar üretim odaları
    • Mermer ısı tutma zeminleri
    • Doğal havalandırma kanalları
    Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor.
    İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi:
    • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi
    • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri
    • Su duvarı soğutma sistemleri
    • Buharlaştırıcı soğutma odaları
    Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk.
    Yedek su sistemleri harikaydı:
    3 ayrı su kaynağı:
    • Royal Canal (birincil)
    • Darro Nehri asansörü (ikincil)
    • Yağmur suyu toplama (acil)
    Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar.
    Mühendislik o kadar hassastı ki:
    • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı
    • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu
    • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı
    • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü
    Hepsi tek bir güç pompası olmadan.
    Etkisi devrim niteliğindeydi:
    • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu
    • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu
    • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı
    • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi
    Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi.
    NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil:
    Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü:
    • Pasif iklim kontrolü
    • Kaynak optimizasyonu
    • Sürdürülebilir su geri dönüşümü
    • Yerçekimine dayalı güç sistemleri
    Mars kolonileri için mükemmel.
    • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar.
    • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi
    • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı
    • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi
    İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik.
    Bugün, 900 yıl sonra:
    • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor
    • Orijinal çeşmeler hala akıyor
    • İklim kontrolü hala çalışıyor
    • Bahçeler hala çiçek açıyor
    "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı.
    GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU?
    Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır.
    Detaylı olarak:
    1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti.
    El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır.
    Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti.
    Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular.
    Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir.
    Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.
    🛜: Genius GTX
    : ChatGPT
    ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR, GRANADA, İSPANYA 🇪🇸 1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler. Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik. Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor. Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti. Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı. Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti. Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı. Sırrı ne miydi? Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor. Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real": Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal. Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu. Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok. Meydan okumak imkansız görünüyordu: Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak. Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey. Hata payı? Sıfır. Ancak daha büyük bir sorunları vardı: Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu. Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu. Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu. Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı. Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler: • 45 metre yüksekliğinde • Çoklu depolama odaları • Basınç düzenleme sistemleri • Yedek rezervuarlar Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi. Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi: • 12 metre çapında • Kenarına seramik kaplar takılı • Verimlilik için karşı ağırlıklı • Saatte 1.500 litre kaldırabilir 500 yıl boyunca sürekli çalıştı. Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı: Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan. Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu. Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu. Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu. En büyük başarıları? Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar: • Kendini idame ettiren su kaldırma • Hava kabarcığı itme • Doğal basınç düzenlemesi Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu. Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı: • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi) • Dereceli sıcaklık odaları • Buhar üretim odaları • Mermer ısı tutma zeminleri • Doğal havalandırma kanalları Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor. İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi: • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri • Su duvarı soğutma sistemleri • Buharlaştırıcı soğutma odaları Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk. Yedek su sistemleri harikaydı: 3 ayrı su kaynağı: • Royal Canal (birincil) • Darro Nehri asansörü (ikincil) • Yağmur suyu toplama (acil) Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar. Mühendislik o kadar hassastı ki: • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü Hepsi tek bir güç pompası olmadan. Etkisi devrim niteliğindeydi: • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi. NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil: Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü: • Pasif iklim kontrolü • Kaynak optimizasyonu • Sürdürülebilir su geri dönüşümü • Yerçekimine dayalı güç sistemleri Mars kolonileri için mükemmel. • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar. • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik. Bugün, 900 yıl sonra: • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor • Orijinal çeşmeler hala akıyor • İklim kontrolü hala çalışıyor • Bahçeler hala çiçek açıyor "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı. GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU? Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır. Detaylı olarak: 1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti. El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır. Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti. Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular. Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir. Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir. 🛜: Genius GTX 🤖: ChatGPT
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Konyaaltı Antalya

    Konyaaltı'nın ismi, kökeniyle ilgili iki farklı iddiaya dayanır. Osmanlılar döneminde Konya'dan gelenlerin sahili görünce "Konya'nın altına gittik" diyerek "Konyaaltı" kelimesini kullandığı düşünülür. Diğer bir iddia ise Antalya'nın falezler üzerinde bulunmasıyla "Koyaltı" olarak adlandırılması ve zamanla "Konyaaltı"na evrilmesidir. Konyaaltı, Antalya'nın batı kısmında yer alır ve tarihi Olbia kenti ve Likya uygarlığının izlerini taşır. Bu bölgenin ismi, geçmişten günümüze uzanan zengin bir tarihe ve kültürel birikime sahiptir.
    Konyaaltı Antalya Konyaaltı'nın ismi, kökeniyle ilgili iki farklı iddiaya dayanır. Osmanlılar döneminde Konya'dan gelenlerin sahili görünce "Konya'nın altına gittik" diyerek "Konyaaltı" kelimesini kullandığı düşünülür. Diğer bir iddia ise Antalya'nın falezler üzerinde bulunmasıyla "Koyaltı" olarak adlandırılması ve zamanla "Konyaaltı"na evrilmesidir. Konyaaltı, Antalya'nın batı kısmında yer alır ve tarihi Olbia kenti ve Likya uygarlığının izlerini taşır. Bu bölgenin ismi, geçmişten günümüze uzanan zengin bir tarihe ve kültürel birikime sahiptir. 🌊🏛️
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Cuma Hutbesi: “İsraf: Tüketirken Tükenmek”

    Muhterem Müslümanlar!

    Yüce Rabbimiz, bizleri yaratılmışların en üstünü kılmıştır. Yeryüzünün imarı için bütün nimetlerini bizlere emanet etmiştir. Bize düşen, emanete sahip çıkmak, Rabbimizin bahşettiği her bir nimetin kıymetini bilmektir. Bütün söz, iş ve davranışlarımızda dengeli olmaktır. Maddi ve manevi imkânlarımızın tamamını iktisatlı kullanmak, onları asla israf etmemektir.

    Aziz Müminler!

    Bugün, kâinatın dengesini bozan, insanlar arasındaki huzur ve barışa zarar veren olumsuzluklardan birisi de bilinçsiz tüketim ve israftır.

    İsraf, Cenâb-ı Hakk’ın istifademize sunduğu nimetleri yersiz ve ölçüsüz kullanmaktır. Yeryüzündeki kaynakları sorumsuzca tüketmektir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Günümüzde israf, yemeden içmeye, sözden davranışa, sağlıktan zamana, bilgiden çevreye, emekten enerjiye kadar pek çok alana yayılmıştır. Ne hazindir ki, dünyanın farklı bölgelerinde bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar varken başka bölgelerde tonlarca ekmek ve gıda sorumsuzca çöpe atılıyor. Kimi yerlerde içecek bir damla su bulunamazken başka yerlerde hayat kaynağımız sular hesapsızca israf ediliyor. Oysa ayet-i kerime gayet açıktır: “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”[1] Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise şöyle buyurmaktadır: “Kibre kapılmadan ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin!”[2]

    Değerli Müminler!

    En yaygın israf çeşitlerinden birisi de sağlık ve zaman israfıdır. Dünyamıza ve ahiretimize hiçbir katkısı olmayan zararlı alışkanlıklarla bedenimizi ve ruhumuzu tehlikeye atmak, sağlığın israfıdır. Ömür sermayemizi Rabbimizin razı olmadığı söz ve davranışlarla heba etmek, vaktin israfıdır. Sağlığın ve zamanın önemine Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle dikkat çekmektedir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bu iki nimet, sağlık ve boş vakittir.”[3]

    Aziz Müslümanlar!

    İsrafın öyle bir çeşidi vardır ki bütün israfların temeli ve en büyüğüdür. O da kâinatın kendisine emanet edildiği insanın israfıdır. Bilinmelidir ki, yaratılış gayesinden uzak bir hayat süren her insan, kendini israf etmiştir. Allah ve Resûlünü tanımadan geçirilen bir ömür, israf edilmiş bir ömürdür. İman, ibadet ve güzel ahlaktan yoksun yaşanan bir hayat, israf edilmiş bir hayattır.

    Kıymetli Müminler!

    Bugün, hemen her birimizin şikâyetçi olduğu israf türlerinden birisi de çevrenin ve doğal kaynakların israf edilmesidir. İnsanoğlunun doymak bilmeyen istekleri, aşırı tüketim ve israf alışkanlığı hayatımızı zorlaştıran, dünyamızı kirleten nice çevre sorunlarına sebep olmaktadır. Sınırlı kaynaklarımızın sınırsızca israf edilmesi bir ahlak sorunudur ve tedavi edilmesi gereken manevi bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulabilmenin yolu ise, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in tüketim ahlakını ve tasarruf anlayışını hayatımıza hâkim kılmaktır.

    Öyleyse Aziz Müslümanlar!

    Hayatımızın her alanında israfın yerine tasarrufu hâkim kılalım; tüketirken tükenmeyelim. İsrafı önlemeye kendimizden ve ailemizden başlayalım. Bir lokma ekmeğimiz çöpe gitmesin. Bir damla suyumuz boşa akmasın. Enerjimiz boşa harcanmasın. Vaktimiz heder olmasın. İlmimiz, emeğimiz ve birikimlerimiz, hâsılı insanımız israf olmasın. Unutmayalım ki, israf sebebiyle sadece paramız, malımız ve mülkümüz yok olmuyor. Umutlarımız ve yarınlarımız da yok olup gidiyor.

    Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum: “İnsanoğlu kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazandığından ve nereye harcadığından, öğrendikleriyle amel edip etmediğinden hesaba çekilmedikçe yerinden asla kımıldayamayacaktır.”[4]

    [1] Furkân, 25/67.
    [2] Nesâî, Zekât, 66.
    [3] Buhârî, Rikâk, 1.
    [4] Tirmizî, Sıfâtü’l-kıyâme, 1.
    Cuma Hutbesi: “İsraf: Tüketirken Tükenmek” Muhterem Müslümanlar! Yüce Rabbimiz, bizleri yaratılmışların en üstünü kılmıştır. Yeryüzünün imarı için bütün nimetlerini bizlere emanet etmiştir. Bize düşen, emanete sahip çıkmak, Rabbimizin bahşettiği her bir nimetin kıymetini bilmektir. Bütün söz, iş ve davranışlarımızda dengeli olmaktır. Maddi ve manevi imkânlarımızın tamamını iktisatlı kullanmak, onları asla israf etmemektir. Aziz Müminler! Bugün, kâinatın dengesini bozan, insanlar arasındaki huzur ve barışa zarar veren olumsuzluklardan birisi de bilinçsiz tüketim ve israftır. İsraf, Cenâb-ı Hakk’ın istifademize sunduğu nimetleri yersiz ve ölçüsüz kullanmaktır. Yeryüzündeki kaynakları sorumsuzca tüketmektir. Kıymetli Müslümanlar! Günümüzde israf, yemeden içmeye, sözden davranışa, sağlıktan zamana, bilgiden çevreye, emekten enerjiye kadar pek çok alana yayılmıştır. Ne hazindir ki, dünyanın farklı bölgelerinde bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar varken başka bölgelerde tonlarca ekmek ve gıda sorumsuzca çöpe atılıyor. Kimi yerlerde içecek bir damla su bulunamazken başka yerlerde hayat kaynağımız sular hesapsızca israf ediliyor. Oysa ayet-i kerime gayet açıktır: “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”[1] Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise şöyle buyurmaktadır: “Kibre kapılmadan ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin!”[2] Değerli Müminler! En yaygın israf çeşitlerinden birisi de sağlık ve zaman israfıdır. Dünyamıza ve ahiretimize hiçbir katkısı olmayan zararlı alışkanlıklarla bedenimizi ve ruhumuzu tehlikeye atmak, sağlığın israfıdır. Ömür sermayemizi Rabbimizin razı olmadığı söz ve davranışlarla heba etmek, vaktin israfıdır. Sağlığın ve zamanın önemine Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle dikkat çekmektedir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bu iki nimet, sağlık ve boş vakittir.”[3] Aziz Müslümanlar! İsrafın öyle bir çeşidi vardır ki bütün israfların temeli ve en büyüğüdür. O da kâinatın kendisine emanet edildiği insanın israfıdır. Bilinmelidir ki, yaratılış gayesinden uzak bir hayat süren her insan, kendini israf etmiştir. Allah ve Resûlünü tanımadan geçirilen bir ömür, israf edilmiş bir ömürdür. İman, ibadet ve güzel ahlaktan yoksun yaşanan bir hayat, israf edilmiş bir hayattır. Kıymetli Müminler! Bugün, hemen her birimizin şikâyetçi olduğu israf türlerinden birisi de çevrenin ve doğal kaynakların israf edilmesidir. İnsanoğlunun doymak bilmeyen istekleri, aşırı tüketim ve israf alışkanlığı hayatımızı zorlaştıran, dünyamızı kirleten nice çevre sorunlarına sebep olmaktadır. Sınırlı kaynaklarımızın sınırsızca israf edilmesi bir ahlak sorunudur ve tedavi edilmesi gereken manevi bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulabilmenin yolu ise, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in tüketim ahlakını ve tasarruf anlayışını hayatımıza hâkim kılmaktır. Öyleyse Aziz Müslümanlar! Hayatımızın her alanında israfın yerine tasarrufu hâkim kılalım; tüketirken tükenmeyelim. İsrafı önlemeye kendimizden ve ailemizden başlayalım. Bir lokma ekmeğimiz çöpe gitmesin. Bir damla suyumuz boşa akmasın. Enerjimiz boşa harcanmasın. Vaktimiz heder olmasın. İlmimiz, emeğimiz ve birikimlerimiz, hâsılı insanımız israf olmasın. Unutmayalım ki, israf sebebiyle sadece paramız, malımız ve mülkümüz yok olmuyor. Umutlarımız ve yarınlarımız da yok olup gidiyor. Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum: “İnsanoğlu kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazandığından ve nereye harcadığından, öğrendikleriyle amel edip etmediğinden hesaba çekilmedikçe yerinden asla kımıldayamayacaktır.”[4] [1] Furkân, 25/67. [2] Nesâî, Zekât, 66. [3] Buhârî, Rikâk, 1. [4] Tirmizî, Sıfâtü’l-kıyâme, 1.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • İmece uydumuz artık uzayda
    680.000m(680km)
    uzaklıktan yere 1m yaklaşıp (zoomlayarak)
    Dünyanın her tarafından
    net görüntü alabilme özelliğine sahip.
    MUHABERE OLMADAN
    MUHAREBE OLMAZ!

    #İmece #türkiye #uzay #uydu #istihbarat #teknoloji #enerji #yerlivemilli #savunmasanayi #bilgi #birikim #tecrübe #dünya #istanbul
    İmece uydumuz artık uzayda 680.000m(680km) uzaklıktan yere 1m yaklaşıp (zoomlayarak) Dünyanın her tarafından net görüntü alabilme özelliğine sahip. MUHABERE OLMADAN MUHAREBE OLMAZ! #İmece 🇹🇷 #türkiye #uzay #uydu #istihbarat #teknoloji #enerji #yerlivemilli #savunmasanayi #bilgi #birikim #tecrübe #dünya #istanbul
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • İSLAM VE BİLİM : MÜSLÜMAN DEVLETLER NİÇİN GERİ KALDILAR ?

    KURAN-I KERİM'in Anayasa olduğu ve hayatta yaşandığı 1450 senenin 1200 senesi boyunca İslam Devletleri, sadece Askeri alanda Süper Güç değillerdi, her alanda üstündüler..

    Matematik, Astronomi, Tıb, Fizik, Kimya, Ecza vs bilimlerinde de yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler.

    Avrupada kitapları asırlarca okutulan İbni Sina, Ibni Heysem, Buruni gibi müslüman bilim-adamlarinin tam listesini görmek için google aramada, MEŞHUR MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI yazıp arayabilirsiniz.

    Çünki Kuran, bilimi, gözlemi, akıl ve mantık ilmini kullanmayı emrediyor.. onlarca Ayeti ile insanları akla, tefekküre, istişare ve ilmi araştırmaya havale ediyor...

    Peki, öyleyse dünyada 56 müslüman ülke neden bu halde …?

    1.. Avrupa ve Amerika sömürgeci katil ve kafir devletleri yüzünden.. Afrika ve Asya'daki müslüman topraklarını asirlarca sömürüp, elmas, altın, bakır, platin ve diğer maden kaynaklarını çaldılar. O çalıntı servetler ile Avrupa'nın sanayi altyapısını, bilim ve teknolojisini desteklediler ve dev sermaye birikimlerine ulaştılar.

    2.. Rusya ve Avrupa'nın hristiyan devletleri Osmanlı'ya asırlar boyunca savaş açıp hücum ettiler. Osmanlıya kendine gelip, ferahlayıp bilim ve teknolojide tekrar güçlenme fırsatını vermediler.

    3.. Osmanlı ve diğer İslam Memleketleri de son 3 asırda, Kuran'ın emri olan ve fiili dua olan Adetullah Kanunları, Fizik, Kimya, Mekanik, Elektrik gibi fenlere, bilimlere çalışmakta geri kalıp, medreselerde sadece Dini eğitime ağırlık verdiler. Halbuki :

    Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir (dini ilimlerdir). Aklın nuru, fünun-u medeniyedir (modern fenler, bilimlerdir).

    İkisinin imtizacıyla (din ve bilimin işbirliği ile) hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti (gayreti, çalışkanlığı) pervaz eder (uçar, yükselir).

    İftirak ettikleri vakit (din ve modern fenler ayrıldıkları zaman); birincisinde (dindarlarda) taassub, ikincisinde (sadece bilim tahsil edenlerde) hile, şübhe tevellüd eder (doğar)...

    (Said Nursi r.a. Münazarat - 86)

    4.. Rusya'nın 200 yıl, Çin'in 80 yıldır Orta Asya Türklerine zulümleri, baskıları ve esaret altına almaları, Orta Asya Türklerini maddeten geri bırakmıştır.

    5.. Avrupa'nın kafir devletlerine ve ideolojilerine ruhunu satmış, onların uşağı ve taklidcisi olmuş karanlık "aydınlar" ve kukla yöneticiler yüzünden ülkemiz ve diğer islam ülkeleri büyük tahribat gördü ve maddi manevi geri kaldı.

    Bu karanlık aydınlar ve diktatör yöneticiler, Allaha ve Kurana bağlanıp teslim olmak yerine, 100 yıldır Kefereye gönül bağladılar ve kendi insanlarına zulmettiler veya zarar verdiler.

    Ülkemizde son 30-40 sene içinde, hususan Rahmetli Turgut Özal devrinde ve Başkan Erdoğan devresinde, dindar kadrolar, dindar bilim-insanları ve mühendisler sayesinde gerçekleşen altyapı, teknoloji, sağlık bilimleri, savunma sanayi, uçak teknolojisi, yazılım teknolojisi alanlarındaki büyük atılımlar, ülkemizi G20'ye sokmuş ve G10 içine girebilmek için de milletimize ümid ve gayret vermiştir.

    "Hıristiyanlar dinlerinde reform, rönesans yaptılar. Böylece ortaçağdan kurtuldular… Müslümanlar da dinde reform yaparlarsa kalkınır, gelişirler" şeklindeki iddiaya cevaben :

    Hz İsa'nin tebliğ ettigi hakiki dini degil, tahrif edilmiş Hristiyanlık hususan Katolik mezhebi, ilme, ilim-adamlarına, akıl ve mantığa düşmandı... Reformlar ondan dolayı bir protesto niteliğinde başladı ve Protestant mezhebi ortaya çıktı.

    Bizde ise İslamiyet daima bilim-adamlarının ve fakirlerin, mazlumların himayecisi, ezilen halk sınıfının destekçisi olmuştur. Kuran ve Hadis-i Şeriflerde, bilimi teşvik eden yüzlerce ayetler, hadisler, bu hakikati apaçık isbat eder..

    1200 yıl boyunca Süpergüç islam devletleri ve gecmiş müslüman bilimadamları, islamiyetin Bilim ve Akla verdiği önemi gösterir.. Onun için bizim dinimizin Reforma ve insan eliyle değiştirilmeye ihtiyacı olamaz.

    Hz. İsa, iman esasları ve ahlaki kaideleri ders verdi ama günlük muamelat ve devlet idaresi ve içtimai kanunlara dair bir teferruata girmedi. Bu detayları, Ruhban reisleri ve sonra da Hristiyan siyasetçiler tesis ettiler. Onun için, Hristiyanlıktaki dini reformlar Allahı ve Hz. İsa'yı a.s. inkar maksadını ve manasını taşımıyordu.

    Halbuki İslâmiyet dininin ve şeriatının sahibi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, iki cihanın sultanı, şark ve garb ve Endülüs ve Hind, birer taht-ı saltanatı olduğundan; Din-i İslâm'ın esasatını bizzât kendisi gösterdiği gibi, o dinin teferruatını ve sair ahkâmını, hattâ en küçük âdâbını dahi bizzât o getiriyor, o haber veriyor, o emir veriyor.

    Demek İslâmiyetin teferruat hükümleri, değişmesi mümkün bir elbise gibi değil ki; onlar reform yaparak değiştirilse, Dinin Esasları ayakta kalabilsin.

    İslamiyetin, Kuran ve Sünnetin teferruattaki detay hükümleri, Dinin Esasları için bir ceseddir, en azından cildi, derisidir. Esas hükümler ve detay hükümler iç içe girmiş ve yapışıktır, ayrılmaları kâbil değildir.

    O ibadet veya içtimai hükümleri değiştirmek demek, doğrudan doğruya Şeriatın Sahibini inkâr ve tekzib etmek çıkar !
    (Said Nursi-Mektubat-435'dan istifade ile)

    Mesela, Kuran'da 130 kere emredilen Namaz, müminler için farz bir Esas Hükümdür. Ama namaz içinde Fatiha, zammı sure, Ettehiyyat vs okumak gibi teferruatı bizzat Sahabilerine öğreten Allah'ın Elçisidir (s.a.v.). Dolayısıyla o teferruat yani ince detayları müminlerin değiştirmeleri mümkün değildir.

    Mesela, Kuran-i Kerim'de haram hükmüyle yasaklanan zina, alkollü içki, kumar, suçsuz bir masumu öldürmek, anne-babaya isyan edip ilişkiyi kesmek, cihadı terketmek, namuslu bir kadın veya erkeğe zina konusunda iftira atmak faizli tefecilik gibi büyük günahlar bahsedilmiş ve bazılarının dünyevi cezaları da kısaca zikredilmiştir. Lakin bunların toplum hayatında cezai uygulamalarının detayları bizzat Hz. Peygamber Efendimiz tarafından yapılmış ve Ümmetine gösterilmiştir. Bunları reform ile değiştirmek, Allahın ve Elçisinin emir ve yasaklarını, hadd ve kanunlarını beğenmemek ve reddetmek manasındadır...

    Beşeriyet, bu dünyada saadet, huzur ve maddi-manevi terakki istiyorsa, Islamiyetin Esaslarına ve Şeriatın Adil Kanunlarına uyup uygulamak mecburiyetindedir.

    Dr. Ali Kemal Pekkendir
    ODTÜ Makina-82, Birmingham Univ-99
    Windsor, İngiltere
    İSLAM VE BİLİM : MÜSLÜMAN DEVLETLER NİÇİN GERİ KALDILAR ? KURAN-I KERİM'in Anayasa olduğu ve hayatta yaşandığı 1450 senenin 1200 senesi boyunca İslam Devletleri, sadece Askeri alanda Süper Güç değillerdi, her alanda üstündüler.. Matematik, Astronomi, Tıb, Fizik, Kimya, Ecza vs bilimlerinde de yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler. Avrupada kitapları asırlarca okutulan İbni Sina, Ibni Heysem, Buruni gibi müslüman bilim-adamlarinin tam listesini görmek için google aramada, MEŞHUR MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI yazıp arayabilirsiniz. Çünki Kuran, bilimi, gözlemi, akıl ve mantık ilmini kullanmayı emrediyor.. onlarca Ayeti ile insanları akla, tefekküre, istişare ve ilmi araştırmaya havale ediyor... Peki, öyleyse dünyada 56 müslüman ülke neden bu halde …? 1.. Avrupa ve Amerika sömürgeci katil ve kafir devletleri yüzünden.. Afrika ve Asya'daki müslüman topraklarını asirlarca sömürüp, elmas, altın, bakır, platin ve diğer maden kaynaklarını çaldılar. O çalıntı servetler ile Avrupa'nın sanayi altyapısını, bilim ve teknolojisini desteklediler ve dev sermaye birikimlerine ulaştılar. 2.. Rusya ve Avrupa'nın hristiyan devletleri Osmanlı'ya asırlar boyunca savaş açıp hücum ettiler. Osmanlıya kendine gelip, ferahlayıp bilim ve teknolojide tekrar güçlenme fırsatını vermediler. 3.. Osmanlı ve diğer İslam Memleketleri de son 3 asırda, Kuran'ın emri olan ve fiili dua olan Adetullah Kanunları, Fizik, Kimya, Mekanik, Elektrik gibi fenlere, bilimlere çalışmakta geri kalıp, medreselerde sadece Dini eğitime ağırlık verdiler. Halbuki : Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir (dini ilimlerdir). Aklın nuru, fünun-u medeniyedir (modern fenler, bilimlerdir). İkisinin imtizacıyla (din ve bilimin işbirliği ile) hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti (gayreti, çalışkanlığı) pervaz eder (uçar, yükselir). İftirak ettikleri vakit (din ve modern fenler ayrıldıkları zaman); birincisinde (dindarlarda) taassub, ikincisinde (sadece bilim tahsil edenlerde) hile, şübhe tevellüd eder (doğar)... (Said Nursi r.a. Münazarat - 86) 4.. Rusya'nın 200 yıl, Çin'in 80 yıldır Orta Asya Türklerine zulümleri, baskıları ve esaret altına almaları, Orta Asya Türklerini maddeten geri bırakmıştır. 5.. Avrupa'nın kafir devletlerine ve ideolojilerine ruhunu satmış, onların uşağı ve taklidcisi olmuş karanlık "aydınlar" ve kukla yöneticiler yüzünden ülkemiz ve diğer islam ülkeleri büyük tahribat gördü ve maddi manevi geri kaldı. Bu karanlık aydınlar ve diktatör yöneticiler, Allaha ve Kurana bağlanıp teslim olmak yerine, 100 yıldır Kefereye gönül bağladılar ve kendi insanlarına zulmettiler veya zarar verdiler. Ülkemizde son 30-40 sene içinde, hususan Rahmetli Turgut Özal devrinde ve Başkan Erdoğan devresinde, dindar kadrolar, dindar bilim-insanları ve mühendisler sayesinde gerçekleşen altyapı, teknoloji, sağlık bilimleri, savunma sanayi, uçak teknolojisi, yazılım teknolojisi alanlarındaki büyük atılımlar, ülkemizi G20'ye sokmuş ve G10 içine girebilmek için de milletimize ümid ve gayret vermiştir. "Hıristiyanlar dinlerinde reform, rönesans yaptılar. Böylece ortaçağdan kurtuldular… Müslümanlar da dinde reform yaparlarsa kalkınır, gelişirler" şeklindeki iddiaya cevaben : Hz İsa'nin tebliğ ettigi hakiki dini degil, tahrif edilmiş Hristiyanlık hususan Katolik mezhebi, ilme, ilim-adamlarına, akıl ve mantığa düşmandı... Reformlar ondan dolayı bir protesto niteliğinde başladı ve Protestant mezhebi ortaya çıktı. Bizde ise İslamiyet daima bilim-adamlarının ve fakirlerin, mazlumların himayecisi, ezilen halk sınıfının destekçisi olmuştur. Kuran ve Hadis-i Şeriflerde, bilimi teşvik eden yüzlerce ayetler, hadisler, bu hakikati apaçık isbat eder.. 1200 yıl boyunca Süpergüç islam devletleri ve gecmiş müslüman bilimadamları, islamiyetin Bilim ve Akla verdiği önemi gösterir.. Onun için bizim dinimizin Reforma ve insan eliyle değiştirilmeye ihtiyacı olamaz. Hz. İsa, iman esasları ve ahlaki kaideleri ders verdi ama günlük muamelat ve devlet idaresi ve içtimai kanunlara dair bir teferruata girmedi. Bu detayları, Ruhban reisleri ve sonra da Hristiyan siyasetçiler tesis ettiler. Onun için, Hristiyanlıktaki dini reformlar Allahı ve Hz. İsa'yı a.s. inkar maksadını ve manasını taşımıyordu. Halbuki İslâmiyet dininin ve şeriatının sahibi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, iki cihanın sultanı, şark ve garb ve Endülüs ve Hind, birer taht-ı saltanatı olduğundan; Din-i İslâm'ın esasatını bizzât kendisi gösterdiği gibi, o dinin teferruatını ve sair ahkâmını, hattâ en küçük âdâbını dahi bizzât o getiriyor, o haber veriyor, o emir veriyor. Demek İslâmiyetin teferruat hükümleri, değişmesi mümkün bir elbise gibi değil ki; onlar reform yaparak değiştirilse, Dinin Esasları ayakta kalabilsin. İslamiyetin, Kuran ve Sünnetin teferruattaki detay hükümleri, Dinin Esasları için bir ceseddir, en azından cildi, derisidir. Esas hükümler ve detay hükümler iç içe girmiş ve yapışıktır, ayrılmaları kâbil değildir. O ibadet veya içtimai hükümleri değiştirmek demek, doğrudan doğruya Şeriatın Sahibini inkâr ve tekzib etmek çıkar ! (Said Nursi-Mektubat-435'dan istifade ile) Mesela, Kuran'da 130 kere emredilen Namaz, müminler için farz bir Esas Hükümdür. Ama namaz içinde Fatiha, zammı sure, Ettehiyyat vs okumak gibi teferruatı bizzat Sahabilerine öğreten Allah'ın Elçisidir (s.a.v.). Dolayısıyla o teferruat yani ince detayları müminlerin değiştirmeleri mümkün değildir. Mesela, Kuran-i Kerim'de haram hükmüyle yasaklanan zina, alkollü içki, kumar, suçsuz bir masumu öldürmek, anne-babaya isyan edip ilişkiyi kesmek, cihadı terketmek, namuslu bir kadın veya erkeğe zina konusunda iftira atmak faizli tefecilik gibi büyük günahlar bahsedilmiş ve bazılarının dünyevi cezaları da kısaca zikredilmiştir. Lakin bunların toplum hayatında cezai uygulamalarının detayları bizzat Hz. Peygamber Efendimiz tarafından yapılmış ve Ümmetine gösterilmiştir. Bunları reform ile değiştirmek, Allahın ve Elçisinin emir ve yasaklarını, hadd ve kanunlarını beğenmemek ve reddetmek manasındadır... Beşeriyet, bu dünyada saadet, huzur ve maddi-manevi terakki istiyorsa, Islamiyetin Esaslarına ve Şeriatın Adil Kanunlarına uyup uygulamak mecburiyetindedir. Dr. Ali Kemal Pekkendir ODTÜ Makina-82, Birmingham Univ-99 Windsor, İngiltere
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Gelecek için kendinize yatırım yapın ve insan biriktirin.
    Birikiminiz insan olsun.
    Hayırlı Cumalar
    Gelecek için kendinize yatırım yapın ve insan biriktirin. Birikiminiz insan olsun. Hayırlı Cumalar
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Çin 60 yıldan beri "Doğu Türkistan" kelimesinin kullanımını yasaklamıştır.
    Bölgenin adını "Sincan Uygur Özerk Bölgesi" koymuştur.

    Peki "Türkistan" kelimesini neden yasaklamıştır?

    12 Kasım 1933 yılında Çin'den kurtulup bağımsızlık ilan edilerek "Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti" kuruldu.

    Bu devlet modern zamanda Türklerin kurduğu ilk islam cumhuriyeti idi.

    Kurucusu ise Çin'e karşı direnen büyük lider
    "Sabit Damolla" idi.

    Sabit Damolla büyük bir alim ve aynı zamanda savaşçı bir komutandı.

    Büyük bir direnişten sonra kendi bayrağı, parası, anayasası, bakanlar kurulu olan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'ni kurdu.

    Bu devletin bayrağı olan mavi zemin üzerine ay yıldızlı bayrak onun çabası ile yapıldı.
    Bu bayrak bugün bile direnişin sembolüdür.
    Kaşgar meydanında toplanan büyük kalabalık önünde devletin kurulduğunu tüm dünyaya duyurmuştu.

    Sabit Damolla aynı zamanda gençleri korumak için milli ve İslam'a uygun eğitim faaliyetinde yer aldı.
    Kendisi gençliğinde Mekke'ye gidip ciddi ilim öğrenmiştir.

    Tefsir, fıkıh ve siyer alanında çok bilgiliydi.
    Kendisinin ilmi birikimi vardı.
    Birçok medrese kurdu.

    Aradan az bir zaman geçince Çin ve Rusya bu devleti tanımadığını söyleyip işgal edip dağıttı.
    Sabit Damolla da Çin tarafından öldürüldü.
    Ve Çin o gün bugündür "Türkistan" kelimesini de bağımsız bir devleti temsil ettiği için yasakladı.

    Biliyor muydunuz?
    1900 yılından önce Orta Asya'daki Türki devletlerinin olduğu tüm bölgenin adı "Türkistan" olarak anılıyordu.

    Bu kelime Türklerin birlik ve beraberliğini temsil edip Türk birliğini arttırdığı için Rusya bu kelimeyi unutturup yerel kelimler üretti.
    Ve bölgeye Türkistan değil de "Orta Asya" denilmesini sağladı.

    Böylece zihinlerde bölünmüşlük oluşturdu.
    Ayrıca Sovyet Rusya Türki ülkeler birleşmesin diye Kırgıza, Kazağa, Azeriye, Özebeğe özel değişik alfabeler üretti.

    Çocuklarımıza kuru sloganları değil, tarihi süreçte etkili olmuş "Sabit Damolla" gibi şahsiyetleri öğretmeliyiz.

    Doğu Türkistan zulmünü anlatan kaç insan bu alim ve komutan devlet adamının ismini biliyor?
    Ve birliği temsil ettiği için Uygur Özerk Bölgesinden başlayıp Türkiye'de biten bu bölgeye TÜRKİSTAN diyoruz.

    TÜRKİSTAN !
    TÜRKİSTAN !
    TÜRKİSTAN !
    -- Mustafa Güldağı --

    Fotoğraf: Sabit Damolla
    (Sağdan 3. kişi, 12 Kasım 1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün)
    Çin 60 yıldan beri "Doğu Türkistan" kelimesinin kullanımını yasaklamıştır. Bölgenin adını "Sincan Uygur Özerk Bölgesi" koymuştur. Peki "Türkistan" kelimesini neden yasaklamıştır? 12 Kasım 1933 yılında Çin'den kurtulup bağımsızlık ilan edilerek "Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti" kuruldu. Bu devlet modern zamanda Türklerin kurduğu ilk islam cumhuriyeti idi. Kurucusu ise Çin'e karşı direnen büyük lider "Sabit Damolla" idi. Sabit Damolla büyük bir alim ve aynı zamanda savaşçı bir komutandı. Büyük bir direnişten sonra kendi bayrağı, parası, anayasası, bakanlar kurulu olan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'ni kurdu. Bu devletin bayrağı olan mavi zemin üzerine ay yıldızlı bayrak onun çabası ile yapıldı. Bu bayrak bugün bile direnişin sembolüdür. Kaşgar meydanında toplanan büyük kalabalık önünde devletin kurulduğunu tüm dünyaya duyurmuştu. Sabit Damolla aynı zamanda gençleri korumak için milli ve İslam'a uygun eğitim faaliyetinde yer aldı. Kendisi gençliğinde Mekke'ye gidip ciddi ilim öğrenmiştir. Tefsir, fıkıh ve siyer alanında çok bilgiliydi. Kendisinin ilmi birikimi vardı. Birçok medrese kurdu. Aradan az bir zaman geçince Çin ve Rusya bu devleti tanımadığını söyleyip işgal edip dağıttı. Sabit Damolla da Çin tarafından öldürüldü. Ve Çin o gün bugündür "Türkistan" kelimesini de bağımsız bir devleti temsil ettiği için yasakladı. Biliyor muydunuz? 1900 yılından önce Orta Asya'daki Türki devletlerinin olduğu tüm bölgenin adı "Türkistan" olarak anılıyordu. Bu kelime Türklerin birlik ve beraberliğini temsil edip Türk birliğini arttırdığı için Rusya bu kelimeyi unutturup yerel kelimler üretti. Ve bölgeye Türkistan değil de "Orta Asya" denilmesini sağladı. Böylece zihinlerde bölünmüşlük oluşturdu. Ayrıca Sovyet Rusya Türki ülkeler birleşmesin diye Kırgıza, Kazağa, Azeriye, Özebeğe özel değişik alfabeler üretti. Çocuklarımıza kuru sloganları değil, tarihi süreçte etkili olmuş "Sabit Damolla" gibi şahsiyetleri öğretmeliyiz. Doğu Türkistan zulmünü anlatan kaç insan bu alim ve komutan devlet adamının ismini biliyor? Ve birliği temsil ettiği için Uygur Özerk Bölgesinden başlayıp Türkiye'de biten bu bölgeye TÜRKİSTAN diyoruz. TÜRKİSTAN ! TÜRKİSTAN ! TÜRKİSTAN ! -- Mustafa Güldağı -- Fotoğraf: Sabit Damolla (Sağdan 3. kişi, 12 Kasım 1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün)
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • İSLAM VE BİLİM : MÜSLÜMAN DEVLETLER NİÇİN GERİ KALDILAR ?

    KURAN-I KERİM'in Anayasa olduğu ve hayatta yaşandığı 1450 senenin 1200 senesinde İslam Devletleri, sadece Askeri alanda Süper Güç değillerdi, her alanda üstündüler..

    Matematik, Astronomi, Tıb, Fizik, Kimya, Ecza vs bilimlerinde de yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler.

    Avrupada kitapları asırlarca okutulan İbni Sina, Ibni Heysem, Buruni gibi müslüman bilim-adamlarinin tam listesini görmek için google aramada, MEŞHUR MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI yazıp arayabilirsiniz.

    Çünki Kuran, bilimi, gözlemi, akıl ve mantık ilmini kullanmayı emrediyor.. onlarca Ayeti ile insanları akla, tefekküre, istişare ve ilmi araştırmaya havale ediyor...

    Peki, öyleyse dünyada 56 müslüman ülke neden bu halde …?

    1.. Avrupa ve Amerika sömürgeci katil ve kafir devletleri yüzünden.. Afrika ve Asya'daki müslüman topraklarını asirlarca sömürüp, elmas, altın, bakır, platin ve diğer maden kaynaklarını çaldılar. O çalıntı servetler ile Avrupa'nın sanayi altyapısını, bilim ve teknolojisini desteklediler ve dev sermaye birikimlerine ulaştılar.

    2.. Rusya ve Avrupa'nın hristiyan devletleri Osmanlı'ya asırlar boyunca savaş açıp hücum ettiler. Osmanlıya kendine gelip, ferahlayıp bilim ve teknolojide tekrar güçlenme fırsatını vermediler.

    3.. Osmanlı ve diğer İslam Memleketleri de son 3 asırda, Kuran'ın emri olan ve fiili dua olan Adetullah Kanunları, Fizik, Kimya, Mekanik, Elektrik gibi fenlere, bilimlere çalışmakta geri kalıp, medreselerde sadece Dini eğitime ağırlık verdiler. Halbuki :

    Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir (dini ilimlerdir). Aklın nuru, fünun-u medeniyedir (modern fenler, bilimlerdir).

    İkisinin imtizacıyla (din ve bilimin işbirliği ile) hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti (gayreti, çalışkanlığı) pervaz eder (uçar, yükselir).

    İftirak ettikleri vakit (din ve modern fenler ayrıldıkları zaman); birincisinde (dindarlarda) taassub, ikincisinde (sadece bilim tahsil edenlerde) hile, şübhe tevellüd eder (doğar)...

    (Said Nursi r.a. Münazarat - 86)

    4.. Rusya'nın 200 yıl, Çin'in 80 yıldır Orta Asya Türklerine zulümleri, baskıları ve esaret altına almaları, Orta Asya Türklerini maddeten geri bırakmıştır.

    5.. Avrupa'nın kafir devletlerine ve ideolojilerine ruhunu satmış, onların uşağı ve taklidcisi olmuş karanlık "aydınlar" ve kukla yöneticiler yüzünden ülkemiz ve diğer islam ülkeleri büyük tahribat gördü ve maddi manevi geri kaldı.

    Bu karanlık aydınlar ve diktatör yöneticiler, Allaha ve Kurana bağlanıp teslim olmak yerine, 100 yıldır Kefereye gönül bağladılar ve kendi insanlarına zulmettiler veya zarar verdiler.

    Ülkemizde son 30-40 sene içinde, hususan Rahmetli Turgut Özal devrinde ve Başkan Erdoğan devresinde, dindar kadrolar, dindar bilim-insanları ve mühendisler sayesinde gerçekleşen altyapı, teknoloji, sağlık bilimleri, savunma sanayi, uçak teknolojisi, yazılım teknolojisi alanlarındaki büyük atılımlar, ülkemizi G20'ye sokmuş ve G10 içine girebilmek için de milletimize ümid ve gayret vermiştir.

    "Hıristiyanlar dinlerinde reform, rönesans yaptılar. Böylece ortaçağdan kurtuldular… Müslümanlar da dinde reform yaparlarsa kalkınır, gelişirler" şeklindeki iddiaya cevaben :

    Hz İsa'nin tebliğ ettigi hakiki dini degil, tahrif edilmiş Hristiyanlık hususan Katolik mezhebi, ilme, ilim-adamlarına, akıl ve mantığa düşmandı... Reformlar ondan dolayı bir protesto niteliğinde başladı ve Protestant mezhebi ortaya çıktı.

    Bizde ise İslamiyet daima bilim-adamlarının ve fakirlerin, mazlumların himayecisi, ezilen halk sınıfının destekçisi olmuştur. Kuran ve Hadis-i Şeriflerde, bilimi teşvik eden yüzlerce ayetler, hadisler, bu hakikati apaçık isbat eder..

    1200 yıl boyunca Süpergüç islam devletleri ve gecmiş müslüman bilimadamları, islamiyetin Bilim ve Akla verdiği önemi gösterir.. Onun için bizim dinimizin Reforma ve insan eliyle değiştirilmeye ihtiyacı olamaz.

    Hz. İsa, iman esasları ve ahlaki kaideleri ders verdi ama günlük muamelat ve devlet idaresi ve içtimai kanunlara dair bir teferruata girmedi. Bu detayları, Ruhban reisleri ve sonra da Hristiyan siyasetçiler tesis ettiler. Onun için, Hristiyanlıktaki dini reformlar Allahı ve Hz. İsa'yı a.s. inkar maksadını ve manasını taşımıyordu.

    Halbuki İslâmiyet dininin ve şeriatının sahibi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, iki cihanın sultanı, şark ve garb ve Endülüs ve Hind, birer taht-ı saltanatı olduğundan; Din-i İslâm'ın esasatını bizzât kendisi gösterdiği gibi, o dinin teferruatını ve sair ahkâmını, hattâ en küçük âdâbını dahi bizzât o getiriyor, o haber veriyor, o emir veriyor.

    Demek İslâmiyetin teferruat hükümleri, değişmesi mümkün bir elbise gibi değil ki; onlar reform yaparak değiştirilse, Dinin Esasları ayakta kalabilsin.

    İslamiyetin, Kuran ve Sünnetin teferruattaki detay hükümleri, Dinin Esasları için bir ceseddir, en azından cildi, derisidir. Esas hükümler ve detay hükümler iç içe girmiş ve yapışıktır, ayrılmaları kâbil değildir.

    O ibadet veya içtimai hükümleri değiştirmek demek, doğrudan doğruya Şeriatın Sahibini inkâr ve tekzib etmek çıkar !
    (Said Nursi-Mektubat-435'dan istifade ile)

    Mesela, Kuran'da 130 kere emredilen Namaz, müminler için farz bir Esas Hükümdür. Ama namaz içinde Fatiha, zammı sure, Ettehiyyat vs okumak gibi teferruatı bizzat Sahabilerine öğreten Allah'ın Elçisidir (s.a.v.). Dolayısıyla o teferruat yani ince detayları müminlerin değiştirmeleri mümkün değildir.

    Mesela, Kuran-i Kerim'de haram hükmüyle yasaklanan zina, alkollü içki, kumar, suçsuz bir masumu öldürmek, anne-babaya isyan edip ilişkiyi kesmek, cihadı terketmek, namuslu bir kadın veya erkeğe zina konusunda iftira atmak faizli tefecilik gibi büyük günahlar bahsedilmiş ve bazılarının dünyevi cezaları da kısaca zikredilmiştir. Lakin bunların toplum hayatında cezai uygulamalarının detayları bizzat Hz. Peygamber Efendimiz tarafından yapılmış ve Ümmetine gösterilmiştir. Bunları reform ile değiştirmek, Allahın ve Elçisinin emir ve yasaklarını, hadd ve kanunlarını beğenmemek ve reddetmek manasındadır...

    Beşeriyet, bu dünyada saadet, huzur ve maddi-manevi terakki istiyorsa, Islamiyetin Esaslarına ve Şeriatın Adil Kanunlarına uyup uygulamak mecburiyetindedir.

    Dr. Ali Kemal Pekkendir
    ODTÜ Makina-82, Birmingham Univ-99
    Windsor, İngiltere
    Email: akpekkendir@yahoo.com
    İSLAM VE BİLİM : MÜSLÜMAN DEVLETLER NİÇİN GERİ KALDILAR ? KURAN-I KERİM'in Anayasa olduğu ve hayatta yaşandığı 1450 senenin 1200 senesinde İslam Devletleri, sadece Askeri alanda Süper Güç değillerdi, her alanda üstündüler.. Matematik, Astronomi, Tıb, Fizik, Kimya, Ecza vs bilimlerinde de yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler. Avrupada kitapları asırlarca okutulan İbni Sina, Ibni Heysem, Buruni gibi müslüman bilim-adamlarinin tam listesini görmek için google aramada, MEŞHUR MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI yazıp arayabilirsiniz. Çünki Kuran, bilimi, gözlemi, akıl ve mantık ilmini kullanmayı emrediyor.. onlarca Ayeti ile insanları akla, tefekküre, istişare ve ilmi araştırmaya havale ediyor... Peki, öyleyse dünyada 56 müslüman ülke neden bu halde …? 1.. Avrupa ve Amerika sömürgeci katil ve kafir devletleri yüzünden.. Afrika ve Asya'daki müslüman topraklarını asirlarca sömürüp, elmas, altın, bakır, platin ve diğer maden kaynaklarını çaldılar. O çalıntı servetler ile Avrupa'nın sanayi altyapısını, bilim ve teknolojisini desteklediler ve dev sermaye birikimlerine ulaştılar. 2.. Rusya ve Avrupa'nın hristiyan devletleri Osmanlı'ya asırlar boyunca savaş açıp hücum ettiler. Osmanlıya kendine gelip, ferahlayıp bilim ve teknolojide tekrar güçlenme fırsatını vermediler. 3.. Osmanlı ve diğer İslam Memleketleri de son 3 asırda, Kuran'ın emri olan ve fiili dua olan Adetullah Kanunları, Fizik, Kimya, Mekanik, Elektrik gibi fenlere, bilimlere çalışmakta geri kalıp, medreselerde sadece Dini eğitime ağırlık verdiler. Halbuki : Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir (dini ilimlerdir). Aklın nuru, fünun-u medeniyedir (modern fenler, bilimlerdir). İkisinin imtizacıyla (din ve bilimin işbirliği ile) hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti (gayreti, çalışkanlığı) pervaz eder (uçar, yükselir). İftirak ettikleri vakit (din ve modern fenler ayrıldıkları zaman); birincisinde (dindarlarda) taassub, ikincisinde (sadece bilim tahsil edenlerde) hile, şübhe tevellüd eder (doğar)... (Said Nursi r.a. Münazarat - 86) 4.. Rusya'nın 200 yıl, Çin'in 80 yıldır Orta Asya Türklerine zulümleri, baskıları ve esaret altına almaları, Orta Asya Türklerini maddeten geri bırakmıştır. 5.. Avrupa'nın kafir devletlerine ve ideolojilerine ruhunu satmış, onların uşağı ve taklidcisi olmuş karanlık "aydınlar" ve kukla yöneticiler yüzünden ülkemiz ve diğer islam ülkeleri büyük tahribat gördü ve maddi manevi geri kaldı. Bu karanlık aydınlar ve diktatör yöneticiler, Allaha ve Kurana bağlanıp teslim olmak yerine, 100 yıldır Kefereye gönül bağladılar ve kendi insanlarına zulmettiler veya zarar verdiler. Ülkemizde son 30-40 sene içinde, hususan Rahmetli Turgut Özal devrinde ve Başkan Erdoğan devresinde, dindar kadrolar, dindar bilim-insanları ve mühendisler sayesinde gerçekleşen altyapı, teknoloji, sağlık bilimleri, savunma sanayi, uçak teknolojisi, yazılım teknolojisi alanlarındaki büyük atılımlar, ülkemizi G20'ye sokmuş ve G10 içine girebilmek için de milletimize ümid ve gayret vermiştir. "Hıristiyanlar dinlerinde reform, rönesans yaptılar. Böylece ortaçağdan kurtuldular… Müslümanlar da dinde reform yaparlarsa kalkınır, gelişirler" şeklindeki iddiaya cevaben : Hz İsa'nin tebliğ ettigi hakiki dini degil, tahrif edilmiş Hristiyanlık hususan Katolik mezhebi, ilme, ilim-adamlarına, akıl ve mantığa düşmandı... Reformlar ondan dolayı bir protesto niteliğinde başladı ve Protestant mezhebi ortaya çıktı. Bizde ise İslamiyet daima bilim-adamlarının ve fakirlerin, mazlumların himayecisi, ezilen halk sınıfının destekçisi olmuştur. Kuran ve Hadis-i Şeriflerde, bilimi teşvik eden yüzlerce ayetler, hadisler, bu hakikati apaçık isbat eder.. 1200 yıl boyunca Süpergüç islam devletleri ve gecmiş müslüman bilimadamları, islamiyetin Bilim ve Akla verdiği önemi gösterir.. Onun için bizim dinimizin Reforma ve insan eliyle değiştirilmeye ihtiyacı olamaz. Hz. İsa, iman esasları ve ahlaki kaideleri ders verdi ama günlük muamelat ve devlet idaresi ve içtimai kanunlara dair bir teferruata girmedi. Bu detayları, Ruhban reisleri ve sonra da Hristiyan siyasetçiler tesis ettiler. Onun için, Hristiyanlıktaki dini reformlar Allahı ve Hz. İsa'yı a.s. inkar maksadını ve manasını taşımıyordu. Halbuki İslâmiyet dininin ve şeriatının sahibi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, iki cihanın sultanı, şark ve garb ve Endülüs ve Hind, birer taht-ı saltanatı olduğundan; Din-i İslâm'ın esasatını bizzât kendisi gösterdiği gibi, o dinin teferruatını ve sair ahkâmını, hattâ en küçük âdâbını dahi bizzât o getiriyor, o haber veriyor, o emir veriyor. Demek İslâmiyetin teferruat hükümleri, değişmesi mümkün bir elbise gibi değil ki; onlar reform yaparak değiştirilse, Dinin Esasları ayakta kalabilsin. İslamiyetin, Kuran ve Sünnetin teferruattaki detay hükümleri, Dinin Esasları için bir ceseddir, en azından cildi, derisidir. Esas hükümler ve detay hükümler iç içe girmiş ve yapışıktır, ayrılmaları kâbil değildir. O ibadet veya içtimai hükümleri değiştirmek demek, doğrudan doğruya Şeriatın Sahibini inkâr ve tekzib etmek çıkar ! (Said Nursi-Mektubat-435'dan istifade ile) Mesela, Kuran'da 130 kere emredilen Namaz, müminler için farz bir Esas Hükümdür. Ama namaz içinde Fatiha, zammı sure, Ettehiyyat vs okumak gibi teferruatı bizzat Sahabilerine öğreten Allah'ın Elçisidir (s.a.v.). Dolayısıyla o teferruat yani ince detayları müminlerin değiştirmeleri mümkün değildir. Mesela, Kuran-i Kerim'de haram hükmüyle yasaklanan zina, alkollü içki, kumar, suçsuz bir masumu öldürmek, anne-babaya isyan edip ilişkiyi kesmek, cihadı terketmek, namuslu bir kadın veya erkeğe zina konusunda iftira atmak faizli tefecilik gibi büyük günahlar bahsedilmiş ve bazılarının dünyevi cezaları da kısaca zikredilmiştir. Lakin bunların toplum hayatında cezai uygulamalarının detayları bizzat Hz. Peygamber Efendimiz tarafından yapılmış ve Ümmetine gösterilmiştir. Bunları reform ile değiştirmek, Allahın ve Elçisinin emir ve yasaklarını, hadd ve kanunlarını beğenmemek ve reddetmek manasındadır... Beşeriyet, bu dünyada saadet, huzur ve maddi-manevi terakki istiyorsa, Islamiyetin Esaslarına ve Şeriatın Adil Kanunlarına uyup uygulamak mecburiyetindedir. Dr. Ali Kemal Pekkendir ODTÜ Makina-82, Birmingham Univ-99 Windsor, İngiltere Email: akpekkendir@yahoo.com
    0 Comentários 0 Compartilhamentos