• 135 YILLIK VEFA HİKÂYESİ: JAPONYA TÜRK DENİZCİLERİ KURTARDI, TÜRKİYE YILLAR SONRA JAPONLARI UNUTMADI!

    Bazı dostluklar anlaşmalarla değil, zor zamanlarda uzatılan yardım elleriyle kurulur. Türkiye ile Japonya arasındaki bağın hafızalara kazınan en etkileyici örneklerinden biri, 1890’da yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciası ve yıllar sonra İran’da gerçekleştirilen tahliye operasyonudur.

    1890: Japon balıkçıların hayat kurtardığı gece

    Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya ziyaretinin ardından dönüş yolundayken 16 Eylül 1890’da şiddetli bir tayfuna yakalandı. Gemi, Japonya’nın Kii Yarımadası açıklarında, Kushimoto yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı.

    Faciada 500’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti. Bölgedeki Japon halkı ise fırtınaya rağmen yardıma koştu; denizden çıkarabildikleri denizcilere yiyecek ve barınak sağladı.

    Kazadan 69 denizci kurtuldu. Yaralılar, Japonya’da tedavi edildikten sonra Japon donanmasına ait gemilerle ülkelerine gönderildi. Bu dayanışma, iki ülke arasındaki dostluğun simgelerinden biri hâline geldi.

    1985: Bu kez Türkiye, Japon vatandaşlarının yardımına koştu

    Aradan yaklaşık 95 yıl geçti. Mart 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak, belirli bir süreden sonra İran hava sahasındaki uçakları vuracağını duyurdu. Tahran’da bulunan 215 Japon vatandaşı için zaman daralıyordu.

    Japonya’nın o dönemde kendi vatandaşlarını tahliye etmekte yaşadığı güçlükler üzerine Türkiye devreye girdi. Türk Hava Yollarına ait iki uçak Tahran’a gönderildi ve Japon vatandaşları güvenli biçimde tahliye edildi.

    Bu olay, yıllar boyunca Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilişkilendirildi. İki olay arasında doğrudan bir karşılık verme kararı bulunduğuna ilişkin anlatımlar olsa da, tahliye kararının bütün ayrıntılarını yalnızca bu hikâyeye bağlamak doğru olmaz.

    Kuşimoto’da hâlâ yaşayan bir hatıra

    Bugün Japonya’nın Kuşimoto kentinde Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve anma etkinlikleri bulunuyor. Bu hatıra, iki ülkenin zor zamanlarda kurduğu insani bağın sembolü olarak yaşatılıyor.

    Dostluk, yıllar geçse de unutulmayan iyiliklerle büyür.

    1890’da Japon halkının Türk denizcilerine uzattığı yardım eli ve 1985’te Türkiye’nin Japon vatandaşlarını tahliye etmesi, insanlığın sınırları aşabildiğini gösteren iki önemli tarihî olaydır.

    Kaynaklar
    Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı — Türkiye-Japonya ilişkileri
    Japonya Dışişleri Bakanlığı — Japonya-Türkiye ilişkilerinin tarihçesi
    Japonya Sahil Güvenlik ve Kuşimoto’daki Ertuğrul Fırkateyni anıtına ilişkin tarihî kayıtlar
    Türk Hava Yolları — Kurumsal tarihçe ve 1985 Tahran tahliyesine ilişkin anlatımlar
    🇹🇷🇯🇵 135 YILLIK VEFA HİKÂYESİ: JAPONYA TÜRK DENİZCİLERİ KURTARDI, TÜRKİYE YILLAR SONRA JAPONLARI UNUTMADI! Bazı dostluklar anlaşmalarla değil, zor zamanlarda uzatılan yardım elleriyle kurulur. Türkiye ile Japonya arasındaki bağın hafızalara kazınan en etkileyici örneklerinden biri, 1890’da yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciası ve yıllar sonra İran’da gerçekleştirilen tahliye operasyonudur. 🇹🇷❤️🇯🇵 🌊 1890: Japon balıkçıların hayat kurtardığı gece Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya ziyaretinin ardından dönüş yolundayken 16 Eylül 1890’da şiddetli bir tayfuna yakalandı. Gemi, Japonya’nın Kii Yarımadası açıklarında, Kushimoto yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı. Faciada 500’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti. Bölgedeki Japon halkı ise fırtınaya rağmen yardıma koştu; denizden çıkarabildikleri denizcilere yiyecek ve barınak sağladı. Kazadan 69 denizci kurtuldu. Yaralılar, Japonya’da tedavi edildikten sonra Japon donanmasına ait gemilerle ülkelerine gönderildi. Bu dayanışma, iki ülke arasındaki dostluğun simgelerinden biri hâline geldi. ✈️ 1985: Bu kez Türkiye, Japon vatandaşlarının yardımına koştu Aradan yaklaşık 95 yıl geçti. Mart 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak, belirli bir süreden sonra İran hava sahasındaki uçakları vuracağını duyurdu. Tahran’da bulunan 215 Japon vatandaşı için zaman daralıyordu. Japonya’nın o dönemde kendi vatandaşlarını tahliye etmekte yaşadığı güçlükler üzerine Türkiye devreye girdi. Türk Hava Yollarına ait iki uçak Tahran’a gönderildi ve Japon vatandaşları güvenli biçimde tahliye edildi. Bu olay, yıllar boyunca Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilişkilendirildi. İki olay arasında doğrudan bir karşılık verme kararı bulunduğuna ilişkin anlatımlar olsa da, tahliye kararının bütün ayrıntılarını yalnızca bu hikâyeye bağlamak doğru olmaz. 🕊️ Kuşimoto’da hâlâ yaşayan bir hatıra Bugün Japonya’nın Kuşimoto kentinde Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve anma etkinlikleri bulunuyor. Bu hatıra, iki ülkenin zor zamanlarda kurduğu insani bağın sembolü olarak yaşatılıyor. ❤️ Dostluk, yıllar geçse de unutulmayan iyiliklerle büyür. 1890’da Japon halkının Türk denizcilerine uzattığı yardım eli ve 1985’te Türkiye’nin Japon vatandaşlarını tahliye etmesi, insanlığın sınırları aşabildiğini gösteren iki önemli tarihî olaydır. 📚 Kaynaklar Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı — Türkiye-Japonya ilişkileri Japonya Dışişleri Bakanlığı — Japonya-Türkiye ilişkilerinin tarihçesi Japonya Sahil Güvenlik ve Kuşimoto’daki Ertuğrul Fırkateyni anıtına ilişkin tarihî kayıtlar Türk Hava Yolları — Kurumsal tarihçe ve 1985 Tahran tahliyesine ilişkin anlatımlar
    0 Commenti 0 condivisioni
  • The Ottoman Empire at Its Peak – 1683

    In 1683, the Ottoman Empire stood as one of the world’s most powerful states, stretching across three continents.

    Territory – From Hungary in the heart of Europe to the Arabian deserts, from North Africa to the Caucasus, the empire spanned 6-7 million square kilometers.

    Capital – Istanbul, once Constantinople, was a global hub of trade, culture, and politics.

    Diversity – The empire united Turks, Arabs, Kurds, Greeks, Armenians, Slavs, Jews, and many more under a vast administrative system.

    Military Power – The Janissaries and navy projected influence across the Mediterranean, Red Sea, and beyond.

    1683 Vienna Campaign – Marked the high tide of Ottoman expansion into Europe, though the failed siege of Vienna also signaled the turning point of imperial fortunes.

    The Ottoman Empire in 1683 was not just a political force — it was a cultural mosaic and a major player in global history.

    A true ISLAMIC UNITY is not only the only solution to provide Peace, Tranquility, and Security today — just as the Ottoman State ensured for 600 years — but also the only path for the economic development of poor Islamic countries.
    The Ottoman Empire at Its Peak – 1683 In 1683, the Ottoman Empire stood as one of the world’s most powerful states, stretching across three continents. 🔹 Territory – From Hungary in the heart of Europe to the Arabian deserts, from North Africa to the Caucasus, the empire spanned 6-7 million square kilometers. 🔹 Capital – Istanbul, once Constantinople, was a global hub of trade, culture, and politics. 🔹 Diversity – The empire united Turks, Arabs, Kurds, Greeks, Armenians, Slavs, Jews, and many more under a vast administrative system. 🔹 Military Power – The Janissaries and navy projected influence across the Mediterranean, Red Sea, and beyond. 🔹 1683 Vienna Campaign – Marked the high tide of Ottoman expansion into Europe, though the failed siege of Vienna also signaled the turning point of imperial fortunes. The Ottoman Empire in 1683 was not just a political force — it was a cultural mosaic and a major player in global history. A true ISLAMIC UNITY is not only the only solution to provide Peace, Tranquility, and Security today — just as the Ottoman State ensured for 600 years — but also the only path for the economic development of poor Islamic countries.
    0 Commenti 0 condivisioni
  • Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir.
    Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu.

    Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti.

    Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi.

    Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi.

    Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı.

    Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu.

    Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan.
    Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi.

    Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor.

    Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur.

    Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.
    Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir. Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu. Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti. Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi. Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi. Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı. Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu. Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan. Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi. Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor. Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur. Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.👏👏👏
    0 Commenti 0 condivisioni
  • ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR,
    GRANADA, İSPANYA
    1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler.
    Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik.
    Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor.
    Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti.
    Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı.
    Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti.
    Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı.
    Sırrı ne miydi?
    Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor.
    Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real":
    Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal.
    Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu.
    Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok.
    Meydan okumak imkansız görünüyordu:
    Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak.
    Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey.
    Hata payı? Sıfır.
    Ancak daha büyük bir sorunları vardı:
    Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu.
    Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu.
    Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu.
    Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı.
    Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler:
    • 45 metre yüksekliğinde
    • Çoklu depolama odaları
    • Basınç düzenleme sistemleri
    • Yedek rezervuarlar
    Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi.
    Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi:
    • 12 metre çapında
    • Kenarına seramik kaplar takılı
    • Verimlilik için karşı ağırlıklı
    • Saatte 1.500 litre kaldırabilir
    500 yıl boyunca sürekli çalıştı.
    Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı:
    Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan.
    Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu.
    Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu.
    Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu.
    En büyük başarıları?
    Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar:
    • Kendini idame ettiren su kaldırma
    • Hava kabarcığı itme
    • Doğal basınç düzenlemesi
    Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu.
    Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı:
    • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi)
    • Dereceli sıcaklık odaları
    • Buhar üretim odaları
    • Mermer ısı tutma zeminleri
    • Doğal havalandırma kanalları
    Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor.
    İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi:
    • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi
    • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri
    • Su duvarı soğutma sistemleri
    • Buharlaştırıcı soğutma odaları
    Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk.
    Yedek su sistemleri harikaydı:
    3 ayrı su kaynağı:
    • Royal Canal (birincil)
    • Darro Nehri asansörü (ikincil)
    • Yağmur suyu toplama (acil)
    Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar.
    Mühendislik o kadar hassastı ki:
    • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı
    • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu
    • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı
    • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü
    Hepsi tek bir güç pompası olmadan.
    Etkisi devrim niteliğindeydi:
    • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu
    • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu
    • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı
    • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi
    Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi.
    NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil:
    Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü:
    • Pasif iklim kontrolü
    • Kaynak optimizasyonu
    • Sürdürülebilir su geri dönüşümü
    • Yerçekimine dayalı güç sistemleri
    Mars kolonileri için mükemmel.
    • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar.
    • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi
    • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı
    • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi
    İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik.
    Bugün, 900 yıl sonra:
    • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor
    • Orijinal çeşmeler hala akıyor
    • İklim kontrolü hala çalışıyor
    • Bahçeler hala çiçek açıyor
    "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı.
    GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU?
    Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır.
    Detaylı olarak:
    1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti.
    El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır.
    Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti.
    Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular.
    Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir.
    Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.
    🛜: Genius GTX
    : ChatGPT
    ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR, GRANADA, İSPANYA 🇪🇸 1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler. Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik. Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor. Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti. Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı. Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti. Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı. Sırrı ne miydi? Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor. Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real": Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal. Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu. Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok. Meydan okumak imkansız görünüyordu: Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak. Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey. Hata payı? Sıfır. Ancak daha büyük bir sorunları vardı: Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu. Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu. Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu. Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı. Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler: • 45 metre yüksekliğinde • Çoklu depolama odaları • Basınç düzenleme sistemleri • Yedek rezervuarlar Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi. Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi: • 12 metre çapında • Kenarına seramik kaplar takılı • Verimlilik için karşı ağırlıklı • Saatte 1.500 litre kaldırabilir 500 yıl boyunca sürekli çalıştı. Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı: Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan. Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu. Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu. Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu. En büyük başarıları? Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar: • Kendini idame ettiren su kaldırma • Hava kabarcığı itme • Doğal basınç düzenlemesi Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu. Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı: • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi) • Dereceli sıcaklık odaları • Buhar üretim odaları • Mermer ısı tutma zeminleri • Doğal havalandırma kanalları Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor. İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi: • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri • Su duvarı soğutma sistemleri • Buharlaştırıcı soğutma odaları Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk. Yedek su sistemleri harikaydı: 3 ayrı su kaynağı: • Royal Canal (birincil) • Darro Nehri asansörü (ikincil) • Yağmur suyu toplama (acil) Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar. Mühendislik o kadar hassastı ki: • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü Hepsi tek bir güç pompası olmadan. Etkisi devrim niteliğindeydi: • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi. NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil: Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü: • Pasif iklim kontrolü • Kaynak optimizasyonu • Sürdürülebilir su geri dönüşümü • Yerçekimine dayalı güç sistemleri Mars kolonileri için mükemmel. • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar. • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik. Bugün, 900 yıl sonra: • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor • Orijinal çeşmeler hala akıyor • İklim kontrolü hala çalışıyor • Bahçeler hala çiçek açıyor "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı. GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU? Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır. Detaylı olarak: 1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti. El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır. Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti. Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular. Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir. Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir. 🛜: Genius GTX 🤖: ChatGPT
    0 Commenti 0 condivisioni
  • #Turkey is located at the crossroads of Asia and Europe. It is bordered by Greece and Bulgaria to the northwest, the Black Sea to the north, Georgia to the northeast, Armenia, the Azerbaijani exclave of Nakhchivan, and Iran to the east, Iraq to the southeast, Syria and the Mediterranean Sea to the south, and the Aegean Sea to the west.
    Area: 783,562 square kilometers.
    Topography: Includes the Taurus Mountains in the south, the Pontic Mountains in the north, fertile plains like the Anatolian Plain, and the Central Anatolian Plateau, along with lakes such as Lake Van.
    Water Bodies: Borders four major seas: the Black Sea, the Sea of Marmara, the Aegean Sea, and the Mediterranean Sea.
    2. Climate:
    Coastal Areas:
    Mediterranean and Aegean Coasts: Mediterranean climate with hot, dry summers and mild, wet winters.
    Black Sea Coast: Moderate and humid climate year-round.
    Inland Regions: Continental climate with hot, dry summers and very cold, snowy winters.
    Climate Change: Turkey faces challenges like drought and rising temperatures due to climate change.
    3. Population:
    Population Size: Approximately 84.5 million (2021).
    Population Distribution: Istanbul is the largest city with over 15.5 million residents. Ankara is the second largest, followed by Izmir, Bursa, and Antalya.
    Ethnic Diversity: Predominantly Turks, with a significant Kurdish minority, and smaller Armenian, Arab, and Greek communities.
    Population Growth: About 1.2% annually.
    4. Economy:
    GDP: Approximately $7.209 trillion in 2021.
    Exports: Includes agricultural products, automobiles, textiles, and electronics, valued at $225 billion.
    Imports: Mainly energy and raw materials, totaling $271 billion.
    Unemployment Rate: Around 10.3%.
    Agriculture and Industry: Notable for wheat, hazelnuts, and olives, as well as being a leading producer of automobiles and steel.
    5. Currency:
    The official currency is the Turkish Lira (TRY), which experiences fluctuations in value against foreign currencies.
    6. Tourism:
    Visitor Numbers: Turkey welcomed around 30 million tourists in 2021.
    Revenue: Approximately $24.5 billion.
    Top Destinations:
    Istanbul: Iconic landmarks like Hagia Sophia, the Blue Mosque, and Topkapi Palace.
    Antalya: A hub for coastal tourism.
    Cappadocia: Known for its unique landscapes and hot air balloons.
    Historical Sites: Ephesus and Troy.
    7. History:
    Civilizations: Turkey has been home to various civilizations, including the Hittites, Persians, Romans, and Byzantines.
    Ottoman Era: Spanned from the 14th century to the early 20th century.
    Modern Republic: Established in 1923 under Mustafa Kemal Atatürk, who moved the capital to Ankara and initiated widespread reforms.
    8. Education:
    Education System: Mandatory for 12 years (6 years primary, 3 years middle, 3 years secondary).
    Higher Education: Home to numerous universities, including Istanbul University and Middle East Technical University.
    Literacy Rate: Approximately 96%.
    9. Healthcare:
    Healthcare System: Turkey has a well-developed healthcare system encompassing public and private sectors.
    Medical Tourism: A popular destination for medical and cosmetic treatments, attracting thousands of patients annually.
    Hospitals: Equipped with state-of-the-art medical technology.
    10. Culture:
    Official Language: Turkish.
    Religion: Islam is the predominant religion, with Christian and Jewish minorities.
    Traditions: A blend of Eastern and Western cultural influences.
    Turkey serves as a bridge between East and West, with a rich history and modern development.
    #Turkey is located at the crossroads of Asia and Europe. It is bordered by Greece and Bulgaria to the northwest, the Black Sea to the north, Georgia to the northeast, Armenia, the Azerbaijani exclave of Nakhchivan, and Iran to the east, Iraq to the southeast, Syria and the Mediterranean Sea to the south, and the Aegean Sea to the west. Area: 783,562 square kilometers. Topography: Includes the Taurus Mountains in the south, the Pontic Mountains in the north, fertile plains like the Anatolian Plain, and the Central Anatolian Plateau, along with lakes such as Lake Van. Water Bodies: Borders four major seas: the Black Sea, the Sea of Marmara, the Aegean Sea, and the Mediterranean Sea. 🌐 2. Climate: Coastal Areas: Mediterranean and Aegean Coasts: Mediterranean climate with hot, dry summers and mild, wet winters. Black Sea Coast: Moderate and humid climate year-round. Inland Regions: Continental climate with hot, dry summers and very cold, snowy winters. Climate Change: Turkey faces challenges like drought and rising temperatures due to climate change. 🌐 3. Population: Population Size: Approximately 84.5 million (2021). Population Distribution: Istanbul is the largest city with over 15.5 million residents. Ankara is the second largest, followed by Izmir, Bursa, and Antalya. Ethnic Diversity: Predominantly Turks, with a significant Kurdish minority, and smaller Armenian, Arab, and Greek communities. Population Growth: About 1.2% annually. 🌐 4. Economy: GDP: Approximately $7.209 trillion in 2021. Exports: Includes agricultural products, automobiles, textiles, and electronics, valued at $225 billion. Imports: Mainly energy and raw materials, totaling $271 billion. Unemployment Rate: Around 10.3%. Agriculture and Industry: Notable for wheat, hazelnuts, and olives, as well as being a leading producer of automobiles and steel. 🌐 5. Currency: The official currency is the Turkish Lira (TRY), which experiences fluctuations in value against foreign currencies. 🌐 6. Tourism: Visitor Numbers: Turkey welcomed around 30 million tourists in 2021. Revenue: Approximately $24.5 billion. Top Destinations: Istanbul: Iconic landmarks like Hagia Sophia, the Blue Mosque, and Topkapi Palace. Antalya: A hub for coastal tourism. Cappadocia: Known for its unique landscapes and hot air balloons. Historical Sites: Ephesus and Troy. 🌐 7. History: Civilizations: Turkey has been home to various civilizations, including the Hittites, Persians, Romans, and Byzantines. Ottoman Era: Spanned from the 14th century to the early 20th century. Modern Republic: Established in 1923 under Mustafa Kemal Atatürk, who moved the capital to Ankara and initiated widespread reforms. 🌐 8. Education: Education System: Mandatory for 12 years (6 years primary, 3 years middle, 3 years secondary). Higher Education: Home to numerous universities, including Istanbul University and Middle East Technical University. Literacy Rate: Approximately 96%. 🌐 9. Healthcare: Healthcare System: Turkey has a well-developed healthcare system encompassing public and private sectors. Medical Tourism: A popular destination for medical and cosmetic treatments, attracting thousands of patients annually. Hospitals: Equipped with state-of-the-art medical technology. 🌐 10. Culture: Official Language: Turkish. Religion: Islam is the predominant religion, with Christian and Jewish minorities. Traditions: A blend of Eastern and Western cultural influences. Turkey serves as a bridge between East and West, with a rich history and modern development.
    0 Commenti 0 condivisioni
  • Cuma Hutbesi: "Müminin Hayatında Umutsuzluğa Yer Yoktur"

    Muhterem Müslümanlar!

    Yüce Rabbimizin fıtratımıza yerleştirdiği duygulardan biri de umuttur. Umut; tam bir teslimiyetle Cenâb-ı Hakk’a sığınmak, O’nun yardımına ve desteğine sonsuz güvenmektir. Tedbiri tevekkülle, sabrı çabayla birleştirerek, geçmişin muhasebesini yapıp geleceğe kararlılıkla yol almaktır. Umut, kişinin hayata tutunmasını sağlayan, azim ve gayretini arttıran ilahi bir rahmettir. Beden ve ruh sağlığını koruyan manevi bir güçtür.

    Umutsuzluk ise, insanın yaşama sevincini yok eder. Geleceğe dair hayallerini karartır. Kişiyi tembelliğe düşürüp sorumluluktan uzaklaştırır. Yüce Rabbimiz bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “De ki: Ey haddi aşarak kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[1]

    Aziz Müminler!

    Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa gönderdiği bütün peygamberler, en ağır imtihanlar karşısında dahi ümitlerini asla yitirmemişlerdir. Nitekim Hz. Âdem Allah’tan umutla bağışlanma dilemiştir. Hz. Nûh, güzel söz ve tatlı dille evladına nasihat etmiş, “Yavrucuğum! Bizimle beraber sen de gemiye bin, inkârcılarla birlikte olma.”[2] diyerek onun hidayete ermesini ümitle beklemiştir. Hz. Eyyûb, ağır hastalığına rağmen iyileşeceğine dair inancını asla kaybetmemiş, şifa bulmak için bütün tedavi yollarına başvurmuştur. Allah Resûlü (s.a.s) ise, meşakkatler karşısında asla umutsuzluğa düşmemiş, حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ “...Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na güvenip dayanırım. O, yüce arşın sahibidir.”[3] diyerek Rabbine sığınmıştır.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Bizler de zaman zaman zorluklarla karşılaşabiliriz. Aile, iş ve ticaret hayatımızda, komşuluk ve akrabalık ilişkilerimizde sıkıntılar yaşayabiliriz. Oysaki derdimiz ve sıkıntımız ne kadar büyük olursa olsun, Rabbimizin rahmet ve merhameti her şeyi kuşatmıştır. Yeter ki bizler; Rabbimize, kendimize, ailemize, çevremize ve bütün insanlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirelim. Salih ameller ve güzel ahlakla hayatımızı tezyin edelim.

    Değerli Müminler!

    Bugün, dünyayı savaş alanına çevirmek isteyen zalimler, insanlığın umudunu yok etmek için her türlü kötülüğe başvurmaktadırlararndedir. . Başta Filistin ve Gazze olmak üzere dünyanın pek çok yerinde kadın erkek, büyük küçük demeden insanları katletmektedirler. Sağlık ve gıda ihtiyaçlarını dahi engelleyerek onları dünyanın gözü önünde ölüme terk etmektedirler. Diğer taraftan, aklı, fıtratı, ahlakı ve iffeti yok eden sapkın ideolojileri yaygınlaştırarak ailenin ve insanlığın geleceğini tehdit etmektedirler. Alkol, kumar, fuhuş, uyuşturucu maddeler ve zararlı medya içerikleriyle gençliğin hayallerini karartmak, umutlarını çalmak istemektedirler. Ancak bütün planların üzerinde ilahi bir takdir vardır. Ayette de buyrulduğu üzere, وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ “Onlar tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını başlarına geçirdi. Zira Allah, tuzakları bozanların en hayırlısıdır.”[4]

    Aziz Müslümanlar!

    Kötülüklerin yaygınlaştırılmak istendiği, iyiliğe dair umutların, ideallerin ve hayallerin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde bize düşen, hayatımızda umutsuzluğa asla yer vermemektir. Elimizden gelen bütün imkânları seferber ettikten sonra Yüce Rabbimizin lütuf ve inayetine sığınmaktır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe dair hayallerine ve ideallerine ulaşmaları noktasında onlara her türlü desteği sağlamaktır. Günaha dalmış, harama bulaşmış; alkol, kumar, fuhuş ve madde bağımlılığı gibi kötü alışkanlıkların esiri olmuş kardeşlerimize şefkat ve merhamet elimizi uzatmak, onları bu durumdan kurtarmak için daha fazla gayret göstermektir.

    Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum: “…Allah’ım! Sana yöneldim. İşimi sana havale ettim. Umut ve huşu içinde sana sığındım...”[5]

    [1] Zümer, 39/53.
    [2] Hûd, 11/42.
    [3] Tevbe, 9/129.
    [4] Âl-i İmrân, 3/54.
    [5] Buhârî, Vudû’, 75.
    Cuma Hutbesi: "Müminin Hayatında Umutsuzluğa Yer Yoktur" Muhterem Müslümanlar! Yüce Rabbimizin fıtratımıza yerleştirdiği duygulardan biri de umuttur. Umut; tam bir teslimiyetle Cenâb-ı Hakk’a sığınmak, O’nun yardımına ve desteğine sonsuz güvenmektir. Tedbiri tevekkülle, sabrı çabayla birleştirerek, geçmişin muhasebesini yapıp geleceğe kararlılıkla yol almaktır. Umut, kişinin hayata tutunmasını sağlayan, azim ve gayretini arttıran ilahi bir rahmettir. Beden ve ruh sağlığını koruyan manevi bir güçtür. Umutsuzluk ise, insanın yaşama sevincini yok eder. Geleceğe dair hayallerini karartır. Kişiyi tembelliğe düşürüp sorumluluktan uzaklaştırır. Yüce Rabbimiz bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “De ki: Ey haddi aşarak kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[1] Aziz Müminler! Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa gönderdiği bütün peygamberler, en ağır imtihanlar karşısında dahi ümitlerini asla yitirmemişlerdir. Nitekim Hz. Âdem Allah’tan umutla bağışlanma dilemiştir. Hz. Nûh, güzel söz ve tatlı dille evladına nasihat etmiş, “Yavrucuğum! Bizimle beraber sen de gemiye bin, inkârcılarla birlikte olma.”[2] diyerek onun hidayete ermesini ümitle beklemiştir. Hz. Eyyûb, ağır hastalığına rağmen iyileşeceğine dair inancını asla kaybetmemiş, şifa bulmak için bütün tedavi yollarına başvurmuştur. Allah Resûlü (s.a.s) ise, meşakkatler karşısında asla umutsuzluğa düşmemiş, حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ “...Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na güvenip dayanırım. O, yüce arşın sahibidir.”[3] diyerek Rabbine sığınmıştır. Kıymetli Müslümanlar! Bizler de zaman zaman zorluklarla karşılaşabiliriz. Aile, iş ve ticaret hayatımızda, komşuluk ve akrabalık ilişkilerimizde sıkıntılar yaşayabiliriz. Oysaki derdimiz ve sıkıntımız ne kadar büyük olursa olsun, Rabbimizin rahmet ve merhameti her şeyi kuşatmıştır. Yeter ki bizler; Rabbimize, kendimize, ailemize, çevremize ve bütün insanlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirelim. Salih ameller ve güzel ahlakla hayatımızı tezyin edelim. Değerli Müminler! Bugün, dünyayı savaş alanına çevirmek isteyen zalimler, insanlığın umudunu yok etmek için her türlü kötülüğe başvurmaktadırlararndedir. . Başta Filistin ve Gazze olmak üzere dünyanın pek çok yerinde kadın erkek, büyük küçük demeden insanları katletmektedirler. Sağlık ve gıda ihtiyaçlarını dahi engelleyerek onları dünyanın gözü önünde ölüme terk etmektedirler. Diğer taraftan, aklı, fıtratı, ahlakı ve iffeti yok eden sapkın ideolojileri yaygınlaştırarak ailenin ve insanlığın geleceğini tehdit etmektedirler. Alkol, kumar, fuhuş, uyuşturucu maddeler ve zararlı medya içerikleriyle gençliğin hayallerini karartmak, umutlarını çalmak istemektedirler. Ancak bütün planların üzerinde ilahi bir takdir vardır. Ayette de buyrulduğu üzere, وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ “Onlar tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını başlarına geçirdi. Zira Allah, tuzakları bozanların en hayırlısıdır.”[4] Aziz Müslümanlar! Kötülüklerin yaygınlaştırılmak istendiği, iyiliğe dair umutların, ideallerin ve hayallerin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde bize düşen, hayatımızda umutsuzluğa asla yer vermemektir. Elimizden gelen bütün imkânları seferber ettikten sonra Yüce Rabbimizin lütuf ve inayetine sığınmaktır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe dair hayallerine ve ideallerine ulaşmaları noktasında onlara her türlü desteği sağlamaktır. Günaha dalmış, harama bulaşmış; alkol, kumar, fuhuş ve madde bağımlılığı gibi kötü alışkanlıkların esiri olmuş kardeşlerimize şefkat ve merhamet elimizi uzatmak, onları bu durumdan kurtarmak için daha fazla gayret göstermektir. Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum: “…Allah’ım! Sana yöneldim. İşimi sana havale ettim. Umut ve huşu içinde sana sığındım...”[5] [1] Zümer, 39/53. [2] Hûd, 11/42. [3] Tevbe, 9/129. [4] Âl-i İmrân, 3/54. [5] Buhârî, Vudû’, 75.
    0 Commenti 0 condivisioni
  • Bu Anadolu Kurduna ancak Selâm durabilirsiniz..
    Mursi’nin yol arkadaşı Asım Abdulmacid’in Erdoğan paylaşımı büyük ilgi gördü

    Mısır’ın devrik ve şehit lideri Mursi’nin yol arkadaşı Asım Abdulmacid’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili paylaşımı Arap dünyasında gündem oldu.
    Bu Anadolu Kurduna ancak Selâm durabilirsiniz.. Mursi’nin yol arkadaşı Asım Abdulmacid’in Erdoğan paylaşımı büyük ilgi gördü Mısır’ın devrik ve şehit lideri Mursi’nin yol arkadaşı Asım Abdulmacid’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili paylaşımı Arap dünyasında gündem oldu.
    0 Commenti 0 condivisioni
  • The Linguistic Structure of Iran
    Iran is a highly diverse country with many languages spoken across its regions. The most prominent language is Persian (Farsi), which serves as the official language. However, there are several other major languages, often categorized into distinct linguistic groups:
    1. Indo-Iranian Group
    • Persian (Farsi) – Official and widely spoken across Iran.
    • Kurdish – Mainly spoken in western regions.
    • Baluchi – Spoken in southeastern Iran.
    2. Turkic Group
    • Azerbaijani (Azeri) – Predominantly spoken in the northwest.
    • Turkmen – Spoken in the northeastern provinces.
    • Qashqai (Kashkai) is a Turkic language spoken by the Qashqai people, a semi-nomadic pastoralist group primarily living in the southwestern region of Iran, particularly in Fars province. It belongs to the Oghuz branch of the Turkic language family, which includes Azerbaijani, Turkish, and Turkmen. Qashqai is closely related to Azerbaijani, and many speakers are bilingual, also fluent in Persian (Farsi). The Qashqai people have a rich cultural heritage and maintain their own distinct traditions, including their language, despite the dominance of Persian in the region.
    •
    3. Semitic Group
    • Arabic – Spoken in the southwestern regions, particularly Khuzestan.
    4. Caucasian and Other Minority Languages
    • Gilaki and Mazandarani – Spoken along the Caspian Sea coast.
    • Armenian – Spoken by the Armenian minority in various cities.
    Hashtags:
    #LinguisticDiversity #IranLanguages #PersianLanguage #CulturalDiversity #Iran #Linguistics
    The Linguistic Structure of Iran 🇮🇷 Iran is a highly diverse country with many languages spoken across its regions. The most prominent language is Persian (Farsi), which serves as the official language. However, there are several other major languages, often categorized into distinct linguistic groups: 1. Indo-Iranian Group • Persian (Farsi) – Official and widely spoken across Iran. • Kurdish – Mainly spoken in western regions. • Baluchi – Spoken in southeastern Iran. 2. Turkic Group • Azerbaijani (Azeri) – Predominantly spoken in the northwest. • Turkmen – Spoken in the northeastern provinces. • Qashqai (Kashkai) is a Turkic language spoken by the Qashqai people, a semi-nomadic pastoralist group primarily living in the southwestern region of Iran, particularly in Fars province. It belongs to the Oghuz branch of the Turkic language family, which includes Azerbaijani, Turkish, and Turkmen. Qashqai is closely related to Azerbaijani, and many speakers are bilingual, also fluent in Persian (Farsi). The Qashqai people have a rich cultural heritage and maintain their own distinct traditions, including their language, despite the dominance of Persian in the region. • 3. Semitic Group • Arabic – Spoken in the southwestern regions, particularly Khuzestan. 4. Caucasian and Other Minority Languages • Gilaki and Mazandarani – Spoken along the Caspian Sea coast. • Armenian – Spoken by the Armenian minority in various cities. Hashtags: #LinguisticDiversity #IranLanguages #PersianLanguage #CulturalDiversity #Iran #Linguistics
    0 Commenti 0 condivisioni
  • ŞEYH CAMİİ 1565 yılında Muğla'da Şeyh Bedrettin tarafından yaptırılmıştır.

    16. yüzyılda yaşamış bir mutasavvıftır. Muğla'da Kadı Mescidi olarak bilinen medresede ders okutmuştur. 16. yüzyıla ait kayıtlarda bu alimin adının bir mahalleye verilmesi nedeniyle büyük şöhret sahibi olduğu anlaşılmaktadır fakat yazılı kaynaklarda hakkında fazla bir bilgi yoktur.

    1671 yılında şehre gelen Evliya Çelebi Muğla'daki en sanatlı camilerin arasında Şeyh Camisini saymıştır.

    Şeyh Camii 19. yüzyılda iki onarım geçirmiş olup ilki olarak 1831 yılında Menteşe Mütesellimi (Tanzimat öncesi vergi toplayan devlet memuru) Tavaslı Osman Ağa'nın eşi Ümmü Gülsüm Hatun tarafından tamir ettirildi. Osman Ağa ayrıca camiye geniş vakıflar kurdurdu. İkinci onarım ise 1896 yılında yaptırıldı.

    Pek çok kez tadilattan geçen camiye minare 1800'lü yıllarda eklenmiştir

    Bu tarihten sonra uzun yıllar hizmet veren cami, 20 Haziran 2007'de restore edilerek yeni bir görünüm kazandı.
    ŞEYH CAMİİ 1565 yılında Muğla'da Şeyh Bedrettin tarafından yaptırılmıştır. 16. yüzyılda yaşamış bir mutasavvıftır. Muğla'da Kadı Mescidi olarak bilinen medresede ders okutmuştur. 16. yüzyıla ait kayıtlarda bu alimin adının bir mahalleye verilmesi nedeniyle büyük şöhret sahibi olduğu anlaşılmaktadır fakat yazılı kaynaklarda hakkında fazla bir bilgi yoktur. 1671 yılında şehre gelen Evliya Çelebi Muğla'daki en sanatlı camilerin arasında Şeyh Camisini saymıştır. Şeyh Camii 19. yüzyılda iki onarım geçirmiş olup ilki olarak 1831 yılında Menteşe Mütesellimi (Tanzimat öncesi vergi toplayan devlet memuru) Tavaslı Osman Ağa'nın eşi Ümmü Gülsüm Hatun tarafından tamir ettirildi. Osman Ağa ayrıca camiye geniş vakıflar kurdurdu. İkinci onarım ise 1896 yılında yaptırıldı. Pek çok kez tadilattan geçen camiye minare 1800'lü yıllarda eklenmiştir Bu tarihten sonra uzun yıllar hizmet veren cami, 20 Haziran 2007'de restore edilerek yeni bir görünüm kazandı.
    0 Commenti 0 condivisioni
  • Tahran’da suikasta uğrayan Hamas lideri İsmail Heniyye

    29 Ocak 1963’te Gazze’deki Şati Mülteci Kampı’nda dünyaya geldi
    1987’de Şeyh Ahmed Yasin liderliğinde Hamas’ı kurdu
    2006 yılında Filistin Başbakanı oldu
    2017 yılında Halid Meşal’in yerine Hamas Siyasi Büro Başkanlığı’na seçildi
    10 Nisan'da İsrail ordusunun saldırısında 3 oğlunu ve 4 torununu kaybetti
    31 Temmuz'da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğradı

    Allah Rahmet Eylesin
    Tahran’da suikasta uğrayan Hamas lideri İsmail Heniyye ⤵️ ▪️ 29 Ocak 1963’te Gazze’deki Şati Mülteci Kampı’nda dünyaya geldi ▪️ 1987’de Şeyh Ahmed Yasin liderliğinde Hamas’ı kurdu ▪️ 2006 yılında Filistin Başbakanı oldu ▪️ 2017 yılında Halid Meşal’in yerine Hamas Siyasi Büro Başkanlığı’na seçildi ▪️ 10 Nisan'da İsrail ordusunun saldırısında 3 oğlunu ve 4 torununu kaybetti ▪️ 31 Temmuz'da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğradı Allah Rahmet Eylesin
    0 Commenti 0 condivisioni
Pagine in Evidenza