• Oğuzlar, Türk tarihinin en önemli topluluklarından biriydi. Geleneksel Oğuz anlatısına göre 24 boya ayrılan bu büyük topluluk, kendi içerisinde Bozok ve Üçok olmak üzere iki ana kola bölünüyordu. Bu ayrım yalnızca soy bağına değil, aynı zamanda Oğuzların siyasi ve toplumsal düzenine de dayanıyordu.

    Bozok kolu, Oğuz Kağan’ın Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han adlı oğullarından türeyen 12 boydan oluşuyordu. Bunlar Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kızık, Beğdili ve Karkın boylarıydı.

    Üçok kolu ise Gök Han, Dağ Han ve Deniz Han’ın soyundan geldiğine inanılan 12 boyu kapsıyordu. Bunlar Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıydı.

    Oğuz geleneğinde Bozoklar sağ kolu, Üçoklar ise sol kolu temsil ediyordu. Bu iki kol, Oğuz toplumunun siyasi ve askerî yapılanmasında önemli bir yere sahipti. Her boyun kendine özgü damgası, ongunu ve gelenekleri bulunuyordu. Boylar, ortak Oğuz kimliği altında birleşirken kendi soylarını ve aidiyetlerini de koruyordu.

    Zamanla bu 24 boyun mensupları Orta Asya’dan batıya doğru yayıldı. Selçukluların Kınık boyuyla, Anadolu’ya yerleşen Türkmen topluluklarının ise farklı Oğuz boylarıyla bağlantıları bulunuyordu. Böylece Oğuzların iki ana kolu ve 24 boyu, Türk dünyasının tarihî ve kültürel şekillenmesinde büyük rol oynadı.

    Siz Oğuzların hangi kolundansınız?

    #türkler #türk #türkiye #tarih #oğuzlar
    Oğuzlar, Türk tarihinin en önemli topluluklarından biriydi. Geleneksel Oğuz anlatısına göre 24 boya ayrılan bu büyük topluluk, kendi içerisinde Bozok ve Üçok olmak üzere iki ana kola bölünüyordu. Bu ayrım yalnızca soy bağına değil, aynı zamanda Oğuzların siyasi ve toplumsal düzenine de dayanıyordu. Bozok kolu, Oğuz Kağan’ın Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han adlı oğullarından türeyen 12 boydan oluşuyordu. Bunlar Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kızık, Beğdili ve Karkın boylarıydı. Üçok kolu ise Gök Han, Dağ Han ve Deniz Han’ın soyundan geldiğine inanılan 12 boyu kapsıyordu. Bunlar Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıydı. Oğuz geleneğinde Bozoklar sağ kolu, Üçoklar ise sol kolu temsil ediyordu. Bu iki kol, Oğuz toplumunun siyasi ve askerî yapılanmasında önemli bir yere sahipti. Her boyun kendine özgü damgası, ongunu ve gelenekleri bulunuyordu. Boylar, ortak Oğuz kimliği altında birleşirken kendi soylarını ve aidiyetlerini de koruyordu. Zamanla bu 24 boyun mensupları Orta Asya’dan batıya doğru yayıldı. Selçukluların Kınık boyuyla, Anadolu’ya yerleşen Türkmen topluluklarının ise farklı Oğuz boylarıyla bağlantıları bulunuyordu. Böylece Oğuzların iki ana kolu ve 24 boyu, Türk dünyasının tarihî ve kültürel şekillenmesinde büyük rol oynadı. Siz Oğuzların hangi kolundansınız? #türkler #türk #türkiye #tarih #oğuzlar
    0 Kommentare 0 Anteile
  • DÜNYAYA ÖRNEK BİR İYİLİK! TÜRKİYE'DE ARACI BOZULAN ALMAN GEZGİNİ TÜRK AİLE 11 GÜN MİSAFİR ETTİ!

    Almanya'dan Türkiye'yi gezmeye gelen Tanja isimli genç kadının aracı Sivas'ta bozuldu.

    Hiç tanımadığı Türk bir aile, zor durumda kalan genç kadına evinin kapılarını açtı.

    TAM 11 GÜN BOYUNCA MİSAFİR ETTİLER!

    Sivas'ın Divriği ilçesinde yaşayan Güngör Durgun ve ailesi, Alman gezgini tam 11 gün boyunca kendi evlatları gibi ağırladı.

    VEDA EDERKEN GÖZYAŞLARINI TUTAMADI!

    Ayrılık zamanı geldiğinde genç kadın, kendisine gösterilen misafirperverlik karşısında duygusal anlar yaşadı.

    “BU NASIL BİR İYİLİK, BU NASIL BİR ÜLKE?”

    Yaşadığı mutluluğu bu sözlerle dile getiren Tanja, kendisine kapılarını açan Türk aileye teşekkür etti.

    Anadolu insanının misafirperverliğini gösteren bu güzel hikâye yürekleri ısıttı.

    Güngör Durgun ve ailesinin güzel yüreğine sağlık!

    #Sivas #Divriği #TürkMisafirperverliği #AlmanGezgin #Kapıkule
    ❤️🇹🇷🇩🇪 DÜNYAYA ÖRNEK BİR İYİLİK! TÜRKİYE'DE ARACI BOZULAN ALMAN GEZGİNİ TÜRK AİLE 11 GÜN MİSAFİR ETTİ! 🚐 Almanya'dan Türkiye'yi gezmeye gelen Tanja isimli genç kadının aracı Sivas'ta bozuldu. Hiç tanımadığı Türk bir aile, zor durumda kalan genç kadına evinin kapılarını açtı. 🏡 TAM 11 GÜN BOYUNCA MİSAFİR ETTİLER! 🇹🇷 Sivas'ın Divriği ilçesinde yaşayan Güngör Durgun ve ailesi, Alman gezgini tam 11 gün boyunca kendi evlatları gibi ağırladı. VEDA EDERKEN GÖZYAŞLARINI TUTAMADI! 💔 Ayrılık zamanı geldiğinde genç kadın, kendisine gösterilen misafirperverlik karşısında duygusal anlar yaşadı. “BU NASIL BİR İYİLİK, BU NASIL BİR ÜLKE?” 👏 Yaşadığı mutluluğu bu sözlerle dile getiren Tanja, kendisine kapılarını açan Türk aileye teşekkür etti. 🇹🇷 Anadolu insanının misafirperverliğini gösteren bu güzel hikâye yürekleri ısıttı. Güngör Durgun ve ailesinin güzel yüreğine sağlık! #Sivas #Divriği #TürkMisafirperverliği #AlmanGezgin #Kapıkule
    0 Kommentare 0 Anteile
  • İstanbul’un tarihi kalbinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun asırlar boyunca yönetildiği **Topkapı Sarayı** ve sarayın görkemli ana girişi olan **Babüsselam (Selam Kapısı)**, gün batımının altın ve kızıl tonları altında muazzam bir manzara sunuyor. İki heybetli kule arasında yükselen şanlı bayrağımız, çiçeklerle bezenmiş bakımlı saray bahçeleri ve ortasındaki zarif fıskiye; imparatorluğun o köklü ihtişamını gözler önüne seriyor. Akşam güneşinin tarihi taş surlara ve bahçedeki renklere dokunduğu bu büyüleyici atmosferde bulunmak, insanı tarihin altın sayfalarında masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Bence dünyanın en güzel yeri burası.

    ---

    Standing at the historical heart of Istanbul, **Topkapı Palace** and its majestic monumental entrance, **Babüsselam (The Gate of Salutation)**, present a magnificent view beneath the golden and crimson hues of sunset. The proud national flag fluttering between two imposing towers, manicured palace gardens filled with vibrant flowers, and an elegant stone fountain highlight the deep-rooted grandeur of the Ottoman Empire. Experiencing this enchanting atmosphere as evening sunlight gently touches the historic ramparts offers a deeply inspiring journey through history.
    İstanbul’un tarihi kalbinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun asırlar boyunca yönetildiği **Topkapı Sarayı** ve sarayın görkemli ana girişi olan **Babüsselam (Selam Kapısı)**, gün batımının altın ve kızıl tonları altında muazzam bir manzara sunuyor. İki heybetli kule arasında yükselen şanlı bayrağımız, çiçeklerle bezenmiş bakımlı saray bahçeleri ve ortasındaki zarif fıskiye; imparatorluğun o köklü ihtişamını gözler önüne seriyor. Akşam güneşinin tarihi taş surlara ve bahçedeki renklere dokunduğu bu büyüleyici atmosferde bulunmak, insanı tarihin altın sayfalarında masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Bence dünyanın en güzel yeri burası. 🇹🇷 --- 🇬🇧 Standing at the historical heart of Istanbul, **Topkapı Palace** and its majestic monumental entrance, **Babüsselam (The Gate of Salutation)**, present a magnificent view beneath the golden and crimson hues of sunset. The proud national flag fluttering between two imposing towers, manicured palace gardens filled with vibrant flowers, and an elegant stone fountain highlight the deep-rooted grandeur of the Ottoman Empire. Experiencing this enchanting atmosphere as evening sunlight gently touches the historic ramparts offers a deeply inspiring journey through history.
    0 Kommentare 0 Anteile
  • 135 YILLIK VEFA HİKÂYESİ: JAPONYA TÜRK DENİZCİLERİ KURTARDI, TÜRKİYE YILLAR SONRA JAPONLARI UNUTMADI!

    Bazı dostluklar anlaşmalarla değil, zor zamanlarda uzatılan yardım elleriyle kurulur. Türkiye ile Japonya arasındaki bağın hafızalara kazınan en etkileyici örneklerinden biri, 1890’da yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciası ve yıllar sonra İran’da gerçekleştirilen tahliye operasyonudur.

    1890: Japon balıkçıların hayat kurtardığı gece

    Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya ziyaretinin ardından dönüş yolundayken 16 Eylül 1890’da şiddetli bir tayfuna yakalandı. Gemi, Japonya’nın Kii Yarımadası açıklarında, Kushimoto yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı.

    Faciada 500’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti. Bölgedeki Japon halkı ise fırtınaya rağmen yardıma koştu; denizden çıkarabildikleri denizcilere yiyecek ve barınak sağladı.

    Kazadan 69 denizci kurtuldu. Yaralılar, Japonya’da tedavi edildikten sonra Japon donanmasına ait gemilerle ülkelerine gönderildi. Bu dayanışma, iki ülke arasındaki dostluğun simgelerinden biri hâline geldi.

    1985: Bu kez Türkiye, Japon vatandaşlarının yardımına koştu

    Aradan yaklaşık 95 yıl geçti. Mart 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak, belirli bir süreden sonra İran hava sahasındaki uçakları vuracağını duyurdu. Tahran’da bulunan 215 Japon vatandaşı için zaman daralıyordu.

    Japonya’nın o dönemde kendi vatandaşlarını tahliye etmekte yaşadığı güçlükler üzerine Türkiye devreye girdi. Türk Hava Yollarına ait iki uçak Tahran’a gönderildi ve Japon vatandaşları güvenli biçimde tahliye edildi.

    Bu olay, yıllar boyunca Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilişkilendirildi. İki olay arasında doğrudan bir karşılık verme kararı bulunduğuna ilişkin anlatımlar olsa da, tahliye kararının bütün ayrıntılarını yalnızca bu hikâyeye bağlamak doğru olmaz.

    Kuşimoto’da hâlâ yaşayan bir hatıra

    Bugün Japonya’nın Kuşimoto kentinde Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve anma etkinlikleri bulunuyor. Bu hatıra, iki ülkenin zor zamanlarda kurduğu insani bağın sembolü olarak yaşatılıyor.

    Dostluk, yıllar geçse de unutulmayan iyiliklerle büyür.

    1890’da Japon halkının Türk denizcilerine uzattığı yardım eli ve 1985’te Türkiye’nin Japon vatandaşlarını tahliye etmesi, insanlığın sınırları aşabildiğini gösteren iki önemli tarihî olaydır.

    Kaynaklar
    Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı — Türkiye-Japonya ilişkileri
    Japonya Dışişleri Bakanlığı — Japonya-Türkiye ilişkilerinin tarihçesi
    Japonya Sahil Güvenlik ve Kuşimoto’daki Ertuğrul Fırkateyni anıtına ilişkin tarihî kayıtlar
    Türk Hava Yolları — Kurumsal tarihçe ve 1985 Tahran tahliyesine ilişkin anlatımlar
    🇹🇷🇯🇵 135 YILLIK VEFA HİKÂYESİ: JAPONYA TÜRK DENİZCİLERİ KURTARDI, TÜRKİYE YILLAR SONRA JAPONLARI UNUTMADI! Bazı dostluklar anlaşmalarla değil, zor zamanlarda uzatılan yardım elleriyle kurulur. Türkiye ile Japonya arasındaki bağın hafızalara kazınan en etkileyici örneklerinden biri, 1890’da yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciası ve yıllar sonra İran’da gerçekleştirilen tahliye operasyonudur. 🇹🇷❤️🇯🇵 🌊 1890: Japon balıkçıların hayat kurtardığı gece Osmanlı İmparatorluğu’na ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya ziyaretinin ardından dönüş yolundayken 16 Eylül 1890’da şiddetli bir tayfuna yakalandı. Gemi, Japonya’nın Kii Yarımadası açıklarında, Kushimoto yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı. Faciada 500’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti. Bölgedeki Japon halkı ise fırtınaya rağmen yardıma koştu; denizden çıkarabildikleri denizcilere yiyecek ve barınak sağladı. Kazadan 69 denizci kurtuldu. Yaralılar, Japonya’da tedavi edildikten sonra Japon donanmasına ait gemilerle ülkelerine gönderildi. Bu dayanışma, iki ülke arasındaki dostluğun simgelerinden biri hâline geldi. ✈️ 1985: Bu kez Türkiye, Japon vatandaşlarının yardımına koştu Aradan yaklaşık 95 yıl geçti. Mart 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak, belirli bir süreden sonra İran hava sahasındaki uçakları vuracağını duyurdu. Tahran’da bulunan 215 Japon vatandaşı için zaman daralıyordu. Japonya’nın o dönemde kendi vatandaşlarını tahliye etmekte yaşadığı güçlükler üzerine Türkiye devreye girdi. Türk Hava Yollarına ait iki uçak Tahran’a gönderildi ve Japon vatandaşları güvenli biçimde tahliye edildi. Bu olay, yıllar boyunca Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilişkilendirildi. İki olay arasında doğrudan bir karşılık verme kararı bulunduğuna ilişkin anlatımlar olsa da, tahliye kararının bütün ayrıntılarını yalnızca bu hikâyeye bağlamak doğru olmaz. 🕊️ Kuşimoto’da hâlâ yaşayan bir hatıra Bugün Japonya’nın Kuşimoto kentinde Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve anma etkinlikleri bulunuyor. Bu hatıra, iki ülkenin zor zamanlarda kurduğu insani bağın sembolü olarak yaşatılıyor. ❤️ Dostluk, yıllar geçse de unutulmayan iyiliklerle büyür. 1890’da Japon halkının Türk denizcilerine uzattığı yardım eli ve 1985’te Türkiye’nin Japon vatandaşlarını tahliye etmesi, insanlığın sınırları aşabildiğini gösteren iki önemli tarihî olaydır. 📚 Kaynaklar Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı — Türkiye-Japonya ilişkileri Japonya Dışişleri Bakanlığı — Japonya-Türkiye ilişkilerinin tarihçesi Japonya Sahil Güvenlik ve Kuşimoto’daki Ertuğrul Fırkateyni anıtına ilişkin tarihî kayıtlar Türk Hava Yolları — Kurumsal tarihçe ve 1985 Tahran tahliyesine ilişkin anlatımlar
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
    Dost ve kardeş Azerbaycan’ın Bağımsızlığın Yeniden Sağlanması Günü’nü ülkem ve milletim adına gönülden tebrik ediyorum.

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı gardaşım İlham Aliyev'e, tasa ve sevinçte her zaman bir olduğumuz Azerbaycan Türkü kardeşlerime selamlarımı iletiyorum.
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Dost ve kardeş Azerbaycan’ın Bağımsızlığın Yeniden Sağlanması Günü’nü ülkem ve milletim adına gönülden tebrik ediyorum. Azerbaycan Cumhurbaşkanı gardaşım İlham Aliyev'e, tasa ve sevinçte her zaman bir olduğumuz Azerbaycan Türkü kardeşlerime selamlarımı iletiyorum. 🇹🇷🇦🇿
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi

    Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük.

    Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi.

    Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır.

    Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır.

    Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır.

    Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi.

    Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir.

    Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor.

    Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük. Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi. Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır. Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır. Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır. Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi. Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir. Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor. Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    0 Kommentare 0 Anteile
  • 𝗚𝗨𝗥𝗕𝗘𝗧𝗧𝗘 𝗕𝗜𝗥 𝗖𝗔𝗠𝗜𝗗𝗘𝗡 𝗗𝗔𝗛𝗔 𝗙𝗔𝗭𝗟𝗔𝗦𝗜: 𝗜𝗡𝗚𝗢𝗟𝗦𝗧𝗔𝗗𝗧 𝗞𝗢𝗖𝗔𝗧𝗘𝗣𝗘 𝗖𝗔𝗠𝗜𝗜

    𝗚𝘂𝗿𝗯𝗲𝘁 𝗯𝗶𝘇𝗶 𝘃𝗮𝘁𝗮𝗻𝗶𝗺𝗶𝘇𝗱𝗮𝗻 𝘂𝘇𝗮𝗸𝗹𝗮𝘀𝘁𝗶𝗿𝗱𝗶 𝗮𝗺𝗮 𝗻𝗲 𝗲𝘇𝗮𝗻𝗶𝗺𝗶𝘇𝗶 𝘂𝗻𝘂𝘁𝘁𝘂𝗿𝗮𝗯𝗶𝗹𝗱𝗶 𝗻𝗲 𝗱𝗲 𝗼𝘇𝘂𝗺𝘂𝘇𝘂!

    Takvimler 1961 yılını gösterdiğinde, binlerce Anadolu insanı ekmek parası kazanmak için Almanya yollarına düştü. Kimi bir bavulla, kimi cebinde birkaç kuruşla, kimi de geride bıraktığı ailesinin hasretiyle geldi.

    Onların bir kısmının yolu, AUDI fabrikasıyla tanınan Ingolstadt şehrine düştü.

    𝗚𝘂𝗻𝗱𝘂𝘇 𝗳𝗮𝗯𝗿𝗶𝗸𝗮𝗱𝗮 𝗮𝗹𝗶𝗻 𝘁𝗲𝗿𝗶 𝗱𝗼𝗸𝘁𝘂𝗹𝗲𝗿, 𝗰𝘂𝗺𝗮 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶𝗴𝗶𝗻𝗱𝗲 𝗶𝘀𝗲 𝗔𝘂𝗱𝗶 𝗳𝗮𝗯𝗿𝗶𝗸𝗮𝘀𝗶𝗻𝗶𝗻 𝗸𝗮𝗻𝘁𝗶𝗻 𝗸𝗼𝘀𝗲𝗹𝗲𝗿𝗶𝗻𝗱𝗲 𝘀𝗮𝗳 𝘁𝘂𝘁𝘂𝗽 𝗻𝗮𝗺𝗮𝘇𝗹𝗮𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗸𝗶𝗹𝗱𝗶𝗹𝗮𝗿.

    Ne gösterişli camileri vardı ne de büyük imkânları. Ama kalplerinde iman, dillerinde dua, gönüllerinde memleket sevgisi vardı.

    1970'li yıllarda bayram namazları için büyük salonlar kiraladılar. 1980'li yıllarda evleri mescide dönüştürdüler.

    Yıllar geçti, cemaat büyüdü. Ve o güzel insanlar bir gün dediler ki:

    “𝗕𝗶𝘇 𝗯𝘂 𝘁𝗼𝗽𝗿𝗮𝗸𝗹𝗮𝗿𝗮 𝗰𝗮𝗹𝗶𝘀𝗺𝗮𝘆𝗮 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶𝗸 𝗮𝗺𝗮 𝗰𝗼𝗰𝘂𝗸𝗹𝗮𝗿𝗶𝗺𝗶𝘇𝗮, 𝘁𝗼𝗿𝘂𝗻𝗹𝗮𝗿𝗶𝗺𝗶𝘇𝗮 𝗱𝗶𝗻𝗶𝗺𝗶𝘇𝗶, 𝗸𝘂𝗹𝘁𝘂𝗿𝘂𝗺𝘂𝘇𝘂 𝘃𝗲 𝗱𝗲𝗴𝗲𝗿𝗹𝗲𝗿𝗶𝗺𝗶𝘇𝗶 𝘆𝗮𝘀𝗮𝘁𝗮𝗰𝗮𝗸 𝗯𝗶𝗿 𝗲𝘀𝗲𝗿 𝗱𝗲 𝗯𝗶𝗿𝗮𝗸𝗺𝗮𝗹𝗶𝘆𝗶𝘇!”

    İşte o inançla, o birlik ve beraberlikle Ingolstadt Kocatepe Camii'nin temelleri atıldı.

    𝟮𝟬𝟬𝟴 𝘆𝗶𝗹𝗶𝗻𝗱𝗮𝗻 𝗯𝗲𝗿𝗶 𝗵𝗶𝘇𝗺𝗲𝘁 𝘃𝗲𝗿𝗲𝗻 𝗞𝗼𝗰𝗮𝘁𝗲𝗽𝗲 𝗖𝗮𝗺𝗶𝗶, klasik Osmanlı mimarisinden izler taşıyan kubbeleri ve 27,5 metre yüksekliğindeki iki minaresiyle gurbetçilerimizin emeğinin ve dayanışmasının sembolü oldu.

    Bu güzel eserin hikâyesinde bir de kardeşlik var.

    𝗠𝗮𝗻𝗶𝘀𝗮 𝗶𝗹𝗲 𝗜𝗻𝗴𝗼𝗹𝘀𝘁𝗮𝗱𝘁 𝗮𝗿𝗮𝘀𝗶𝗻𝗱𝗮𝗸𝗶 𝗸𝗮𝗿𝗱𝗲𝘀 𝘀𝗲𝗵𝗶𝗿 𝗱𝗼𝘀𝘁𝗹𝘂𝗴𝘂, caminin bulunduğu caddeye Manisa adının verilmesiyle daha da anlam kazandı. Caminin planlama ve mimari çalışmalarında Manisa'dan gelen destek de bu dostluğun güzel bir hatırası oldu.

    𝗗𝘂𝘀𝘂𝗻𝗲𝗯𝗶𝗹𝗶𝘆𝗼𝗿 𝗺𝘂𝘀𝘂𝗻𝘂𝘇?

    Bir zamanlar fabrika kantinlerinin köşelerinde namaz kılan işçilerin evlatları ve torunları, bugün minarelerinden ezan yükselen bir camide omuz omuza saf tutuyor.

    𝗜𝗦𝗧𝗘 𝗚𝗨𝗥𝗕𝗘𝗧𝗖𝗜 𝗕𝗨𝗗𝗨𝗥!

    Almanya'nın fabrikalarında çalıştı, bu ülkenin kalkınmasına emek verdi. Ama ne vatanını unuttu ne bayrağını ne de inancını!

    Gurbette kök saldı ama köklerini unutmadı.

    𝗔𝗹𝗹𝗮𝗵 𝗯𝘂 𝗰𝗮𝗺𝗶𝗻𝗶𝗻 𝘆𝗮𝗽𝗶𝗺𝗶𝗻𝗱𝗮 𝗯𝗶𝗿 𝘁𝘂𝗴𝗹𝗮 𝗸𝗼𝘆𝗮𝗻𝗱𝗮𝗻, 𝗯𝗶𝗿 𝗸𝘂𝗿𝘂𝘀 𝗯𝗮𝗴𝗶𝘀𝗹𝗮𝘆𝗮𝗻𝗱𝗮𝗻, 𝗲𝗺𝗲𝗴𝗶𝘆𝗹𝗲 𝘃𝗲 𝗱𝘂𝗮𝘀𝗶𝘆𝗹𝗮 𝗱𝗲𝘀𝘁𝗲𝗸 𝗼𝗹𝗮𝗻𝗱𝗮𝗻 𝗿𝗮𝘇𝗶 𝗼𝗹𝘀𝘂𝗻. 𝗔𝗵𝗶𝗿𝗲𝘁𝗲 𝗴𝗼𝗰𝗲𝗻𝗹𝗲𝗿𝗲 𝗿𝗮𝗵𝗺𝗲𝘁, 𝗵𝗮𝘆𝗮𝘁𝘁𝗮 𝗼𝗹𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿𝗮 𝘀𝗮𝗴𝗹𝗶𝗸 𝘃𝗲 𝗵𝘂𝘇𝘂𝗿 𝘃𝗲𝗿𝘀𝗶𝗻.

    𝗞𝗼𝗰𝗮𝘁𝗲𝗽𝗲 𝗖𝗮𝗺𝗶𝗶

    Manisa Str. 1, 85057 Ingolstadt, Almanya

    𝗦𝗜𝗠𝗗𝗜 𝗚𝗨𝗥𝗕𝗘𝗧𝗖𝗜 𝗞𝗔𝗥𝗗𝗘𝗦𝗟𝗘𝗥𝗜𝗠𝗘 𝗦𝗢𝗥𝗨𝗬𝗢𝗥𝗨𝗠:

    𝗦𝗶𝘇 𝗔𝗹𝗺𝗮𝗻𝘆𝗮'𝘆𝗮 𝗶𝗹𝗸 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶𝗴𝗶𝗻𝗶𝘇 𝘆𝗶𝗹𝗹𝗮𝗿𝗱𝗮 𝗰𝘂𝗺𝗮 𝘃𝗲 𝗯𝗮𝘆𝗿𝗮𝗺 𝗻𝗮𝗺𝗮𝘇𝗹𝗮𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗻𝗲𝗿𝗲𝗱𝗲 𝗸𝗶𝗹𝗶𝘆𝗼𝗿𝗱𝘂𝗻𝘂𝘇️

    𝗢 𝗴𝘂𝗻𝗹𝗲𝗿𝗶 𝗵𝗮𝘁𝗶𝗿𝗹𝗮𝘆𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿 𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺𝗹𝗮𝗿𝗮 𝘆𝗮𝘇𝘀𝗶𝗻. 𝗚𝗲𝗻𝗰 𝗻𝗲𝘀𝗶𝗹𝗹𝗲𝗿 𝗱𝗲 𝗯𝘂𝘆𝘂𝗸𝗹𝗲𝗿𝗶𝗻𝗶𝗻 𝗻𝗲𝗹𝗲𝗿 𝘆𝗮𝘀𝗮𝗱𝗶𝗴𝗶𝗻𝗶 𝗼𝗴𝗿𝗲𝗻𝘀𝗶𝗻!

    #Gurbetciler #Ingolstadt #KocatepeCamii #AlmanyadakiTurkler #GurbetinHikayesi
    𝗚𝗨𝗥𝗕𝗘𝗧𝗧𝗘 𝗕𝗜𝗥 𝗖𝗔𝗠𝗜𝗗𝗘𝗡 𝗗𝗔𝗛𝗔 𝗙𝗔𝗭𝗟𝗔𝗦𝗜: 𝗜𝗡𝗚𝗢𝗟𝗦𝗧𝗔𝗗𝗧 𝗞𝗢𝗖𝗔𝗧𝗘𝗣𝗘 𝗖𝗔𝗠𝗜𝗜 𝗚𝘂𝗿𝗯𝗲𝘁 𝗯𝗶𝘇𝗶 𝘃𝗮𝘁𝗮𝗻𝗶𝗺𝗶𝘇𝗱𝗮𝗻 𝘂𝘇𝗮𝗸𝗹𝗮𝘀𝘁𝗶𝗿𝗱𝗶 𝗮𝗺𝗮 𝗻𝗲 𝗲𝘇𝗮𝗻𝗶𝗺𝗶𝘇𝗶 𝘂𝗻𝘂𝘁𝘁𝘂𝗿𝗮𝗯𝗶𝗹𝗱𝗶 𝗻𝗲 𝗱𝗲 𝗼𝘇𝘂𝗺𝘂𝘇𝘂! Takvimler 1961 yılını gösterdiğinde, binlerce Anadolu insanı ekmek parası kazanmak için Almanya yollarına düştü. Kimi bir bavulla, kimi cebinde birkaç kuruşla, kimi de geride bıraktığı ailesinin hasretiyle geldi. Onların bir kısmının yolu, AUDI fabrikasıyla tanınan Ingolstadt şehrine düştü. 𝗚𝘂𝗻𝗱𝘂𝘇 𝗳𝗮𝗯𝗿𝗶𝗸𝗮𝗱𝗮 𝗮𝗹𝗶𝗻 𝘁𝗲𝗿𝗶 𝗱𝗼𝗸𝘁𝘂𝗹𝗲𝗿, 𝗰𝘂𝗺𝗮 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶𝗴𝗶𝗻𝗱𝗲 𝗶𝘀𝗲 𝗔𝘂𝗱𝗶 𝗳𝗮𝗯𝗿𝗶𝗸𝗮𝘀𝗶𝗻𝗶𝗻 𝗸𝗮𝗻𝘁𝗶𝗻 𝗸𝗼𝘀𝗲𝗹𝗲𝗿𝗶𝗻𝗱𝗲 𝘀𝗮𝗳 𝘁𝘂𝘁𝘂𝗽 𝗻𝗮𝗺𝗮𝘇𝗹𝗮𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗸𝗶𝗹𝗱𝗶𝗹𝗮𝗿. Ne gösterişli camileri vardı ne de büyük imkânları. Ama kalplerinde iman, dillerinde dua, gönüllerinde memleket sevgisi vardı. 1970'li yıllarda bayram namazları için büyük salonlar kiraladılar. 1980'li yıllarda evleri mescide dönüştürdüler. Yıllar geçti, cemaat büyüdü. Ve o güzel insanlar bir gün dediler ki: “𝗕𝗶𝘇 𝗯𝘂 𝘁𝗼𝗽𝗿𝗮𝗸𝗹𝗮𝗿𝗮 𝗰𝗮𝗹𝗶𝘀𝗺𝗮𝘆𝗮 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶𝗸 𝗮𝗺𝗮 𝗰𝗼𝗰𝘂𝗸𝗹𝗮𝗿𝗶𝗺𝗶𝘇𝗮, 𝘁𝗼𝗿𝘂𝗻𝗹𝗮𝗿𝗶𝗺𝗶𝘇𝗮 𝗱𝗶𝗻𝗶𝗺𝗶𝘇𝗶, 𝗸𝘂𝗹𝘁𝘂𝗿𝘂𝗺𝘂𝘇𝘂 𝘃𝗲 𝗱𝗲𝗴𝗲𝗿𝗹𝗲𝗿𝗶𝗺𝗶𝘇𝗶 𝘆𝗮𝘀𝗮𝘁𝗮𝗰𝗮𝗸 𝗯𝗶𝗿 𝗲𝘀𝗲𝗿 𝗱𝗲 𝗯𝗶𝗿𝗮𝗸𝗺𝗮𝗹𝗶𝘆𝗶𝘇!” İşte o inançla, o birlik ve beraberlikle Ingolstadt Kocatepe Camii'nin temelleri atıldı. 𝟮𝟬𝟬𝟴 𝘆𝗶𝗹𝗶𝗻𝗱𝗮𝗻 𝗯𝗲𝗿𝗶 𝗵𝗶𝘇𝗺𝗲𝘁 𝘃𝗲𝗿𝗲𝗻 𝗞𝗼𝗰𝗮𝘁𝗲𝗽𝗲 𝗖𝗮𝗺𝗶𝗶, klasik Osmanlı mimarisinden izler taşıyan kubbeleri ve 27,5 metre yüksekliğindeki iki minaresiyle gurbetçilerimizin emeğinin ve dayanışmasının sembolü oldu. Bu güzel eserin hikâyesinde bir de kardeşlik var. 𝗠𝗮𝗻𝗶𝘀𝗮 𝗶𝗹𝗲 𝗜𝗻𝗴𝗼𝗹𝘀𝘁𝗮𝗱𝘁 𝗮𝗿𝗮𝘀𝗶𝗻𝗱𝗮𝗸𝗶 𝗸𝗮𝗿𝗱𝗲𝘀 𝘀𝗲𝗵𝗶𝗿 𝗱𝗼𝘀𝘁𝗹𝘂𝗴𝘂, caminin bulunduğu caddeye Manisa adının verilmesiyle daha da anlam kazandı. Caminin planlama ve mimari çalışmalarında Manisa'dan gelen destek de bu dostluğun güzel bir hatırası oldu. 𝗗𝘂𝘀𝘂𝗻𝗲𝗯𝗶𝗹𝗶𝘆𝗼𝗿 𝗺𝘂𝘀𝘂𝗻𝘂𝘇? Bir zamanlar fabrika kantinlerinin köşelerinde namaz kılan işçilerin evlatları ve torunları, bugün minarelerinden ezan yükselen bir camide omuz omuza saf tutuyor. 𝗜𝗦𝗧𝗘 𝗚𝗨𝗥𝗕𝗘𝗧𝗖𝗜 𝗕𝗨𝗗𝗨𝗥! Almanya'nın fabrikalarında çalıştı, bu ülkenin kalkınmasına emek verdi. Ama ne vatanını unuttu ne bayrağını ne de inancını! Gurbette kök saldı ama köklerini unutmadı. 🤲 𝗔𝗹𝗹𝗮𝗵 𝗯𝘂 𝗰𝗮𝗺𝗶𝗻𝗶𝗻 𝘆𝗮𝗽𝗶𝗺𝗶𝗻𝗱𝗮 𝗯𝗶𝗿 𝘁𝘂𝗴𝗹𝗮 𝗸𝗼𝘆𝗮𝗻𝗱𝗮𝗻, 𝗯𝗶𝗿 𝗸𝘂𝗿𝘂𝘀 𝗯𝗮𝗴𝗶𝘀𝗹𝗮𝘆𝗮𝗻𝗱𝗮𝗻, 𝗲𝗺𝗲𝗴𝗶𝘆𝗹𝗲 𝘃𝗲 𝗱𝘂𝗮𝘀𝗶𝘆𝗹𝗮 𝗱𝗲𝘀𝘁𝗲𝗸 𝗼𝗹𝗮𝗻𝗱𝗮𝗻 𝗿𝗮𝘇𝗶 𝗼𝗹𝘀𝘂𝗻. 𝗔𝗵𝗶𝗿𝗲𝘁𝗲 𝗴𝗼𝗰𝗲𝗻𝗹𝗲𝗿𝗲 𝗿𝗮𝗵𝗺𝗲𝘁, 𝗵𝗮𝘆𝗮𝘁𝘁𝗮 𝗼𝗹𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿𝗮 𝘀𝗮𝗴𝗹𝗶𝗸 𝘃𝗲 𝗵𝘂𝘇𝘂𝗿 𝘃𝗲𝗿𝘀𝗶𝗻. 📍 𝗞𝗼𝗰𝗮𝘁𝗲𝗽𝗲 𝗖𝗮𝗺𝗶𝗶 Manisa Str. 1, 85057 Ingolstadt, Almanya 𝗦𝗜𝗠𝗗𝗜 𝗚𝗨𝗥𝗕𝗘𝗧𝗖𝗜 𝗞𝗔𝗥𝗗𝗘𝗦𝗟𝗘𝗥𝗜𝗠𝗘 𝗦𝗢𝗥𝗨𝗬𝗢𝗥𝗨𝗠: 𝗦𝗶𝘇 𝗔𝗹𝗺𝗮𝗻𝘆𝗮'𝘆𝗮 𝗶𝗹𝗸 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶𝗴𝗶𝗻𝗶𝘇 𝘆𝗶𝗹𝗹𝗮𝗿𝗱𝗮 𝗰𝘂𝗺𝗮 𝘃𝗲 𝗯𝗮𝘆𝗿𝗮𝗺 𝗻𝗮𝗺𝗮𝘇𝗹𝗮𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗻𝗲𝗿𝗲𝗱𝗲 𝗸𝗶𝗹𝗶𝘆𝗼𝗿𝗱𝘂𝗻𝘂𝘇❓️ 𝗢 𝗴𝘂𝗻𝗹𝗲𝗿𝗶 𝗵𝗮𝘁𝗶𝗿𝗹𝗮𝘆𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿 𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺𝗹𝗮𝗿𝗮 𝘆𝗮𝘇𝘀𝗶𝗻. 𝗚𝗲𝗻𝗰 𝗻𝗲𝘀𝗶𝗹𝗹𝗲𝗿 𝗱𝗲 𝗯𝘂𝘆𝘂𝗸𝗹𝗲𝗿𝗶𝗻𝗶𝗻 𝗻𝗲𝗹𝗲𝗿 𝘆𝗮𝘀𝗮𝗱𝗶𝗴𝗶𝗻𝗶 𝗼𝗴𝗿𝗲𝗻𝘀𝗶𝗻! #Gurbetciler #Ingolstadt #KocatepeCamii #AlmanyadakiTurkler #GurbetinHikayesi
    0 Kommentare 0 Anteile
  • TÜRK DÜĞÜNLERİNDE GELİN DUVAĞI 🏻‍

    Türk düğünlerinde gelin duvağı en güzel ve özel geleneklerden biridir. Bölgeye ve aileye göre değişiklik gösterebilse de, nesillerdir düğün kültürünün bir parçası olmuştur.

    🏻‍ Duvak neyi temsil eder?

    Geleneksel olarak duvak gelinin başını ve bazı bölgelerde yüzünü de örter. Yerel geleneğe bağlı olarak beyaz, kırmızı veya diğer renklerde olabilir.

    Ne zaman takılır?

    Bazı geleneklerde gelin evden çıkarken duvağı takar. Diğerlerinde ise damadın evine veya düğün mekanına varana kadar yüzünü örtülü tutar.

    Kırmızı duvak
    Anadolu'nun bazı bölgelerinde kırmızı duvak kullanılır. Kırmızı renk mutluluk, refah, canlılık ve yeni bir başlangıçla ilişkilendirilebilir.

    Peki yüz ne zaman ortaya çıkarılıyor?

    Bazı ailelerde, düğün kutlaması sırasında gelinin yüzünün belirli bir anda ortaya çıkarılması geleneği vardır. Bunun nasıl yapıldığı bölgeye ve aileye bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir.

    Peki sizin ülkenizde?

    🏻‍ Ülkenizde gelinler düğünlerde duvak takıyor mu?

    Gelinin yüzünün belirli bir ana kadar örtülü kalması geleneği var mı?

    Duvak açma için özel bir töreniniz var mı?

    Kültürünüzde duvak genellikle hangi renktedir?

    Ülkenizde gelin duvağının anlamı nedir?

    Bana hangi ülkeden olduğunuzu ve düğün geleneklerinizi anlatın. Onları duymayı çok isterim!

    #TürkDüğünleri #TürkKültürü #Gelenekler #GelinlikPeçesi #DüğünGelenekleri #Kültür #Düğünler #Türkiye #DüğünGelenekleri
    🌸 TÜRK DÜĞÜNLERİNDE GELİN DUVAĞI 👰🏻‍♀️✨ Türk düğünlerinde gelin duvağı en güzel ve özel geleneklerden biridir. 🤍 Bölgeye ve aileye göre değişiklik gösterebilse de, nesillerdir düğün kültürünün bir parçası olmuştur. 👰🏻‍♀️ Duvak neyi temsil eder? Geleneksel olarak duvak gelinin başını ve bazı bölgelerde yüzünü de örter. Yerel geleneğe bağlı olarak beyaz, kırmızı veya diğer renklerde olabilir. 🌿 🚪 Ne zaman takılır? Bazı geleneklerde gelin evden çıkarken duvağı takar. Diğerlerinde ise damadın evine veya düğün mekanına varana kadar yüzünü örtülü tutar. 🧿 Kırmızı duvak Anadolu'nun bazı bölgelerinde kırmızı duvak kullanılır. Kırmızı renk mutluluk, refah, canlılık ve yeni bir başlangıçla ilişkilendirilebilir. ❤️ 🎀 Peki yüz ne zaman ortaya çıkarılıyor? Bazı ailelerde, düğün kutlaması sırasında gelinin yüzünün belirli bir anda ortaya çıkarılması geleneği vardır. Bunun nasıl yapıldığı bölgeye ve aileye bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. 🌍 Peki sizin ülkenizde? 👰🏻‍♀️ Ülkenizde gelinler düğünlerde duvak takıyor mu? 💍 Gelinin yüzünün belirli bir ana kadar örtülü kalması geleneği var mı? 🎀 Duvak açma için özel bir töreniniz var mı? ❤️ Kültürünüzde duvak genellikle hangi renktedir? 🌸 Ülkenizde gelin duvağının anlamı nedir? 👇 Bana hangi ülkeden olduğunuzu ve düğün geleneklerinizi anlatın. Onları duymayı çok isterim! 🌍❤️ #TürkDüğünleri #TürkKültürü #Gelenekler #GelinlikPeçesi #DüğünGelenekleri #Kültür #Düğünler #Türkiye #DüğünGelenekleri
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Bir zamanlar devletlerin ticaretinde, bugün insanların birikiminde.

    Fatih Sultan Mehmed’in bastırdığı sultânî, Osmanlı’nın adını taşıyan ilk altın paraydı. Tüccarlar için ödeme aracı olan bu küçük sikke, aynı zamanda üzerinde basıldığı şehrin ve hükümdarın izlerini taşıyordu.

    Yüzyıllar sonra ona baktığımızda altının değerinin yalnızca ağırlığından ibaret olmadığını görüyoruz. Altın, insanların emeğini saklamak ve geleceğe taşımak için de hayatlarında yer buluyor.

    #Kuyumculuk #Tarih #osmanlı #AltınınTarihi #Türkiye #turkey
    Bir zamanlar devletlerin ticaretinde, bugün insanların birikiminde. Fatih Sultan Mehmed’in bastırdığı sultânî, Osmanlı’nın adını taşıyan ilk altın paraydı. Tüccarlar için ödeme aracı olan bu küçük sikke, aynı zamanda üzerinde basıldığı şehrin ve hükümdarın izlerini taşıyordu. Yüzyıllar sonra ona baktığımızda altının değerinin yalnızca ağırlığından ibaret olmadığını görüyoruz. Altın, insanların emeğini saklamak ve geleceğe taşımak için de hayatlarında yer buluyor. #Kuyumculuk #Tarih #osmanlı #AltınınTarihi #Türkiye #turkey
    0 Kommentare 0 Anteile
  • Bir zamanlar Selanik…

    Osmanlı Sultanı’nın Selanik’e gelişi için şehir adeta baştan aşağı süslenmişti. Caddelere bayraklar asılmış, tramvay hattının üzerine görkemli bir zafer takı kurulmuştu.

    Fotoğrafın Fransızca açıklaması da bu anı kaydediyor:
    “Sultan Hazretlerinin Selanik’e gelişi münasebetiyle kurulan zafer takı.”

    Tramvayın altından geçtiği bu ihtişamlı kapı ve çevresindeki Osmanlı Selanik’i, bugün artık yalnızca eski fotoğraflarda yaşıyor.

    Bir zamanlar Selanik…

    #tarih
    Bir zamanlar Selanik… Osmanlı Sultanı’nın Selanik’e gelişi için şehir adeta baştan aşağı süslenmişti. Caddelere bayraklar asılmış, tramvay hattının üzerine görkemli bir zafer takı kurulmuştu. Fotoğrafın Fransızca açıklaması da bu anı kaydediyor: “Sultan Hazretlerinin Selanik’e gelişi münasebetiyle kurulan zafer takı.” Tramvayın altından geçtiği bu ihtişamlı kapı ve çevresindeki Osmanlı Selanik’i, bugün artık yalnızca eski fotoğraflarda yaşıyor. Bir zamanlar Selanik… #tarih
    0 Kommentare 0 Anteile
Suchergebnis