• DÜNYAYA ÖRNEK BİR İYİLİK! TÜRKİYE'DE ARACI BOZULAN ALMAN GEZGİNİ TÜRK AİLE 11 GÜN MİSAFİR ETTİ!

    Almanya'dan Türkiye'yi gezmeye gelen Tanja isimli genç kadının aracı Sivas'ta bozuldu.

    Hiç tanımadığı Türk bir aile, zor durumda kalan genç kadına evinin kapılarını açtı.

    TAM 11 GÜN BOYUNCA MİSAFİR ETTİLER!

    Sivas'ın Divriği ilçesinde yaşayan Güngör Durgun ve ailesi, Alman gezgini tam 11 gün boyunca kendi evlatları gibi ağırladı.

    VEDA EDERKEN GÖZYAŞLARINI TUTAMADI!

    Ayrılık zamanı geldiğinde genç kadın, kendisine gösterilen misafirperverlik karşısında duygusal anlar yaşadı.

    “BU NASIL BİR İYİLİK, BU NASIL BİR ÜLKE?”

    Yaşadığı mutluluğu bu sözlerle dile getiren Tanja, kendisine kapılarını açan Türk aileye teşekkür etti.

    Anadolu insanının misafirperverliğini gösteren bu güzel hikâye yürekleri ısıttı.

    Güngör Durgun ve ailesinin güzel yüreğine sağlık!

    #Sivas #Divriği #TürkMisafirperverliği #AlmanGezgin #Kapıkule
    ❤️🇹🇷🇩🇪 DÜNYAYA ÖRNEK BİR İYİLİK! TÜRKİYE'DE ARACI BOZULAN ALMAN GEZGİNİ TÜRK AİLE 11 GÜN MİSAFİR ETTİ! 🚐 Almanya'dan Türkiye'yi gezmeye gelen Tanja isimli genç kadının aracı Sivas'ta bozuldu. Hiç tanımadığı Türk bir aile, zor durumda kalan genç kadına evinin kapılarını açtı. 🏡 TAM 11 GÜN BOYUNCA MİSAFİR ETTİLER! 🇹🇷 Sivas'ın Divriği ilçesinde yaşayan Güngör Durgun ve ailesi, Alman gezgini tam 11 gün boyunca kendi evlatları gibi ağırladı. VEDA EDERKEN GÖZYAŞLARINI TUTAMADI! 💔 Ayrılık zamanı geldiğinde genç kadın, kendisine gösterilen misafirperverlik karşısında duygusal anlar yaşadı. “BU NASIL BİR İYİLİK, BU NASIL BİR ÜLKE?” 👏 Yaşadığı mutluluğu bu sözlerle dile getiren Tanja, kendisine kapılarını açan Türk aileye teşekkür etti. 🇹🇷 Anadolu insanının misafirperverliğini gösteren bu güzel hikâye yürekleri ısıttı. Güngör Durgun ve ailesinin güzel yüreğine sağlık! #Sivas #Divriği #TürkMisafirperverliği #AlmanGezgin #Kapıkule
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi

    Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük.

    Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi.

    Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır.

    Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır.

    Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır.

    Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi.

    Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir.

    Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor.

    Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük. Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi. Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır. Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır. Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır. Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi. Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir. Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor. Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    0 Комментарии 0 Поделились
  • 1890’lu yıllarda Şanlıurfa Suruçlu Kadınların Zarafeti Objektiflere Yansıdı

    Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 1890’lı yıllarda çekildiği belirtilen bu tarihi fotoğraf, dönemin kadınlarının geleneksel yaşamını ve kültürel zenginliğini gözler önüne seriyor. Beyaz baş örtüleri, işlemeli üstlükleri, uzun etekleri ve bel kuşaklarıyla dikkat çeken kadınlar, bölgeye özgü giyim kültürünün en önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Aradan geçen uzun yıllara rağmen bu kare, Suruç’un tarihine ve kültürel mirasına ışık tutan değerli bir belge olarak önemini koruyor.

    #Şanlıurfa #Suruç #Tarih #History #Heritage
    1890’lu yıllarda Şanlıurfa Suruçlu Kadınların Zarafeti Objektiflere Yansıdı Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 1890’lı yıllarda çekildiği belirtilen bu tarihi fotoğraf, dönemin kadınlarının geleneksel yaşamını ve kültürel zenginliğini gözler önüne seriyor. Beyaz baş örtüleri, işlemeli üstlükleri, uzun etekleri ve bel kuşaklarıyla dikkat çeken kadınlar, bölgeye özgü giyim kültürünün en önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Aradan geçen uzun yıllara rağmen bu kare, Suruç’un tarihine ve kültürel mirasına ışık tutan değerli bir belge olarak önemini koruyor. #Şanlıurfa #Suruç #Tarih #History #Heritage
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Anadolu kadını sırtında heybesinde çocuğu..
    Kucağında yeni doğmuş kuzu var...
    Anadolu kadını sırtında heybesinde çocuğu.. Kucağında yeni doğmuş kuzu var...
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Geleneksel Kiyafetli Urfa Kadını
    Karacadağ / ŞANLIURFA
    Geleneksel Kiyafetli Urfa Kadını Karacadağ / ŞANLIURFA
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Türkiye nüfusu 85 milyon 824 bin 854 kişiye yükseldi.

    🏻‍ Erkek nüfus: 42 milyon 923 bin 584 kişi (%50,01)

    🏻‍ Kadın nüfus: 42 milyon 901 bin 270 kişi (%49,99)
    📌 Türkiye nüfusu 85 milyon 824 bin 854 kişiye yükseldi. 👨🏻‍💼 Erkek nüfus: 42 milyon 923 bin 584 kişi (%50,01) 👩🏻‍💼 Kadın nüfus: 42 milyon 901 bin 270 kişi (%49,99)
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Fotoğrafın sahibi (çeken kişi) şöyle bir açıklama yapmış:
    "Longwood'un bahçelerinde yürüyordum ve bu annenin bebeğini taşıdığını ve bebek arabasını çektiğini gördüm, bu yüzden fotoğrafını çekmek istedim.
    O pozu gerçekten yakaladım. Fotoğrafı kontrol ettiğimde kamerada bulduğum, insan yaşam döngüsünü özetleyen bir sahne çektiğimi fark etmek oldu.
    Yolun diğer tarafında yaşlı annesinin tekerlekli sandalyesini iten bir kadın var. Bir kızı taşıyan bir anne ve annesinin (bebek) arabasını iten bir kızı iki canı (hayatı) kesmek gibiydi. "
    Fotoğrafın sahibi (çeken kişi) şöyle bir açıklama yapmış: "Longwood'un bahçelerinde yürüyordum ve bu annenin bebeğini taşıdığını ve bebek arabasını çektiğini gördüm, bu yüzden fotoğrafını çekmek istedim. O pozu gerçekten yakaladım. Fotoğrafı kontrol ettiğimde kamerada bulduğum, insan yaşam döngüsünü özetleyen bir sahne çektiğimi fark etmek oldu. Yolun diğer tarafında yaşlı annesinin tekerlekli sandalyesini iten bir kadın var. Bir kızı taşıyan bir anne ve annesinin (bebek) arabasını iten bir kızı iki canı (hayatı) kesmek gibiydi. "
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Muhammed İkbal, cümle küffar bir olup anadoluya saldırdığında halkını bu hayasız akınlara karşı örgütlemek üzere bir meydanda toplayıp onlara şu konuşmayı yaptı;
    “Ruzi Mahşer’de Rasulullahın huzuruna çıkınca çok mahçup halde ona diyeceğim ki, ‘Ya Rasulallah, iftiharla sana sunacağımız bir amelimiz yoktur. Elimdeki kâsede, Trablusgarp’ta, Galiçya’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, yedi düvele karşı Din-î Mübin İslam için çarpışan Türklerin Kanı var, bunu kabul buyur’

    İkbal’in bu çağrısıyla kadınlar altınlarını, genç kızlar çeyizlerini, yaşlılar kıyafetlerini çoraplarını anadolu için bağışta bulundu.
    Niceleri sefer için yola koyuldu.

    Bugün Muhammed İkbal’in evlatları ateş altında.
    Biz, 100 yıl geçse de bize yapılan kardeşliği unutmayız.
    Muhammed İkbal, cümle küffar bir olup anadoluya saldırdığında halkını bu hayasız akınlara karşı örgütlemek üzere bir meydanda toplayıp onlara şu konuşmayı yaptı; “Ruzi Mahşer’de Rasulullahın huzuruna çıkınca çok mahçup halde ona diyeceğim ki, ‘Ya Rasulallah, iftiharla sana sunacağımız bir amelimiz yoktur. Elimdeki kâsede, Trablusgarp’ta, Galiçya’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, yedi düvele karşı Din-î Mübin İslam için çarpışan Türklerin Kanı var, bunu kabul buyur’ İkbal’in bu çağrısıyla kadınlar altınlarını, genç kızlar çeyizlerini, yaşlılar kıyafetlerini çoraplarını anadolu için bağışta bulundu. Niceleri sefer için yola koyuldu. Bugün Muhammed İkbal’in evlatları ateş altında. Biz, 100 yıl geçse de bize yapılan kardeşliği unutmayız.
    0 Комментарии 0 Поделились
  • Doğmadan Önce Kızlarının Kaderini Yazmış Bir Adam:

    1980 yılında, Richard Williams televizyon izlerken Romanyalı bir tenisçinin bir turnuva kazanarak 40.000 dolarlık bir çek aldığını gördü.
    Bu miktar, onun bir yılda kazandığından çok daha fazlaydı.

    O an… her şeyi değiştirdi.

    Televizyonu kapattı, bir kâğıt ve kalem aldı… ve tam 78 sayfalık bir plan yazdı.
    Hedefi: Henüz doğmamış kızlarının bir gün dünya tenisinde zirveye oturmasıydı.

    Ama ufak bir sorun vardı:
    Richard tenis hakkında hiçbir şey bilmiyordu.
    Amerika’nın en tehlikeli mahallelerinden biri olan Compton, California’da yaşıyordu.
    Ve cebinde tek kuruş yoktu.

    Beş yıl boyunca tenis dergilerini okudu, kasetler izledi, hareketleri öğrendi… tek başına, koçsuz.
    Sonra önce Venus’un, ardından Serena’nın eline birer raket verdi.
    Ve rüya… başlamış oldu.

    Zengin kulüplerden yere atılan eski topları topladı.
    Kızlarıyla harabe durumdaki halka açık kortlarda antrenman yaptı.
    Çoğu zaman, onları korumaya çalışırken çeteler tarafından dövüldü.
    Bir seferinde kortu terk etmediği için burnu, çenesi, parmakları kırıldı… dişleri söküldü.

    “Tarih, dişsiz bu adamı cesaretin simgesi olarak hatırlayacak,” diye yazmıştı bir gün günlüğüne.

    Tenis; beyazların, zenginlerin, dışlayıcıların sporuydu.
    Bu siyah aile… rahatsız ediciydi.
    Bir gün kızları sordu:
    “Baba, neden herkes bize öyle bakıyor?”

    Richard gözünü kırpmadan cevapladı:
    “Çünkü bu kadar güzel insanlara alışık değiller.”

    Yıllar sonra, takvim Wimbledon 2000’i gösterdi.
    Genç, siyah, güçlü bir kadın korta çıktı. Babası tribündeydi.
    Venus Williams, ilk Grand Slam’ini kazandı.
    Ve Richard… gözleri yaşlı dans etti.

    Sonra Serena geldi.
    23 Grand Slam şampiyonluğu.
    Spor tarihine silinmez bir iz.

    Ama madalyalardan çok önce…
    Alaylara, ırkçı hakaretlere, acımasız kıyaslara katlandılar.
    Babaları onlara öğretti: En güçlü cevap, raketle verilir.

    “Bir gün Wimbledon’ı kazanacağız.
    Ve bu bizim için olmayacak.
    Amerika’nın yoksulları ve unutulmuşları için olacak.” — Richard Williams

    Bugün milyonlarca küçük kız — ve oğlan — biliyor ki:
    Evet, bu mümkün.

    Çünkü bir baba, onlar daha hayal bile kuramadan… onlar için hayal kurmaya cesaret etti.
    Doğmadan Önce Kızlarının Kaderini Yazmış Bir Adam: 1980 yılında, Richard Williams televizyon izlerken Romanyalı bir tenisçinin bir turnuva kazanarak 40.000 dolarlık bir çek aldığını gördü. Bu miktar, onun bir yılda kazandığından çok daha fazlaydı. O an… her şeyi değiştirdi. Televizyonu kapattı, bir kâğıt ve kalem aldı… ve tam 78 sayfalık bir plan yazdı. Hedefi: Henüz doğmamış kızlarının bir gün dünya tenisinde zirveye oturmasıydı. Ama ufak bir sorun vardı: Richard tenis hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Amerika’nın en tehlikeli mahallelerinden biri olan Compton, California’da yaşıyordu. Ve cebinde tek kuruş yoktu. Beş yıl boyunca tenis dergilerini okudu, kasetler izledi, hareketleri öğrendi… tek başına, koçsuz. Sonra önce Venus’un, ardından Serena’nın eline birer raket verdi. Ve rüya… başlamış oldu. Zengin kulüplerden yere atılan eski topları topladı. Kızlarıyla harabe durumdaki halka açık kortlarda antrenman yaptı. Çoğu zaman, onları korumaya çalışırken çeteler tarafından dövüldü. Bir seferinde kortu terk etmediği için burnu, çenesi, parmakları kırıldı… dişleri söküldü. “Tarih, dişsiz bu adamı cesaretin simgesi olarak hatırlayacak,” diye yazmıştı bir gün günlüğüne. Tenis; beyazların, zenginlerin, dışlayıcıların sporuydu. Bu siyah aile… rahatsız ediciydi. Bir gün kızları sordu: “Baba, neden herkes bize öyle bakıyor?” Richard gözünü kırpmadan cevapladı: “Çünkü bu kadar güzel insanlara alışık değiller.” Yıllar sonra, takvim Wimbledon 2000’i gösterdi. Genç, siyah, güçlü bir kadın korta çıktı. Babası tribündeydi. Venus Williams, ilk Grand Slam’ini kazandı. Ve Richard… gözleri yaşlı dans etti. Sonra Serena geldi. 23 Grand Slam şampiyonluğu. Spor tarihine silinmez bir iz. Ama madalyalardan çok önce… Alaylara, ırkçı hakaretlere, acımasız kıyaslara katlandılar. Babaları onlara öğretti: En güçlü cevap, raketle verilir. “Bir gün Wimbledon’ı kazanacağız. Ve bu bizim için olmayacak. Amerika’nın yoksulları ve unutulmuşları için olacak.” — Richard Williams Bugün milyonlarca küçük kız — ve oğlan — biliyor ki: Evet, bu mümkün. Çünkü bir baba, onlar daha hayal bile kuramadan… onlar için hayal kurmaya cesaret etti.
    0 Комментарии 0 Поделились
  • "Dünya nüfusunun yarısı kadındır. Diğer yarısını da kadınlar yetiştiriyor."
    Var olsun kadınlar!
    #8March
    Happy Women's Day
    Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
    #8mart
    Happy #WomensDay!
    #istanbul #Turkey
    "Dünya nüfusunun yarısı kadındır. Diğer yarısını da kadınlar yetiştiriyor." Var olsun kadınlar! #8March 🌹 Happy Women's Day 🌍 Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. #8mart Happy #WomensDay!🌹 #istanbul #Turkey
    0 Комментарии 0 Поделились
Расширенные страницы