• My heart is broken by the news coming from Spain. 68 people lost their lives in the train accident in Toledo. I send my love, strength, patience and deepest condolences to all affected families. Spain, we stand with you. İspanya'dan gelen haberle kalbim kırıldı.Toledo'daki tren kazasında 68 kişi hayatını kaybetti. Etkilenen tüm ailelere sevgi, güç, sabır ve en derin taziyelerimi gönderiyorum.İspanya, yanınızdayız.
    😥🇹🇷🇪🇦 My heart is broken by the news coming from Spain. 68 people lost their lives in the train accident in Toledo. I send my love, strength, patience and deepest condolences to all affected families. Spain, we stand with you. 🇪🇸🖤🇹🇷 İspanya'dan gelen haberle kalbim kırıldı.Toledo'daki tren kazasında 68 kişi hayatını kaybetti. Etkilenen tüm ailelere sevgi, güç, sabır ve en derin taziyelerimi gönderiyorum.İspanya, yanınızdayız. 🇪🇸🖤🇹🇷
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Dünyanın yeniden inşası, insanın vicdanında başlar.

    Aliya İzzetbegoviç’in hayatı; en zor şartlarda dahi adaletten, merhametten ve insanlık onurundan vazgeçmeden mücadele edebilmenin kıymetli bir örneği.

    Aliya’ya rahmet, sevgi ve minnetle…

    The rebuilding of the world begins in the human conscience.

    The life of Alija Izetbegović is a valuable example of being able to struggle without abandoning justice, compassion, and human dignity, even in the most difficult circumstances.

    Commemorating Alija with mercy, love, and gratitude…
    Dünyanın yeniden inşası, insanın vicdanında başlar. Aliya İzzetbegoviç’in hayatı; en zor şartlarda dahi adaletten, merhametten ve insanlık onurundan vazgeçmeden mücadele edebilmenin kıymetli bir örneği. Aliya’ya rahmet, sevgi ve minnetle… 🇹🇷🇧🇦🌷 The rebuilding of the world begins in the human conscience. The life of Alija Izetbegović is a valuable example of being able to struggle without abandoning justice, compassion, and human dignity, even in the most difficult circumstances. Commemorating Alija with mercy, love, and gratitude… 🇹🇷🇧🇦🌷
    0 Kommentare 0 Anteile
  • 135 YILLIK VEFA HİKÂYESİ: JAPONYA TÜRK DENİZCİLERİ KURTARDI, TÜRKİYE YILLAR SONRA JAPONLARI UNUTMADI!

    Bazı dostluklar anlaşmalarla değil, zor zamanlarda uzatılan yardım elleriyle kurulur. Türkiye ile Japonya arasındaki bağın hafızalara kazınan en etkileyici örneklerinden biri, 1890’da yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciası ve yıllar sonra İran’da gerçekleştirilen tahliye operasyonudur.

    1890: Japon balıkçıların hayat kurtardığı gece

    Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya ziyaretinin ardından dönüş yolundayken 16 Eylül 1890’da şiddetli bir tayfuna yakalandı. Gemi, Japonya’nın Kii Yarımadası açıklarında, Kushimoto yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı.

    Faciada 500’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti. Bölgedeki Japon halkı ise fırtınaya rağmen yardıma koştu; denizden çıkarabildikleri denizcilere yiyecek ve barınak sağladı.

    Kazadan 69 denizci kurtuldu. Yaralılar, Japonya’da tedavi edildikten sonra Japon donanmasına ait gemilerle ülkelerine gönderildi. Bu dayanışma, iki ülke arasındaki dostluğun simgelerinden biri hâline geldi.

    1985: Bu kez Türkiye, Japon vatandaşlarının yardımına koştu

    Aradan yaklaşık 95 yıl geçti. Mart 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak, belirli bir süreden sonra İran hava sahasındaki uçakları vuracağını duyurdu. Tahran’da bulunan 215 Japon vatandaşı için zaman daralıyordu.

    Japonya’nın o dönemde kendi vatandaşlarını tahliye etmekte yaşadığı güçlükler üzerine Türkiye devreye girdi. Türk Hava Yollarına ait iki uçak Tahran’a gönderildi ve Japon vatandaşları güvenli biçimde tahliye edildi.

    Bu olay, yıllar boyunca Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilişkilendirildi. İki olay arasında doğrudan bir karşılık verme kararı bulunduğuna ilişkin anlatımlar olsa da, tahliye kararının bütün ayrıntılarını yalnızca bu hikâyeye bağlamak doğru olmaz.

    Kuşimoto’da hâlâ yaşayan bir hatıra

    Bugün Japonya’nın Kuşimoto kentinde Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve anma etkinlikleri bulunuyor. Bu hatıra, iki ülkenin zor zamanlarda kurduğu insani bağın sembolü olarak yaşatılıyor.

    Dostluk, yıllar geçse de unutulmayan iyiliklerle büyür.

    1890’da Japon halkının Türk denizcilerine uzattığı yardım eli ve 1985’te Türkiye’nin Japon vatandaşlarını tahliye etmesi, insanlığın sınırları aşabildiğini gösteren iki önemli tarihî olaydır.

    Kaynaklar
    Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı — Türkiye-Japonya ilişkileri
    Japonya Dışişleri Bakanlığı — Japonya-Türkiye ilişkilerinin tarihçesi
    Japonya Sahil Güvenlik ve Kuşimoto’daki Ertuğrul Fırkateyni anıtına ilişkin tarihî kayıtlar
    Türk Hava Yolları — Kurumsal tarihçe ve 1985 Tahran tahliyesine ilişkin anlatımlar
    🇹🇷🇯🇵 135 YILLIK VEFA HİKÂYESİ: JAPONYA TÜRK DENİZCİLERİ KURTARDI, TÜRKİYE YILLAR SONRA JAPONLARI UNUTMADI! Bazı dostluklar anlaşmalarla değil, zor zamanlarda uzatılan yardım elleriyle kurulur. Türkiye ile Japonya arasındaki bağın hafızalara kazınan en etkileyici örneklerinden biri, 1890’da yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciası ve yıllar sonra İran’da gerçekleştirilen tahliye operasyonudur. 🇹🇷❤️🇯🇵 🌊 1890: Japon balıkçıların hayat kurtardığı gece Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya ziyaretinin ardından dönüş yolundayken 16 Eylül 1890’da şiddetli bir tayfuna yakalandı. Gemi, Japonya’nın Kii Yarımadası açıklarında, Kushimoto yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı. Faciada 500’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti. Bölgedeki Japon halkı ise fırtınaya rağmen yardıma koştu; denizden çıkarabildikleri denizcilere yiyecek ve barınak sağladı. Kazadan 69 denizci kurtuldu. Yaralılar, Japonya’da tedavi edildikten sonra Japon donanmasına ait gemilerle ülkelerine gönderildi. Bu dayanışma, iki ülke arasındaki dostluğun simgelerinden biri hâline geldi. ✈️ 1985: Bu kez Türkiye, Japon vatandaşlarının yardımına koştu Aradan yaklaşık 95 yıl geçti. Mart 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak, belirli bir süreden sonra İran hava sahasındaki uçakları vuracağını duyurdu. Tahran’da bulunan 215 Japon vatandaşı için zaman daralıyordu. Japonya’nın o dönemde kendi vatandaşlarını tahliye etmekte yaşadığı güçlükler üzerine Türkiye devreye girdi. Türk Hava Yollarına ait iki uçak Tahran’a gönderildi ve Japon vatandaşları güvenli biçimde tahliye edildi. Bu olay, yıllar boyunca Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilişkilendirildi. İki olay arasında doğrudan bir karşılık verme kararı bulunduğuna ilişkin anlatımlar olsa da, tahliye kararının bütün ayrıntılarını yalnızca bu hikâyeye bağlamak doğru olmaz. 🕊️ Kuşimoto’da hâlâ yaşayan bir hatıra Bugün Japonya’nın Kuşimoto kentinde Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve anma etkinlikleri bulunuyor. Bu hatıra, iki ülkenin zor zamanlarda kurduğu insani bağın sembolü olarak yaşatılıyor. ❤️ Dostluk, yıllar geçse de unutulmayan iyiliklerle büyür. 1890’da Japon halkının Türk denizcilerine uzattığı yardım eli ve 1985’te Türkiye’nin Japon vatandaşlarını tahliye etmesi, insanlığın sınırları aşabildiğini gösteren iki önemli tarihî olaydır. 📚 Kaynaklar Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı — Türkiye-Japonya ilişkileri Japonya Dışişleri Bakanlığı — Japonya-Türkiye ilişkilerinin tarihçesi Japonya Sahil Güvenlik ve Kuşimoto’daki Ertuğrul Fırkateyni anıtına ilişkin tarihî kayıtlar Türk Hava Yolları — Kurumsal tarihçe ve 1985 Tahran tahliyesine ilişkin anlatımlar
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi

    Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük.

    Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi.

    Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır.

    Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır.

    Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır.

    Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi.

    Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir.

    Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor.

    Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük. Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi. Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır. Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır. Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır. Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi. Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir. Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor. Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Bir zamanlar devletlerin ticaretinde, bugün insanların birikiminde.

    Fatih Sultan Mehmed’in bastırdığı sultânî, Osmanlı’nın adını taşıyan ilk altın paraydı. Tüccarlar için ödeme aracı olan bu küçük sikke, aynı zamanda üzerinde basıldığı şehrin ve hükümdarın izlerini taşıyordu.

    Yüzyıllar sonra ona baktığımızda altının değerinin yalnızca ağırlığından ibaret olmadığını görüyoruz. Altın, insanların emeğini saklamak ve geleceğe taşımak için de hayatlarında yer buluyor.

    #Kuyumculuk #Tarih #osmanlı #AltınınTarihi #Türkiye #turkey
    Bir zamanlar devletlerin ticaretinde, bugün insanların birikiminde. Fatih Sultan Mehmed’in bastırdığı sultânî, Osmanlı’nın adını taşıyan ilk altın paraydı. Tüccarlar için ödeme aracı olan bu küçük sikke, aynı zamanda üzerinde basıldığı şehrin ve hükümdarın izlerini taşıyordu. Yüzyıllar sonra ona baktığımızda altının değerinin yalnızca ağırlığından ibaret olmadığını görüyoruz. Altın, insanların emeğini saklamak ve geleceğe taşımak için de hayatlarında yer buluyor. #Kuyumculuk #Tarih #osmanlı #AltınınTarihi #Türkiye #turkey
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Arakan’daki zulümden kaçmak zorunda kalan Muhammed Eyüp, yürümekte zorlanan anne ve babasını geride bırakmadı.

    Myanmar’dan Bangladeş’e ulaşmaya çalışan Eyüp, kendi yaptığı ve iki yanında sepet bulunan düzenekle anne ve babasını aynı anda taşıdı. Yaklaşık 7 gün süren zorlu yolculuk boyunca dağlardan, tepelerden ve bataklıklardan yalın ayak geçerek ailesini güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı.

    Eyüp’ün bu mücadelesini gösteren fotoğraf karesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramının sembollerinden biri haline geldi. Daha sonra Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Kutupalong mülteci kampında yaşayan Eyüp ve ailesine insani yardım ulaştırıldı. Felçli annesi Asya Hatun tedavi edilirken kendisine tekerlekli sandalye de verildi.

    Muhammed Eyüp’ün babası ise Bangladeş’e ulaştıktan yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti.

    Bir evlat, dünyanın en zorlu yollarından birinde anne ve babasını sırtında taşıdı. O görüntü, yıllar geçse de evlat sevgisinin ve insanlık dramının unutulmayan karelerinden biri olarak kaldı. 🏻

    #Rohingya #EvlatSevgisi #İnsanlık
    Arakan’daki zulümden kaçmak zorunda kalan Muhammed Eyüp, yürümekte zorlanan anne ve babasını geride bırakmadı. Myanmar’dan Bangladeş’e ulaşmaya çalışan Eyüp, kendi yaptığı ve iki yanında sepet bulunan düzenekle anne ve babasını aynı anda taşıdı. Yaklaşık 7 gün süren zorlu yolculuk boyunca dağlardan, tepelerden ve bataklıklardan yalın ayak geçerek ailesini güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı. Eyüp’ün bu mücadelesini gösteren fotoğraf karesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramının sembollerinden biri haline geldi. Daha sonra Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Kutupalong mülteci kampında yaşayan Eyüp ve ailesine insani yardım ulaştırıldı. Felçli annesi Asya Hatun tedavi edilirken kendisine tekerlekli sandalye de verildi. Muhammed Eyüp’ün babası ise Bangladeş’e ulaştıktan yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti. Bir evlat, dünyanın en zorlu yollarından birinde anne ve babasını sırtında taşıdı. O görüntü, yıllar geçse de evlat sevgisinin ve insanlık dramının unutulmayan karelerinden biri olarak kaldı. 🤲🏻❤️ #Rohingya #EvlatSevgisi #İnsanlık
    0 Kommentare 0 Anteile
  • TÜRKİYE’NİN EN UZUN YAPAY NEHRİ: 221 KİLOMETRELİK DEV TARIM HAMLESİ!

    Güneydoğu Anadolu’da tarımın geleceğini değiştiren dev bir su altyapısı bulunuyor:

    Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı

    Tam 221 kilometre uzunluğundaki bu dev kanal, Türkiye’nin en uzun yapay nehri olarak nitelendiriliyor.

    Panama Kanalı’nın yaklaşık 3 katı uzunluğunda.

    Taşıdığı su miktarı, Kızılırmak’ın ortalama debisinden daha fazla.

    Bugün yaklaşık 71 bin futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisinin suyla buluşmasına katkı sağlıyor.

    Tüm sulama şebekeleri tamamlandığında ise bu alanın yaklaşık 349 bin futbol sahasına ulaşması hedefleniyor.

    Ancak bu proje yalnızca tarlalara su taşımıyor.

    Suya erişen her yeni tarım arazisi;

    Daha yüksek tarımsal üretim,
    Yeni tarımsal yatırımlar,
    Tarıma dayalı sanayinin gelişmesi,
    ‍ Bölgesel istihdam,
    ve Türkiye’nin gıda güvenliğinin güçlenmesi anlamına geliyor.

    GAP kapsamında hayata geçirilen Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı, Atatürk Barajı’ndan alınan suyun Şanlıurfa ve Mardin ovalarına ulaştırılmasında kritik rol oynayan Türkiye’nin en büyük sulama altyapılarından biri.

    221 kilometrelik kanalın geçtiği coğrafyada yalnızca su değil, yeni bir tarım ekonomisi de akıyor.

    Sizce Türkiye önümüzdeki dönemde büyük sulama projelerine daha fazla yatırım yapmalı mı?
    🇹🇷💧 TÜRKİYE’NİN EN UZUN YAPAY NEHRİ: 221 KİLOMETRELİK DEV TARIM HAMLESİ! Güneydoğu Anadolu’da tarımın geleceğini değiştiren dev bir su altyapısı bulunuyor: 🌊 Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı Tam 221 kilometre uzunluğundaki bu dev kanal, Türkiye’nin en uzun yapay nehri olarak nitelendiriliyor. 📏 Panama Kanalı’nın yaklaşık 3 katı uzunluğunda. 💦 Taşıdığı su miktarı, Kızılırmak’ın ortalama debisinden daha fazla. 🌾 Bugün yaklaşık 71 bin futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisinin suyla buluşmasına katkı sağlıyor. 🚜 Tüm sulama şebekeleri tamamlandığında ise bu alanın yaklaşık 349 bin futbol sahasına ulaşması hedefleniyor. Ancak bu proje yalnızca tarlalara su taşımıyor. Suya erişen her yeni tarım arazisi; 🌱 Daha yüksek tarımsal üretim, 🚜 Yeni tarımsal yatırımlar, 🏭 Tarıma dayalı sanayinin gelişmesi, 👨‍🌾 Bölgesel istihdam, 🍅 ve Türkiye’nin gıda güvenliğinin güçlenmesi anlamına geliyor. GAP kapsamında hayata geçirilen Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı, Atatürk Barajı’ndan alınan suyun Şanlıurfa ve Mardin ovalarına ulaştırılmasında kritik rol oynayan Türkiye’nin en büyük sulama altyapılarından biri. 221 kilometrelik kanalın geçtiği coğrafyada yalnızca su değil, yeni bir tarım ekonomisi de akıyor. 🇹🇷🌾 👇 Sizce Türkiye önümüzdeki dönemde büyük sulama projelerine daha fazla yatırım yapmalı mı?
    0 Kommentare 0 Anteile
  • ️Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak “Modern Hicaz Demir Yolu” projesiyle, tarihi hat yeniden hayat buluyor.

    ️İmzalanan mutabakat kapsamında hattın bir bölümü turizm amacıyla korunurken, yük ve yolcu taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu sistemi inşa edilecek.

    ️Projenin ilerleyen aşamalarında hat Suudi Arabistan ve Ummana kadar uzanacak. Böylelikle Kızıldeniz Akdeniz’e ve Avrupa’ya demiryolu ile bağlanmış olacak.

    ️ Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan II. Abdülhamid’in hayali olan ve bir zamanlar İstanbul–Medine yolculuğunu 5 güne indiren bu hat, yeniden bölgesel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
    ◾️Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak “Modern Hicaz Demir Yolu” projesiyle, tarihi hat yeniden hayat buluyor. ◾️İmzalanan mutabakat kapsamında hattın bir bölümü turizm amacıyla korunurken, yük ve yolcu taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu sistemi inşa edilecek. ◾️Projenin ilerleyen aşamalarında hat Suudi Arabistan ve Ummana kadar uzanacak. Böylelikle Kızıldeniz Akdeniz’e ve Avrupa’ya demiryolu ile bağlanmış olacak. ◾️ Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan II. Abdülhamid’in hayali olan ve bir zamanlar İstanbul–Medine yolculuğunu 5 güne indiren bu hat, yeniden bölgesel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Milletimizin başı sağ olsun.

    6 Şubat 2023’te meydana gelen ve milletimizin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketinin 3. yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.

    Aradan geçen 3 yıla rağmen, depremden etkilenen tüm illerimizde kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır.

    Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

    #Deprem #Türkiye
    🇹🇷 Milletimizin başı sağ olsun. 🕊️ 6 Şubat 2023’te meydana gelen ve milletimizin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketinin 3. yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz. 💔 Aradan geçen 3 yıla rağmen, depremden etkilenen tüm illerimizde kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır. 🤲 Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. #Deprem #Türkiye
    1
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Dünya Nüfusu 8.04 Milyara Ulaştı: Büyük Fotoğrafta Dikkat Çeken Değişim

    Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre, dünya nüfusu 8 milyar 40 milyona ulaştı. Nüfus dağılımı, yaşam koşulları, eğitim ve teknolojiye erişim gibi alanlarda dikkat çeken dengesizlikler, dünyanın “büyük fotoğrafında” önemli değişimleri gözler önüne seriyor.

    Asya Zirvede, Afrika Yükseliyor
    Dünyadaki 8 milyar insanın %60’ı Asya kıtasında yaşıyor. Afrika %15 ile ikinci sırada yer alırken, Avrupa’nın payı %11, Güney Amerika’nın %9, Kuzey Amerika’nın ise %5 seviyesinde.

    Köyden Kente Geçiş Hızlanıyor
    Küresel ölçekte insanların %51’i şehirlerde, %49’u ise köylerde yaşıyor. Bu oran, kentleşmenin hızla arttığını ve kırsal yaşamın giderek azaldığını gösteriyor.

    Dil Haritası Çeşitliliği Gösteriyor
    Dünyada en çok konuşulan dil %12 ile Çince olurken, onu %5 İspanyolca ve %5 İngilizce takip ediyor. Arapça, Hintçe, Bengalce ve Portekizce gibi dillerin her biri yaklaşık %3’lük paya sahip. Dünyadaki insanların %62’si ise kendi yerel dilinde konuşuyor.

    Barınma, Beslenme ve Suya Erişimde Dengesizlik
    İnsanların %77’sinin konutu bulunurken, %23’ü barınacak bir mekana sahip değil. Nüfusun %25’i yetersiz besleniyor. Buna karşın %87’si temiz içme suyuna ulaşabiliyor.

    Teknolojiye Erişimde Uçurum
    Dünya genelinde insanların %75’inin cep telefonu var, ancak yalnızca %30’unun internet erişimi bulunuyor.

    Eğitimde Farklılıklar
    Dünya nüfusunun %83’ü okuma-yazma biliyor, ancak sadece %7’si üniversite mezunu.

    Dini Dağılım ve İnanç Profili
    Dünyada insanların %33’ü Hristiyan, %22’si Müslüman, %14’ü Hindu, %7’si Budist. %12 farklı dinlere mensupken, %12’sinin ise herhangi bir dini inancı bulunmuyor.

    Yaşam Süresi ve Ölüm Oranları
    Verilere göre insanların %26’sı 15 yaşına ulaşamadan hayatını kaybediyor. 15-64 yaş aralığında ölenlerin oranı %66, 65 yaş ve üzerindekilerin oranı ise yalnızca %8.

    Dünyanın genel tablosu, nüfusun hızla arttığı ancak gelir, eğitim, teknoloji ve yaşam koşulları bakımından büyük farklılıkların devam ettiğini ortaya koyuyor.
    Dünya Nüfusu 8.04 Milyara Ulaştı: Büyük Fotoğrafta Dikkat Çeken Değişim Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre, dünya nüfusu 8 milyar 40 milyona ulaştı. Nüfus dağılımı, yaşam koşulları, eğitim ve teknolojiye erişim gibi alanlarda dikkat çeken dengesizlikler, dünyanın “büyük fotoğrafında” önemli değişimleri gözler önüne seriyor. Asya Zirvede, Afrika Yükseliyor Dünyadaki 8 milyar insanın %60’ı Asya kıtasında yaşıyor. Afrika %15 ile ikinci sırada yer alırken, Avrupa’nın payı %11, Güney Amerika’nın %9, Kuzey Amerika’nın ise %5 seviyesinde. Köyden Kente Geçiş Hızlanıyor Küresel ölçekte insanların %51’i şehirlerde, %49’u ise köylerde yaşıyor. Bu oran, kentleşmenin hızla arttığını ve kırsal yaşamın giderek azaldığını gösteriyor. Dil Haritası Çeşitliliği Gösteriyor Dünyada en çok konuşulan dil %12 ile Çince olurken, onu %5 İspanyolca ve %5 İngilizce takip ediyor. Arapça, Hintçe, Bengalce ve Portekizce gibi dillerin her biri yaklaşık %3’lük paya sahip. Dünyadaki insanların %62’si ise kendi yerel dilinde konuşuyor. Barınma, Beslenme ve Suya Erişimde Dengesizlik İnsanların %77’sinin konutu bulunurken, %23’ü barınacak bir mekana sahip değil. Nüfusun %25’i yetersiz besleniyor. Buna karşın %87’si temiz içme suyuna ulaşabiliyor. Teknolojiye Erişimde Uçurum Dünya genelinde insanların %75’inin cep telefonu var, ancak yalnızca %30’unun internet erişimi bulunuyor. Eğitimde Farklılıklar Dünya nüfusunun %83’ü okuma-yazma biliyor, ancak sadece %7’si üniversite mezunu. Dini Dağılım ve İnanç Profili Dünyada insanların %33’ü Hristiyan, %22’si Müslüman, %14’ü Hindu, %7’si Budist. %12 farklı dinlere mensupken, %12’sinin ise herhangi bir dini inancı bulunmuyor. Yaşam Süresi ve Ölüm Oranları Verilere göre insanların %26’sı 15 yaşına ulaşamadan hayatını kaybediyor. 15-64 yaş aralığında ölenlerin oranı %66, 65 yaş ve üzerindekilerin oranı ise yalnızca %8. Dünyanın genel tablosu, nüfusun hızla arttığı ancak gelir, eğitim, teknoloji ve yaşam koşulları bakımından büyük farklılıkların devam ettiğini ortaya koyuyor.
    0 Kommentare 0 Anteile
Suchergebnis