• Faydalı bir bilgi daha gelsin !

    KÖY YORGANI VE PSKOLOJİ
    Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi.
    Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığını bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
    Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor.
    Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar.
    Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor.
    Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor.
    Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor.
    Eskiden yün çırpar yorgan dikerdi annelerimiz...
    Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz.
    Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz.
    Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur.
    Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir.
    Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir. Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır. Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez. Yün terletmez, teri emer, ter yapmaz.
    Ağrıları alır. Bir çok romatizma ağrılarına iyi gelir.
    Yün elektiriği ref eder. Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır. Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içinde iken yıldırım isabet etmez.
    NETİCE
    Yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından; yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı. Yün kuşak muhakkak kullanılmalı.
    Faydalı bir bilgi daha gelsin ! KÖY YORGANI VE PSKOLOJİ Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi. Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığını bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor. Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar. Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor. Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor. Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor. Eskiden yün çırpar yorgan dikerdi annelerimiz... Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz. Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz. Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur. Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir. Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir. Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır. Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez. Yün terletmez, teri emer, ter yapmaz. Ağrıları alır. Bir çok romatizma ağrılarına iyi gelir. Yün elektiriği ref eder. Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır. Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içinde iken yıldırım isabet etmez. NETİCE 👇 Yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından; yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı. Yün kuşak muhakkak kullanılmalı.
    0 Comments 0 Shares
  • Asya: Dünyanın En Büyük ve En Çeşitli Kıtası
    Asya, yüzölçümü ve nüfus bakımından dünyanın en büyük kıtasıdır.Dünya kara alanlarının yaklaşık üçte birini kaplar ve insanlığın büyük bölümü burada yaşar.

    Kısa Bilgiler

    • Yüzölçümü: ~44.5 milyon km²
    • Nüfus: 4.5 milyardan fazla
    • En büyük ülke: Rusya
    • En yüksek nokta: Everest Dağı (8.849 m)
    • En alçak nokta: Lut Gölü (-430 m)
    • En uzun nehir: Yangtze Nehri
    • En büyük göl: Hazar Denizi

    Başlıca Coğrafi Özellikler

    1. Himalayalar

    • Dünyanın en yüksek dağ zinciridir
    • Everest Dağı burada bulunur
    • Asya’nın iklimini ve su kaynaklarını etkiler
    • Birçok büyük nehir buradan doğar

    2. Büyük Nehirler ve Havzalar

    Yangtze Nehri
    • Asya’nın en uzun nehri

    Ganj & İndus
    • Tarım ve medeniyetlerin temelini oluşturur

    Mekong
    • Güneydoğu Asya’nın can damarı

    3. Çöller ve Ekstrem Bölgeler

    • Gobi Çölü → Dünyanın en büyük soğuk çöllerinden
    • Arabistan Çölü → En geniş sıcak çöllerden
    • Sibirya → Dünyanın en soğuk yerleşim bölgeleri

    Siyasi Coğrafya

    Asya:
    • 49’dan fazla ülkeden oluşur

    Bölgeler:
    • Doğu Asya: Çin, Japonya, Kore
    • Güney Asya: Hindistan, Pakistan, Bangladeş
    • Güneydoğu Asya: Endonezya, Tayland, Vietnam
    • Orta Asya: Kazakistan, Özbekistan
    • Batı Asya (Orta Doğu): Türkiye, İran, Suudi Arabistan

    Ekonomi ve Kültür

    • Doğal kaynaklar:
    – Petrol (Orta Doğu)
    – Doğalgaz (Rusya)
    – Nadir metaller (Çin)

    • Tarım ürünleri:
    – Pirinç (Çin, Hindistan)
    – Çay (Hindistan, Sri Lanka)
    – Baharatlar

    • Diller:
    – Türkçe, Çince, Hintçe, Arapça
    – Yüzlerce yerel dil

    • Büyük şehirler:
    – Tokyo, Şanghay, Delhi, İstanbul

    Biyolojik Çeşitlilik

    • Kaplan
    • Panda
    • Orangutan
    • Komodo Ejderi

    İlginç Bilgiler

    • Dünya nüfusunun %60’ı burada yaşar
    • En kalabalık ülkeler: Çin ve Hindistan
    • En yüksek dağ + en derin çukur aynı kıtada
    • Volkan ve deprem kuşağı: Pasifik Ateş Çemberi

    Alıntı / Kaynaklar

    • Encyclopaedia Britannica

    • Coğrafya kaynakları

    Asya, tek başına bir dünya gibidir:
    çöller, ormanlar, dağlar, dev şehirler ve binlerce yıllık medeniyetler…
    Asya: Dünyanın En Büyük ve En Çeşitli Kıtası Asya, yüzölçümü ve nüfus bakımından dünyanın en büyük kıtasıdır.Dünya kara alanlarının yaklaşık üçte birini kaplar ve insanlığın büyük bölümü burada yaşar. 📌 Kısa Bilgiler • Yüzölçümü: ~44.5 milyon km² • Nüfus: 4.5 milyardan fazla • En büyük ülke: Rusya • En yüksek nokta: Everest Dağı (8.849 m) • En alçak nokta: Lut Gölü (-430 m) • En uzun nehir: Yangtze Nehri • En büyük göl: Hazar Denizi 🌄 Başlıca Coğrafi Özellikler 1. ⛰️ Himalayalar • Dünyanın en yüksek dağ zinciridir • Everest Dağı burada bulunur • Asya’nın iklimini ve su kaynaklarını etkiler • Birçok büyük nehir buradan doğar 2. 🌏 Büyük Nehirler ve Havzalar 🌊 Yangtze Nehri • Asya’nın en uzun nehri 🌊 Ganj & İndus • Tarım ve medeniyetlerin temelini oluşturur 🌿 Mekong • Güneydoğu Asya’nın can damarı 3. 🏜️ Çöller ve Ekstrem Bölgeler • Gobi Çölü → Dünyanın en büyük soğuk çöllerinden • Arabistan Çölü → En geniş sıcak çöllerden • Sibirya → Dünyanın en soğuk yerleşim bölgeleri 🗺️ Siyasi Coğrafya Asya: • 49’dan fazla ülkeden oluşur Bölgeler: • Doğu Asya: Çin, Japonya, Kore • Güney Asya: Hindistan, Pakistan, Bangladeş • Güneydoğu Asya: Endonezya, Tayland, Vietnam • Orta Asya: Kazakistan, Özbekistan • Batı Asya (Orta Doğu): Türkiye, İran, Suudi Arabistan 💰 Ekonomi ve Kültür • Doğal kaynaklar: – Petrol (Orta Doğu) – Doğalgaz (Rusya) – Nadir metaller (Çin) • Tarım ürünleri: – Pirinç (Çin, Hindistan) – Çay (Hindistan, Sri Lanka) – Baharatlar • Diller: – Türkçe, Çince, Hintçe, Arapça – Yüzlerce yerel dil • Büyük şehirler: – Tokyo, Şanghay, Delhi, İstanbul 🐯 Biyolojik Çeşitlilik • Kaplan 🐅 • Panda 🐼 • Orangutan 🐒 • Komodo Ejderi 🦎 🤯 İlginç Bilgiler • Dünya nüfusunun %60’ı burada yaşar • En kalabalık ülkeler: Çin ve Hindistan • En yüksek dağ + en derin çukur aynı kıtada • Volkan ve deprem kuşağı: Pasifik Ateş Çemberi Alıntı / Kaynaklar • Encyclopaedia Britannica • Coğrafya kaynakları Asya, tek başına bir dünya gibidir: çöller, ormanlar, dağlar, dev şehirler ve binlerce yıllık medeniyetler…
    0 Comments 0 Shares
  • ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR,
    GRANADA, İSPANYA
    1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler.
    Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik.
    Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor.
    Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti.
    Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı.
    Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti.
    Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı.
    Sırrı ne miydi?
    Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor.
    Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real":
    Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal.
    Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu.
    Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok.
    Meydan okumak imkansız görünüyordu:
    Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak.
    Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey.
    Hata payı? Sıfır.
    Ancak daha büyük bir sorunları vardı:
    Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu.
    Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu.
    Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu.
    Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı.
    Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler:
    • 45 metre yüksekliğinde
    • Çoklu depolama odaları
    • Basınç düzenleme sistemleri
    • Yedek rezervuarlar
    Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi.
    Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi:
    • 12 metre çapında
    • Kenarına seramik kaplar takılı
    • Verimlilik için karşı ağırlıklı
    • Saatte 1.500 litre kaldırabilir
    500 yıl boyunca sürekli çalıştı.
    Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı:
    Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan.
    Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu.
    Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu.
    Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu.
    En büyük başarıları?
    Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar:
    • Kendini idame ettiren su kaldırma
    • Hava kabarcığı itme
    • Doğal basınç düzenlemesi
    Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu.
    Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı:
    • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi)
    • Dereceli sıcaklık odaları
    • Buhar üretim odaları
    • Mermer ısı tutma zeminleri
    • Doğal havalandırma kanalları
    Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor.
    İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi:
    • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi
    • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri
    • Su duvarı soğutma sistemleri
    • Buharlaştırıcı soğutma odaları
    Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk.
    Yedek su sistemleri harikaydı:
    3 ayrı su kaynağı:
    • Royal Canal (birincil)
    • Darro Nehri asansörü (ikincil)
    • Yağmur suyu toplama (acil)
    Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar.
    Mühendislik o kadar hassastı ki:
    • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı
    • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu
    • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı
    • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü
    Hepsi tek bir güç pompası olmadan.
    Etkisi devrim niteliğindeydi:
    • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu
    • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu
    • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı
    • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi
    Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi.
    NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil:
    Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü:
    • Pasif iklim kontrolü
    • Kaynak optimizasyonu
    • Sürdürülebilir su geri dönüşümü
    • Yerçekimine dayalı güç sistemleri
    Mars kolonileri için mükemmel.
    • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar.
    • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi
    • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı
    • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi
    İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik.
    Bugün, 900 yıl sonra:
    • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor
    • Orijinal çeşmeler hala akıyor
    • İklim kontrolü hala çalışıyor
    • Bahçeler hala çiçek açıyor
    "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı.
    GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU?
    Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır.
    Detaylı olarak:
    1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti.
    El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır.
    Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti.
    Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular.
    Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir.
    Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.
    🛜: Genius GTX
    : ChatGPT
    ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR, GRANADA, İSPANYA 🇪🇸 1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler. Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik. Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor. Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti. Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı. Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti. Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı. Sırrı ne miydi? Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor. Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real": Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal. Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu. Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok. Meydan okumak imkansız görünüyordu: Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak. Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey. Hata payı? Sıfır. Ancak daha büyük bir sorunları vardı: Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu. Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu. Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu. Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı. Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler: • 45 metre yüksekliğinde • Çoklu depolama odaları • Basınç düzenleme sistemleri • Yedek rezervuarlar Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi. Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi: • 12 metre çapında • Kenarına seramik kaplar takılı • Verimlilik için karşı ağırlıklı • Saatte 1.500 litre kaldırabilir 500 yıl boyunca sürekli çalıştı. Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı: Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan. Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu. Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu. Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu. En büyük başarıları? Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar: • Kendini idame ettiren su kaldırma • Hava kabarcığı itme • Doğal basınç düzenlemesi Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu. Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı: • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi) • Dereceli sıcaklık odaları • Buhar üretim odaları • Mermer ısı tutma zeminleri • Doğal havalandırma kanalları Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor. İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi: • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri • Su duvarı soğutma sistemleri • Buharlaştırıcı soğutma odaları Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk. Yedek su sistemleri harikaydı: 3 ayrı su kaynağı: • Royal Canal (birincil) • Darro Nehri asansörü (ikincil) • Yağmur suyu toplama (acil) Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar. Mühendislik o kadar hassastı ki: • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü Hepsi tek bir güç pompası olmadan. Etkisi devrim niteliğindeydi: • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi. NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil: Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü: • Pasif iklim kontrolü • Kaynak optimizasyonu • Sürdürülebilir su geri dönüşümü • Yerçekimine dayalı güç sistemleri Mars kolonileri için mükemmel. • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar. • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik. Bugün, 900 yıl sonra: • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor • Orijinal çeşmeler hala akıyor • İklim kontrolü hala çalışıyor • Bahçeler hala çiçek açıyor "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı. GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU? Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır. Detaylı olarak: 1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti. El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır. Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti. Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular. Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir. Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir. 🛜: Genius GTX 🤖: ChatGPT
    0 Comments 0 Shares
  • Ekipmansız atış yaptığı Paris 2024 olimpiyatlarında gümüş madalya kazanan Türk sporcu Yusuf Dikeç’in soğukkanlı duruşu ve tek eli cebinde atış yapması onu adeta bir ikon haline getirdi.

    Pek çok sporcu Yusuf Dikeç pozu vermeye başladı.
    Ekipmansız atış yaptığı Paris 2024 olimpiyatlarında gümüş madalya kazanan Türk sporcu Yusuf Dikeç’in soğukkanlı duruşu ve tek eli cebinde atış yapması onu adeta bir ikon haline getirdi. Pek çok sporcu Yusuf Dikeç pozu vermeye başladı.
    0 Comments 0 Shares
  • 100 bin kişilik Haçlı ordusuna karşı
    9 bin Osmanlı yiğidi.
    Unutulmaz zafer Kanije...

    1593'ten beri büyük Osmanlı - Almanya savaşı devam ediyordu. Müstakbel Alman İmparatoru Arşidük Ferdinand, Kanije kalesini almak için 1601'de, 100 bin kişilik bir ordu ve 47 büyük muhasara topu ile harekete geçti.

    Almanlar'dan başka, İtalyan, İspanyol, Fransız, Papalık askerlerinin de olduğu devasa Haçlı ordusu Kanije önlerine geldi.
    Kanije nerde derseniz Avusturya 'ya 50 km uzaklıkta diye tarif edeyim. Yani Avrupa'nın göbeği.

    Kaleyi savunan Tiryaki Hasan Paşa, 9 bin asker ile bu orduyu karşıladı. Haçlı ordusu günde bin ile iki bin arası gülle atarak Kanije surlarını dövmeye başladı.

    Kuşatma altındaki kalede barut tükendi. Barut yapımını bilen bir Yeniçeri sayesinde bir süre daha kendilerine yetecek barutu üretmeyi başardı kaledeki Osmanlı askeri.

    Tiryaki Hasan Paşa gerçekten kurt bir askerdi.
    Tam bir psikolojik savaş ustasıydı.

    Mesela ele geçen bazı esirlere, kalede bol miktarda yiyecek ve cephane olduğu hakkında yanlış bilgi edinmelerini sağlıyor, sonra bunların kaçmalarına izin veriyordu.

    Bu esirler Haçlı ordugahında bu haberleri veriyor ve bu haberler düşmanın psikolojik olarak umutsuzluğa düşmesine sebep oluyordu.

    Sadrazamın Osmanlı ordusu ile yardıma gelmek üzere olduğu, kalenin durumunun mükemmel olduğu ile ilgili mektupları şehit askerlerin koynuna koyuyordu.

    Aslında durum tam tersi idi. Sadrazam yardıma gelemiyordu. Kalede barut için ham madde kalmamıştı. Yiyecek sıkıntısı vardı. Kış gelmişti. Bir huruç harekâtı ile kuşatma yarılmazsa kale düşecekti. Kale yediği top gülleleri ile perişandı.

    68 gündür kuşatma devam ediyordu. O gün Kanije ovası kar ile kaplıydı. Haçlı ordusu soğuktan çadırlara ve tahta barakalarına sığınmıştı. Gece Tiryaki Hasan Paşa, Gazi Kara Ömer Ağa 'yı 800 askerle kaleden çıkarttı.

    Bu beklenmedik huruç harekâtıyla Haçlı ordugahı karıştı. Hasan Paşa, son barutunu harcadı ve güya kaleye varan Sadrazamın ordusunu selamladı. Bir yandan da mehter takımı yeri göğü inletiyordu.

    " Serdar Hazretleri yetmiştir" diye bağıran Osmanlı askerleri düşmanın psikolojisini gece karanlığında altüst etti.

    Haçlı ordusunun tüm ağırlıkları, yiyecek, cephane ve barutu, bütün toplar ilk hamlede ele geçirildi. Sadrazamın ordusunun baskınına uğradığını zanneden Haçlı ordusu, 18 bin ölü vererek kaçmaya başladı. Düşman ordugahı ele geçti.

    O gün öğleye kadar 30 bin Alman askeri daha düşmanı takibe çıkan Osmanlı birlikleri tarafından imha edildi. Alman imparatorluk ordusunun ancak küçük bir kısmı, Kanije 'nin 50 km ötesindeki Avusturya 'ya yani Alman topraklarına can alabildi.

    80 bin zaiyat veren Almanlar tek top ve tüfek götüremediler. Üzerlerinde imparatorluk armasının bulunduğu korkunç büyüklükte 47 muhasara topu,
    14 bin tüfek, 60 bin çadır, 14 bin kazma ve kürek ve binlerce araba dolusu yiyecek, ilaç, barut ve silah Osmanlıların eline geçti.

    En büyük ganimet Arşidük Ferdinand'ın otağındaydı. Bir altın ve bir gümüş taht, mücevherler, altınlar ve ordu hazinesi ele geçti. Alman Başkumandanı, gecelik kıyafetiyle kaçmıştı.

    Tiryaki Hasan Paşa, kısa bir hitabeden sonra Allah'a şükür olarak hemen oracıkta maiyetiyle beraber namaz kıldı.

    Tiryaki Hasan Paşa bu zaferle o yaşına kadar erişemediği vezirlik payesi ve Sultan 3. Mehmed Han'ın Hatt-ı Hümayun'u ile ödüllendirildi.

    Hasan Paşa sultanın Hatt-ı Hümayun'unu,
    'Bu kadarcık bir hizmet için Padişah bize vezirlik vermiş " diye okurken gözünden yaşlar akıyordu.

    Bildiğim bir şey varsa bu zaferi onlar kazanmış olsa filmlere, sinemalara konu edecekleri, kitaplar yazacakları, okullarda anlatacaklarıdır✓
    Ne Denirki✓
    Vatan Sevdalısı Kur'ân Sevdalısı Bütün Şehitlerimize Ve Vefat Edenlerimize Allah Rahmet Eylesin Mekânlarını Makâmlarını Cennet Eylesin Âmîn
    100 bin kişilik Haçlı ordusuna karşı 9 bin Osmanlı yiğidi. Unutulmaz zafer Kanije... 1593'ten beri büyük Osmanlı - Almanya savaşı devam ediyordu. Müstakbel Alman İmparatoru Arşidük Ferdinand, Kanije kalesini almak için 1601'de, 100 bin kişilik bir ordu ve 47 büyük muhasara topu ile harekete geçti. Almanlar'dan başka, İtalyan, İspanyol, Fransız, Papalık askerlerinin de olduğu devasa Haçlı ordusu Kanije önlerine geldi. Kanije nerde derseniz Avusturya 'ya 50 km uzaklıkta diye tarif edeyim. Yani Avrupa'nın göbeği. Kaleyi savunan Tiryaki Hasan Paşa, 9 bin asker ile bu orduyu karşıladı. Haçlı ordusu günde bin ile iki bin arası gülle atarak Kanije surlarını dövmeye başladı. Kuşatma altındaki kalede barut tükendi. Barut yapımını bilen bir Yeniçeri sayesinde bir süre daha kendilerine yetecek barutu üretmeyi başardı kaledeki Osmanlı askeri. Tiryaki Hasan Paşa gerçekten kurt bir askerdi. Tam bir psikolojik savaş ustasıydı. Mesela ele geçen bazı esirlere, kalede bol miktarda yiyecek ve cephane olduğu hakkında yanlış bilgi edinmelerini sağlıyor, sonra bunların kaçmalarına izin veriyordu. Bu esirler Haçlı ordugahında bu haberleri veriyor ve bu haberler düşmanın psikolojik olarak umutsuzluğa düşmesine sebep oluyordu. Sadrazamın Osmanlı ordusu ile yardıma gelmek üzere olduğu, kalenin durumunun mükemmel olduğu ile ilgili mektupları şehit askerlerin koynuna koyuyordu. Aslında durum tam tersi idi. Sadrazam yardıma gelemiyordu. Kalede barut için ham madde kalmamıştı. Yiyecek sıkıntısı vardı. Kış gelmişti. Bir huruç harekâtı ile kuşatma yarılmazsa kale düşecekti. Kale yediği top gülleleri ile perişandı. 68 gündür kuşatma devam ediyordu. O gün Kanije ovası kar ile kaplıydı. Haçlı ordusu soğuktan çadırlara ve tahta barakalarına sığınmıştı. Gece Tiryaki Hasan Paşa, Gazi Kara Ömer Ağa 'yı 800 askerle kaleden çıkarttı. Bu beklenmedik huruç harekâtıyla Haçlı ordugahı karıştı. Hasan Paşa, son barutunu harcadı ve güya kaleye varan Sadrazamın ordusunu selamladı. Bir yandan da mehter takımı yeri göğü inletiyordu. " Serdar Hazretleri yetmiştir" diye bağıran Osmanlı askerleri düşmanın psikolojisini gece karanlığında altüst etti. Haçlı ordusunun tüm ağırlıkları, yiyecek, cephane ve barutu, bütün toplar ilk hamlede ele geçirildi. Sadrazamın ordusunun baskınına uğradığını zanneden Haçlı ordusu, 18 bin ölü vererek kaçmaya başladı. Düşman ordugahı ele geçti. O gün öğleye kadar 30 bin Alman askeri daha düşmanı takibe çıkan Osmanlı birlikleri tarafından imha edildi. Alman imparatorluk ordusunun ancak küçük bir kısmı, Kanije 'nin 50 km ötesindeki Avusturya 'ya yani Alman topraklarına can alabildi. 80 bin zaiyat veren Almanlar tek top ve tüfek götüremediler. Üzerlerinde imparatorluk armasının bulunduğu korkunç büyüklükte 47 muhasara topu, 14 bin tüfek, 60 bin çadır, 14 bin kazma ve kürek ve binlerce araba dolusu yiyecek, ilaç, barut ve silah Osmanlıların eline geçti. En büyük ganimet Arşidük Ferdinand'ın otağındaydı. Bir altın ve bir gümüş taht, mücevherler, altınlar ve ordu hazinesi ele geçti. Alman Başkumandanı, gecelik kıyafetiyle kaçmıştı. Tiryaki Hasan Paşa, kısa bir hitabeden sonra Allah'a şükür olarak hemen oracıkta maiyetiyle beraber namaz kıldı. Tiryaki Hasan Paşa bu zaferle o yaşına kadar erişemediği vezirlik payesi ve Sultan 3. Mehmed Han'ın Hatt-ı Hümayun'u ile ödüllendirildi. Hasan Paşa sultanın Hatt-ı Hümayun'unu, 'Bu kadarcık bir hizmet için Padişah bize vezirlik vermiş " diye okurken gözünden yaşlar akıyordu. Bildiğim bir şey varsa bu zaferi onlar kazanmış olsa filmlere, sinemalara konu edecekleri, kitaplar yazacakları, okullarda anlatacaklarıdır✓ Ne Denirki✓ Vatan Sevdalısı Kur'ân Sevdalısı Bütün Şehitlerimize Ve Vefat Edenlerimize Allah Rahmet Eylesin Mekânlarını Makâmlarını Cennet Eylesin Âmîn
    0 Comments 0 Shares
  • Batıya şirin gözükmek için kapatılan uçak fabrikalarının ürettiği Tamamen yerli uçaklar Yanlış duymadınız yüzde yüz yerli
    TÜRK MALI sene 1947
    O dönemde soğuk savaş
    Şartları söz konusu
    Olduğundan şimdiki gibi
    Uçağın motorunu başka
    Ülkeden almak
    Yada ortak proje gibi Şartlar olmuyordu
    A'dan z'ye yüzde yüz
    Yerli üretimdi TÜRK MALı
    #Milliteknolojihamlesi
    Batıya şirin gözükmek için kapatılan uçak fabrikalarının ürettiği Tamamen yerli uçaklar Yanlış duymadınız yüzde yüz yerli TÜRK MALI sene 1947 O dönemde soğuk savaş Şartları söz konusu Olduğundan şimdiki gibi Uçağın motorunu başka Ülkeden almak Yada ortak proje gibi Şartlar olmuyordu A'dan z'ye yüzde yüz Yerli üretimdi TÜRK MALı #Milliteknolojihamlesi🇹🇷
    0 Comments 0 Shares
  • İnsanlara selâm vermek, hâl hatır sormak ne güzel. Ancak bir selâm verip, bin âh işitir olduk. Sizler de çevrenizden benzer şikâyetleri duyuyorsunuzdur.

    İşi çok olan yorgunluktan şikâyet ediyor.
    Az olan “Bunalımdayım” diyor.

    Kimisi çocuktan, kimisi çocuksuzluktan.
    Bazıları sıcaktan, bazıları soğuktan.
    Evi olan, olmayan; arabası olan, olmayan.
    Bir kısmı bekârlıktan,
    Diğer kısmı evli olmaktan.
    Hastalıktan, ustalıktan,
    Varlıktan, yokluktan…

    Hâlimiz farklı farklı ama sonuç genelde aynı:

    Şikâyet, tasa, endişe…
    “Şükür hâlime” diyen ise çok az.

    ―

    ❝ Eğer şükrederseniz, size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azâbım pek şiddetlidir! ❞

    ▪︎ İbrâhim Sûresi, 7
    İnsanlara selâm vermek, hâl hatır sormak ne güzel. Ancak bir selâm verip, bin âh işitir olduk. Sizler de çevrenizden benzer şikâyetleri duyuyorsunuzdur. İşi çok olan yorgunluktan şikâyet ediyor. Az olan “Bunalımdayım” diyor. Kimisi çocuktan, kimisi çocuksuzluktan. Bazıları sıcaktan, bazıları soğuktan. Evi olan, olmayan; arabası olan, olmayan. Bir kısmı bekârlıktan, Diğer kısmı evli olmaktan. Hastalıktan, ustalıktan, Varlıktan, yokluktan… Hâlimiz farklı farklı ama sonuç genelde aynı: Şikâyet, tasa, endişe… “Şükür hâlime” diyen ise çok az. ― ❝ Eğer şükrederseniz, size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azâbım pek şiddetlidir! ❞ ▪︎ İbrâhim Sûresi, 7
    0 Comments 0 Shares
  • Pers İmparatorluğu sırasında çölün ortasında buz yapımı:

    Yakcal ya da "Buz Çukuru" buz üretmek ve yiyecek korumak için kullanılan mimari bir yöntemdir.
    Persliler zaten 2.400 yıl önce çölde tonlarca buz ve dondurucu yiyecek yapıyordu.
    1- Yapının tasarımı: Yakçal, tuğla ve kilden yapılmış kalın duvarlarla kubbe şekline sahipti.
    Bu yapı mahzenin içinde serin bir sıcaklığın korunmasına yardımcı oldu.
    2- Su toplama: Kış aylarında nehirlerden veya dağlarda eriyen karlardan su toplandı. Bu su kanallar aracılığıyla Yakchal'a doğru yönlendirildi.
    3- Donma işlemi:
    Su, mahzen içindeki küçük göletlerde veya havuzlarda dağıtıldı. Gece boyunca ve günün en soğuk saatlerinde, geceleri çölün düşük sıcaklıklarından dolayı sular donar.
    4- Buz deposu:
    Donduktan sonra buz bloklar halinde kesilerek sıcaklığın en soğuk olduğu Yakçal'ın en düşük kısmında depolandı.
    Kubbe şekli ve duvarların doğal yalıtımı buzun aylarca donmasına yardımcı oldu.
    5- Daha sonra kullanım:
    Yaz aylarında depolanmış buz içecekleri soğutmak, yiyecekleri korumak ve hatta gerekirse tıbbi amaçlarla kullanılmıştır. Kısacası Yakçal, basit ama etkili depolama ve ısı yalıtım teknikleri kullanarak buz yaratmak ve korumak için çöl gecelerinin doğal soğuğundan faydalandı.
    Pers İmparatorluğu sırasında çölün ortasında buz yapımı: Yakcal ya da "Buz Çukuru" buz üretmek ve yiyecek korumak için kullanılan mimari bir yöntemdir. Persliler zaten 2.400 yıl önce çölde tonlarca buz ve dondurucu yiyecek yapıyordu. 1- Yapının tasarımı: Yakçal, tuğla ve kilden yapılmış kalın duvarlarla kubbe şekline sahipti. Bu yapı mahzenin içinde serin bir sıcaklığın korunmasına yardımcı oldu. 2- Su toplama: Kış aylarında nehirlerden veya dağlarda eriyen karlardan su toplandı. Bu su kanallar aracılığıyla Yakchal'a doğru yönlendirildi. 3- Donma işlemi: Su, mahzen içindeki küçük göletlerde veya havuzlarda dağıtıldı. Gece boyunca ve günün en soğuk saatlerinde, geceleri çölün düşük sıcaklıklarından dolayı sular donar. 4- Buz deposu: Donduktan sonra buz bloklar halinde kesilerek sıcaklığın en soğuk olduğu Yakçal'ın en düşük kısmında depolandı. Kubbe şekli ve duvarların doğal yalıtımı buzun aylarca donmasına yardımcı oldu. 5- Daha sonra kullanım: Yaz aylarında depolanmış buz içecekleri soğutmak, yiyecekleri korumak ve hatta gerekirse tıbbi amaçlarla kullanılmıştır. Kısacası Yakçal, basit ama etkili depolama ve ısı yalıtım teknikleri kullanarak buz yaratmak ve korumak için çöl gecelerinin doğal soğuğundan faydalandı.
    0 Comments 0 Shares
  • “Samimiyet kokan her şeyi severim..
    Marka pazar fark etmez
    Parasına değil içinde mutluysam giyerim...

    İçten verilen yavan ekmekle de doyar kalkarım huzurla
    Soğuk bir tavırla verilen bala dokunmam bile
    Açlıktan ölsem de ...

    Samimiyet varsa hayattan keyif alırım
    Samimiyetin olmadığı yerde
    Keyfim kaçar sonra
    Kendim kaçarım ...

    Kişilerin kaliteli yaşamlarına değil
    Kişiliğin kalitelisine hayranım...
    "Samimiyet tüm eylemlerimizi
    onurlu ve güzel kılar...”
    “Samimiyet kokan her şeyi severim.. Marka pazar fark etmez Parasına değil içinde mutluysam giyerim... İçten verilen yavan ekmekle de doyar kalkarım huzurla Soğuk bir tavırla verilen bala dokunmam bile Açlıktan ölsem de ... Samimiyet varsa hayattan keyif alırım Samimiyetin olmadığı yerde Keyfim kaçar sonra Kendim kaçarım ... Kişilerin kaliteli yaşamlarına değil Kişiliğin kalitelisine hayranım... "Samimiyet tüm eylemlerimizi onurlu ve güzel kılar...”
    0 Comments 0 Shares
  • Hz.Eyyüb Ve Kuyusu Urfa Türkiye

    Şanlıurfa'nın en eski mahallelerinden biri olan Eyyubiye Mahallesi, tarihi geçmişi çok eskilere dayanan ve tarihte önemli yapılara mekânlık etmiş şehrin güneydeki en önemli bölümüdür. Bu bölgede bugün yedi mahalle bulunmakta
    ve 100 binin üzerinde insan yaşamaktadır.
    Kuyunun Yeri Günümüzde “Eyyüpnebi Mahallesi”nin güneyinde, girişindeki tabelada“Hz. Eyyub Sabır Makamı” yazılı olan alanda, Hz. Eyyub'un hastalığı boyunca
    kaldığına inanılan küçük bir mağara(sabır mağarası), ayağını vurmasıyla yerden çıkan şifalı suyun bulunduğu bir kuyu ve yakın zamanda alanın güneyindeki mezarlık kaldırılarak yerine inşa edilen “Hz. Eyyub Camii” bulunmaktadır.Kuyu kayadan oyulmuştur. Yüzlerce yıl kullanıldığı bellidir. Kuyunun ağzında
    taştan bir bilezik mevcut olup su çekmekten dolayı aşınmış ve el derinliğinde oyuklar oluşmuştur. Suyu soğuk ve temiz olup hiç kurumaz. Kuyunun suyu Hıristiyanlar ve Müslümanlar
    tarafından şifalı su olarak kabul edilmiştir. Hastalar tarafından yıkanmak 1 ve içilmek için kullanılır.Sabır Mağarası, gerek Urfa'dan gerekse ve Türkiye'nin değişik yerlerinden özellikle hafta sonları çok sayıda insan tarafından ziyaret edilmekte ve
    içinde namaz kılınarak dua edilmektedir. Bunun dışında borularla kuyudan sebillere aktarılan şifalı sular hem içilmekte hem de çeşitli kaplarla götürülmektedir.
    Hz.Eyyüb Ve Kuyusu Urfa Türkiye Şanlıurfa'nın en eski mahallelerinden biri olan Eyyubiye Mahallesi, tarihi geçmişi çok eskilere dayanan ve tarihte önemli yapılara mekânlık etmiş şehrin güneydeki en önemli bölümüdür. Bu bölgede bugün yedi mahalle bulunmakta ve 100 binin üzerinde insan yaşamaktadır. Kuyunun Yeri Günümüzde “Eyyüpnebi Mahallesi”nin güneyinde, girişindeki tabelada“Hz. Eyyub Sabır Makamı” yazılı olan alanda, Hz. Eyyub'un hastalığı boyunca kaldığına inanılan küçük bir mağara(sabır mağarası), ayağını vurmasıyla yerden çıkan şifalı suyun bulunduğu bir kuyu ve yakın zamanda alanın güneyindeki mezarlık kaldırılarak yerine inşa edilen “Hz. Eyyub Camii” bulunmaktadır.Kuyu kayadan oyulmuştur. Yüzlerce yıl kullanıldığı bellidir. Kuyunun ağzında taştan bir bilezik mevcut olup su çekmekten dolayı aşınmış ve el derinliğinde oyuklar oluşmuştur. Suyu soğuk ve temiz olup hiç kurumaz. Kuyunun suyu Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından şifalı su olarak kabul edilmiştir. Hastalar tarafından yıkanmak 1 ve içilmek için kullanılır.Sabır Mağarası, gerek Urfa'dan gerekse ve Türkiye'nin değişik yerlerinden özellikle hafta sonları çok sayıda insan tarafından ziyaret edilmekte ve içinde namaz kılınarak dua edilmektedir. Bunun dışında borularla kuyudan sebillere aktarılan şifalı sular hem içilmekte hem de çeşitli kaplarla götürülmektedir.
    0 Comments 0 Shares
More Results