• Mırranın hatırı kırk yılı aşar...
    Urfa'da dostluklar, bir yudumda kurulur.
    Mırra sadece bir kahve değildir; sabırdır, gelenektir.

    @surkav_urfa
    #şanlıurfa #şanliurfa #șanlıurfa #kahve #kahvesunumları #kahvekeyfi #kahvefincanı #kahvezamanı #kahveaşkı #kahvefalı #kahvezamanı #kahveköşesi #kahvemolası #kahvemolasi #kahvesözleri
    Mırranın hatırı kırk yılı aşar...☕ Urfa'da dostluklar, bir yudumda kurulur.✨ Mırra sadece bir kahve değildir; sabırdır, gelenektir.🤗 @surkav_urfa #şanlıurfa #şanliurfa #șanlıurfa #kahve #kahvesunumları #kahvekeyfi #kahvefincanı #kahvezamanı #kahveaşkı #kahvefalı #kahvezamanı #kahveköşesi #kahvemolası #kahvemolasi #kahvesözleri
    0 Comments 0 Shares
  • Türkiye Hakkında Bilmeyebileceğiniz 15 İlginç Gerçek

    1. İstanbul, dünyada iki kıtayı kapsayan tek şehirdir: Avrupa ve Asya, Boğaz Boğazı ile bölünmüştür.
    2. Türkiye, bilinen en eski insan yerleşimlerinden biri olan Göbekli Tepe'ye ev sahipliği yapıyor. 11.000 yılı aşkın bir süre öncesine dayanan.
    3. Homeros'un *İlyada*'sından ünlü Truva antik kenti günümüz Türkiye'sinde yer alıyor.
    4. Ülke, Bizans İmparatorluğu'nun ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun kalbiydi, her ikisi de zengin kültürel ve tarihi miraslar bıraktı.
    5. Türkiye, günümüz Noel Baba'sının ilham kaynağı olan Aziz Nikolas'ın doğum yeridir.
    6. Kapadokya bölgesi, eşsiz kaya oluşumları, yeraltı şehirleri ve sıcak hava balonu sürüşleriyle ünlüdür.
    7. Zengin lezzeti ve kalın tutarlılığı ile bilinen Türk kahvesi UNESCO tarafından soyut olmayan bir kültür mirası olarak kabul ediliyor.
    8. İstanbul'daki 1455 yılına dayanan Grand Çarşı, dünyanın en büyük ve en eski kapalı pazarlarından biri.
    9. Önce kilise, sonra cami, sonra müze, şimdi de yeniden cami olan Ayasofya, Türkiye’nin katmanlı tarihini simgeliyor.
    10. Türkiye, çoğu Nutella gibi ürünlerde kullanılan dünya fındığının %75'ini üretiyor.
    11. Türkçe’de “pamukkale” anlamına gelen Pamukkale, beyaz traverten teraslarından oluşan doğal termal havuzlara sahiptir.
    12. Nuh’un gemisinin indiğine inanılan Ararat Dağı, Türkiye’nin en yüksek zirvesi.
    13. Genellikle Hollanda ile ilişkili olan laleler Türkiye kökenli ve 16. yüzyılda Avrupa'ya tanıtıldı.
    14. Tatlı bir şekerleme olan Türk lokumu (*lokum*), 500 yılı aşkın süredir ülke mutfağının bir parçası.
    15. Efes'te yer alan antik Celsus Kütüphanesi, antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden biriydi.
    Türkiye 🇹🇷 Hakkında Bilmeyebileceğiniz 15 İlginç Gerçek 1. İstanbul, dünyada iki kıtayı kapsayan tek şehirdir: Avrupa ve Asya, Boğaz Boğazı ile bölünmüştür. 2. Türkiye, bilinen en eski insan yerleşimlerinden biri olan Göbekli Tepe'ye ev sahipliği yapıyor. 11.000 yılı aşkın bir süre öncesine dayanan. 3. Homeros'un *İlyada*'sından ünlü Truva antik kenti günümüz Türkiye'sinde yer alıyor. 4. Ülke, Bizans İmparatorluğu'nun ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun kalbiydi, her ikisi de zengin kültürel ve tarihi miraslar bıraktı. 5. Türkiye, günümüz Noel Baba'sının ilham kaynağı olan Aziz Nikolas'ın doğum yeridir. 6. Kapadokya bölgesi, eşsiz kaya oluşumları, yeraltı şehirleri ve sıcak hava balonu sürüşleriyle ünlüdür. 7. Zengin lezzeti ve kalın tutarlılığı ile bilinen Türk kahvesi UNESCO tarafından soyut olmayan bir kültür mirası olarak kabul ediliyor. 8. İstanbul'daki 1455 yılına dayanan Grand Çarşı, dünyanın en büyük ve en eski kapalı pazarlarından biri. 9. Önce kilise, sonra cami, sonra müze, şimdi de yeniden cami olan Ayasofya, Türkiye’nin katmanlı tarihini simgeliyor. 10. Türkiye, çoğu Nutella gibi ürünlerde kullanılan dünya fındığının %75'ini üretiyor. 11. Türkçe’de “pamukkale” anlamına gelen Pamukkale, beyaz traverten teraslarından oluşan doğal termal havuzlara sahiptir. 12. Nuh’un gemisinin indiğine inanılan Ararat Dağı, Türkiye’nin en yüksek zirvesi. 13. Genellikle Hollanda ile ilişkili olan laleler Türkiye kökenli ve 16. yüzyılda Avrupa'ya tanıtıldı. 14. Tatlı bir şekerleme olan Türk lokumu (*lokum*), 500 yılı aşkın süredir ülke mutfağının bir parçası. 15. Efes'te yer alan antik Celsus Kütüphanesi, antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden biriydi.
    0 Comments 0 Shares
  • " Bir kahvenin 40 yıl hatırı var " deyimi Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyonun hikâyesine dayanır

    1895 Eminönü Yemiş İskelesi , balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti;
    "Bre Yusuf , herkese benden okkalı bir kahve , ama şurda oturan Rum palikaryasına yok..Ona , kahvem de akçem de haramdır "..der

    Bilge Yusuf kahveleri ikram eder , bir kahve de Palikarya Stelyo nun önüne koyar
    Zabıt adeta kükrer.."Ben , ona haramdır demedim mi Yusuf ?"
    Bilge Yusuf , hiç istifini bozmaz
    "Komutan , o kahve benden , ona da helaldir." der..Stelyo minnetle bakar Yusufa

    1905 olur , Samos ( Sisam ) arasında Rum isyanı başlar.. Damat Ferit Paşa adaya asker çıkarır..Bilge Yusuf da askerdir ve adaya çıkan askerler arasındadır. Ancak ilk çatışmada esir düşer..2 yıl yatar Samos zindanlarında..2 yıl sonunda Rum çeteciler , esir pazarında satışa çıkarır Yusufu

    Mezatda 5 para - 7 para sesleri arasından bir ses yükselir." - O Türke benden 5 kuruş , hemen alıyorum..".Sessizlik hakim olur , Rum alır Yusufu arabasına köyün dışına çıkarır. Denize yakın bir yerde arabasını durdurur , döner Yusufa " - Serbestsin Bilge Yusuf " der

    Yusuf inanamaz duruma , Rum un ellerine kapanır.." - beyim , kimsin necisin, beni neden özgür bırakırsın " der

    Rum döner Yusuf'a " - ben balıkçı Stelyo " der..Yusuf çözemez durumu , adamı tanımaz bile..Rum , uzun uzun anlatır ,12 yıl öncesine , Yemiş iskelesine döner , detaylarıyla o günü anlatır ve;

    "İşte ben , bir fincan kahveyi helal ettiğin balıkçı Stelyo " der. Göz yaşları sel olur. Sarmaş dolar olurlar. Stelyo , Yusufu , kaçak yoldan İstanbul'a gönderir. Bu dostluk 35 yıl devam eder

    Her yıl birbirlerini ziyaret ederler.Her ziyarette bir fincan kahve mutlaka vardır. Çocuklarına , torunlarına anlatırlar dostluklarını ve
    "Bu kahvenin 40 yıl hatırı var " derler..

    Kaynak ( TC Üsküdar Belediyesi
    Kültür Hizm .Arşivi) KAHVE SAATİ.
    " Bir kahvenin 40 yıl hatırı var " deyimi Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyonun hikâyesine dayanır 1895 Eminönü Yemiş İskelesi , balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti; "Bre Yusuf , herkese benden okkalı bir kahve , ama şurda oturan Rum palikaryasına yok..Ona , kahvem de akçem de haramdır "..der Bilge Yusuf kahveleri ikram eder , bir kahve de Palikarya Stelyo nun önüne koyar Zabıt adeta kükrer.."Ben , ona haramdır demedim mi Yusuf ?" Bilge Yusuf , hiç istifini bozmaz "Komutan , o kahve benden , ona da helaldir." der..Stelyo minnetle bakar Yusufa 1905 olur , Samos ( Sisam ) arasında Rum isyanı başlar.. Damat Ferit Paşa adaya asker çıkarır..Bilge Yusuf da askerdir ve adaya çıkan askerler arasındadır. Ancak ilk çatışmada esir düşer..2 yıl yatar Samos zindanlarında..2 yıl sonunda Rum çeteciler , esir pazarında satışa çıkarır Yusufu Mezatda 5 para - 7 para sesleri arasından bir ses yükselir." - O Türke benden 5 kuruş , hemen alıyorum..".Sessizlik hakim olur , Rum alır Yusufu arabasına köyün dışına çıkarır. Denize yakın bir yerde arabasını durdurur , döner Yusufa " - Serbestsin Bilge Yusuf " der Yusuf inanamaz duruma , Rum un ellerine kapanır.." - beyim , kimsin necisin, beni neden özgür bırakırsın " der Rum döner Yusuf'a " - ben balıkçı Stelyo " der..Yusuf çözemez durumu , adamı tanımaz bile..Rum , uzun uzun anlatır ,12 yıl öncesine , Yemiş iskelesine döner , detaylarıyla o günü anlatır ve; "İşte ben , bir fincan kahveyi helal ettiğin balıkçı Stelyo " der. Göz yaşları sel olur. Sarmaş dolar olurlar. Stelyo , Yusufu , kaçak yoldan İstanbul'a gönderir. Bu dostluk 35 yıl devam eder Her yıl birbirlerini ziyaret ederler.Her ziyarette bir fincan kahve mutlaka vardır. Çocuklarına , torunlarına anlatırlar dostluklarını ve "Bu kahvenin 40 yıl hatırı var " derler.🙏🙏💖💖. Kaynak ( TC Üsküdar Belediyesi Kültür Hizm .Arşivi) KAHVE SAATİ.☕
    0 Comments 0 Shares
  • MS. 800'lü yıllardı, bugün Etiyopya dediğimiz Habeşistan'ın Kaffa şehrinin yüksek yaylalarında keçilerini otlatan bir çobanın birgün dikkatini ilginç bir şey çekti.

    Yüksek tepelere çıkarken yorulan keçiler, bir ağacın kırmızı küçük meyvelerini yiyince canlanıyor, yerlerinde duramıyor, hatta uyuyamıyorlardı.

    Çoban, "neden" diye sordu kendi kendine, sonra "bu meyveden olmalı" dedi.

    O meyvelerden kendisi de yedi.
    Kısa sürede güçlendiğini, daha enerji dolu olduğunu fark etti.

    İşte o meyve kahveydi.

    Kahve adı da bulunduğu şehrin adı Kaffa'dan geliyor.

    Ünü kısa sürede bölgeye yayıldı.

    Özellikle Arap yarımadasında bir tutku oldu.

    Araplar "Qahva" dediler, bu mutluluk hormonuna.

    İngilizler, Coffe.

    Ünü Yemen'den Osmanlı'ya, Osmanlı'dan Avrupa'ya, oradan da Amerika'ya taşındı.

    Osmanlı Sarayında özel "Kahvecibaşı" çalışıyordu.

    Adamın tek işi padişaha kahve pişirmekti.

    Türkülerimize bile girdi kahve.

    "Kahve Yemen'den gelir, suyu çemenden gelir."

    Kahveyi Afrika'dan Arap yarımadasına taşıyanlar Müslüman dervişlerdi.

    Amerika ve uzak doğuya taşıyanlar ise Hıristiyan keşişler oldu.

    Dervişler kahveyi tek tip içtiler, tozunu sıcak su ile kaynattılar.

    Türk kahvesi dediğimiz de öyle yapılanlardan.

    Keşişler ise kahvenin farklı türlerini buldu.

    Mesela Cappucino adı keşişlerin giydiği "kapşon"lu elbiseden geliyordu.

    Koyu kavrulmuş kahveden yapılana "Espresso" dediler.

    Bazıları Ekspresso dese bile orijinali Espresso.

    İspanyolca preslemek, sıcak anlamında.

    Süt üzerine espressoyu dökünce ortaya "Macchiato" çıktı.

    Macchiato İtalyanca benek demek.

    Sütün üzerinde kahve benekleri.

    Espresso'nun üzerine sıcak su eklenince oldu sana "Cafe Americano".

    Espresso, süt ve kakao karışımına da "Mocha" dediler.

    İsmi Yemen'deki El Mocha limanından geldi.

    Kaynak:
    Sn. Sonad Pelit
    MS. 800'lü yıllardı, bugün Etiyopya dediğimiz Habeşistan'ın Kaffa şehrinin yüksek yaylalarında keçilerini otlatan bir çobanın birgün dikkatini ilginç bir şey çekti. Yüksek tepelere çıkarken yorulan keçiler, bir ağacın kırmızı küçük meyvelerini yiyince canlanıyor, yerlerinde duramıyor, hatta uyuyamıyorlardı. Çoban, "neden" diye sordu kendi kendine, sonra "bu meyveden olmalı" dedi. O meyvelerden kendisi de yedi. Kısa sürede güçlendiğini, daha enerji dolu olduğunu fark etti. İşte o meyve kahveydi. Kahve adı da bulunduğu şehrin adı Kaffa'dan geliyor. Ünü kısa sürede bölgeye yayıldı. Özellikle Arap yarımadasında bir tutku oldu. Araplar "Qahva" dediler, bu mutluluk hormonuna. İngilizler, Coffe. Ünü Yemen'den Osmanlı'ya, Osmanlı'dan Avrupa'ya, oradan da Amerika'ya taşındı. Osmanlı Sarayında özel "Kahvecibaşı" çalışıyordu. Adamın tek işi padişaha kahve pişirmekti. Türkülerimize bile girdi kahve. "Kahve Yemen'den gelir, suyu çemenden gelir." Kahveyi Afrika'dan Arap yarımadasına taşıyanlar Müslüman dervişlerdi. Amerika ve uzak doğuya taşıyanlar ise Hıristiyan keşişler oldu. Dervişler kahveyi tek tip içtiler, tozunu sıcak su ile kaynattılar. Türk kahvesi dediğimiz de öyle yapılanlardan. Keşişler ise kahvenin farklı türlerini buldu. Mesela Cappucino adı keşişlerin giydiği "kapşon"lu elbiseden geliyordu. Koyu kavrulmuş kahveden yapılana "Espresso" dediler. Bazıları Ekspresso dese bile orijinali Espresso. İspanyolca preslemek, sıcak anlamında. Süt üzerine espressoyu dökünce ortaya "Macchiato" çıktı. Macchiato İtalyanca benek demek. Sütün üzerinde kahve benekleri. Espresso'nun üzerine sıcak su eklenince oldu sana "Cafe Americano". Espresso, süt ve kakao karışımına da "Mocha" dediler. İsmi Yemen'deki El Mocha limanından geldi. Kaynak: Sn. Sonad Pelit
    0 Comments 0 Shares
  • Endonezya Hakkında Bilmeniz Gereken 19 Gerçek:
    1. Endonezya, yaklaşık 6.000'inde yerleşim bulunan 17.000'den fazla adadan oluşan dünyanın en büyük takımadalarıdır.
    2. 270 milyonu aşkın insanla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi.
    3. Endonezya, vatandaşlarının yaklaşık %90'ı Müslüman olarak tanımlanarak dünyadaki en büyük Müslüman nüfusa sahip.
    4. Resmi dil Endonezyaca (Bahasa Endonezya), ancak ülke genelinde 700'den fazla bölgesel dil konuşuluyor.
    5. Ülke, 3 feet çapında büyüyebilen dünyanın en büyük çiçeği olan Rafflesia arnoldii'ye ev sahipliği yapıyor.
    6. Endonezya, yüksek sayıda endemik türe sahip 17 megadevrenli ülkeden biri olan önemli biyoçeşitliliğe sahiptir.
    7. Dünyanın yaşayan en büyük kertenkele türü olan Komodo ejderhası Endonezya'ya özgüdür.
    8. Endonezya, Hinduizm, Budizm, İslam ve yerli geleneklerden etkilenen zengin bir kültürel mirasa sahiptir.
    9. Ülke, Pasifik Ateş Çemberi'ndeki konumundan dolayı depremler, tsunamiler ve volkanik patlamalar da dahil olmak üzere doğal afetlere meyilli.
    10. Central Java'da yer alan Borobudur, dünyanın en büyük Budist tapınağı ve UNESCO Dünya Mirası.
    11. Endonezya, en büyük ihracat metası olan palm yağı üreticisidir.
    12. Endonezya ekonomisi, tarım, madencilik ve üretim gibi önemli sektörlerle Güneydoğu Asya'nın en büyük ekonomilerinden biri.
    13. "wayang" olarak bilinen geleneksel Endonezya gölge kukla tiyatrosu UNESCO tarafından İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirasının Şaheseri olarak kabul ediliyor.
    14. Bali adası, güzel plajları, canlı kültürü ve Hindu tapınaklarıyla tanınan dünyanın en popüler turistik yerlerden biridir.
    15. Endonezya, 19 ülkeden ve Avrupa Birliği'nden hükümetler ve merkez bankası valileri için uluslararası bir forum olan G20 üyesidir.
    16. Ülkenin Hint, Çin, Arap ve Avrupa kültürlerinin etkisiyle karmaşık bir geçmişe sahip olup 1945 yılında Hollanda'dan bağımsızlık kazanmıştır.
    17. Endonezya, özellikle kahvesiyle ünlü olan Sumatra adası ile dünyanın en büyük ikinci kahve üreticisidir.
    18. Ulusal slogan, ülkenin çok kültürlü ve çok ırklı toplumunu yansıtan "Çeşitlilikte Birlik" anlamına gelen "Bhinneka Tunggal Ika"dır.
    19. Nesli tükenmekte olan bir tür olan orangutan, Endonezya'daki Borneo ve Sumatra yağmur ormanlarına özgüdür ve yaşam alanını korumak için koruma çalışmaları sürüyor.
    Endonezya Hakkında Bilmeniz Gereken 19 Gerçek: 1. Endonezya, yaklaşık 6.000'inde yerleşim bulunan 17.000'den fazla adadan oluşan dünyanın en büyük takımadalarıdır. 2. 270 milyonu aşkın insanla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi. 3. Endonezya, vatandaşlarının yaklaşık %90'ı Müslüman olarak tanımlanarak dünyadaki en büyük Müslüman nüfusa sahip. 4. Resmi dil Endonezyaca (Bahasa Endonezya), ancak ülke genelinde 700'den fazla bölgesel dil konuşuluyor. 5. Ülke, 3 feet çapında büyüyebilen dünyanın en büyük çiçeği olan Rafflesia arnoldii'ye ev sahipliği yapıyor. 6. Endonezya, yüksek sayıda endemik türe sahip 17 megadevrenli ülkeden biri olan önemli biyoçeşitliliğe sahiptir. 7. Dünyanın yaşayan en büyük kertenkele türü olan Komodo ejderhası Endonezya'ya özgüdür. 8. Endonezya, Hinduizm, Budizm, İslam ve yerli geleneklerden etkilenen zengin bir kültürel mirasa sahiptir. 9. Ülke, Pasifik Ateş Çemberi'ndeki konumundan dolayı depremler, tsunamiler ve volkanik patlamalar da dahil olmak üzere doğal afetlere meyilli. 10. Central Java'da yer alan Borobudur, dünyanın en büyük Budist tapınağı ve UNESCO Dünya Mirası. 11. Endonezya, en büyük ihracat metası olan palm yağı üreticisidir. 12. Endonezya ekonomisi, tarım, madencilik ve üretim gibi önemli sektörlerle Güneydoğu Asya'nın en büyük ekonomilerinden biri. 13. "wayang" olarak bilinen geleneksel Endonezya gölge kukla tiyatrosu UNESCO tarafından İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirasının Şaheseri olarak kabul ediliyor. 14. Bali adası, güzel plajları, canlı kültürü ve Hindu tapınaklarıyla tanınan dünyanın en popüler turistik yerlerden biridir. 15. Endonezya, 19 ülkeden ve Avrupa Birliği'nden hükümetler ve merkez bankası valileri için uluslararası bir forum olan G20 üyesidir. 16. Ülkenin Hint, Çin, Arap ve Avrupa kültürlerinin etkisiyle karmaşık bir geçmişe sahip olup 1945 yılında Hollanda'dan bağımsızlık kazanmıştır. 17. Endonezya, özellikle kahvesiyle ünlü olan Sumatra adası ile dünyanın en büyük ikinci kahve üreticisidir. 18. Ulusal slogan, ülkenin çok kültürlü ve çok ırklı toplumunu yansıtan "Çeşitlilikte Birlik" anlamına gelen "Bhinneka Tunggal Ika"dır. 19. Nesli tükenmekte olan bir tür olan orangutan, Endonezya'daki Borneo ve Sumatra yağmur ormanlarına özgüdür ve yaşam alanını korumak için koruma çalışmaları sürüyor.
    0 Comments 0 Shares
  • Osmanlı döneminde Türk kahvesi ikramı
    Osmanlı döneminde Türk kahvesi ikramı
    0 Comments 0 Shares
  • YEMEN'İN BİYOGRAFİK TARİHÇESİ
    M Ö. 3000 ― Yemen’de Bronz Çağı aletleri ve heykeller ortaya çıktı.

    M Ö. 2000­― Marib’deki Vadi Adhana’da ilk sulama yapıldı.

    M Ö. 1400―Deve ilk kez evcilleştirildi. Ve Arabistan ticaret devletleri ortaya çıktı.

    M Ö.1200― Çöl etrafında oluşturulan Demir Çağı kentsel yapılanmayla birlikte Saba (veya Seba) Krallığı’nın ilk adımları atılmaya başlandı.

    M Ö.750― Marib Barajı kuruldu. Birbirinden bağımsız ve rakip olan Hadramut (Şabva), Avsan (Aden), Kataban (Timna) ve Main Krallıkları kuruldu.

    M Ö. 500― Saba Krallığı yüksek bir ferah yapılanma seviyesine ulaştı.

    M Ö.230-220― Saba Krallığı Şabva’yı feth etti. Krallığın Main’i de ele geçirmesiyle üstünlük savaşları devam etti.

    M Ö.105-109― Himyar limanlarından yapılan ticaretin artmasıyla Saba Krallığı’na rakip olarak Himyar federasyonu ortaya çıktı.

    M Ö. 24― Roma İmparatoru Avgustus, Aelivs, Gallus komutasındaki ordusunu Yemen ve Aden’i ele geçirmek üzere bu bölgeye sevk etti. Ancak bu deneme başarısızlıkla sonuçlandı.

    100-200― San’a Saba Fedarasyonu’nun ortak başkenti ilan edildi.

    160-210― Kataban Hadramut’a devredildi.

    217-218― Hadramut’un başkenti Şabva, Saba Krallığı tarafından yok edildi.

    210-250― San’a da Gundam Sarayı inşa edildi.

    270-280― Himyarlar Saba Krallığı’nı ağır bir yenilgiye uğrattı.

    280-295― Himyarlar Hadramut Krallığı’nı yıktı.

    300― Zafar Himyar Krallığı’nın başkenti ilan edildi.

    340― Psikopos Teolfilus, Roma İmparatoru II. Kostantin tarafından Sokotra Adası’ndan Himyarların topraklarına gönderildi ve kiliseler inşa edildi. Roma İmparatorluğu ve Etiyopyalı müttefikleri bölgedeki deniz yollarının kontrolünü ele geçirdi.

    383― Zafar’da Himyar Krallığı adına saray inşa edildi.

    518― Himyar Kralı Du Nuvas din değiştirerek Musevî oldu.

    523― Du Nuvas, Habeşliler ve müttefiklerine karşı savaş ilan etti. Necran Hiristiyanları katledildi.

    5235-575― Du NuvasHabeşliler karşısında yenilgiye uğradı. Himyar Krallığı Aksum İmparatorluğu’nunn bir parçası haline geldi.

    537― Habeşli Ebrahe Yemen Valisi ilan edildi.

    570― Ebrehe Mekke’ye filleri kullanarak düzenlediği saldırıda yenilgiye uğradı.

    575― Himyarlılar Frslılardan Yemen’i fethedip Habeşlileri bu topraklardan atmalarını talep ettiler.

    575― Aksun yönetimi sona erdi. Farslıların fethiyle Yemen yarım yüzyıllık bir süre için Sasani İmparatorluğu’nun eline geçti.

    600― Marib Barajı patladı ve terk edildi.

    628― Farslı Suudi Arabistan Valisi’nin Müslüman olmasıyla Yemen’de İslâm yayılmaya başladı.

    660― Şam’daki Emeviler Yemen’in kontrolünü ele geçirdi.

    819-1018― Timaha’da Zeydî Hanedanlığı kuruldu.

    847― İlk bağımsız yerel Müslüman Hanedanlığı Bani Yufir, San’a’da yönetimi ele geçirdi.

    879― İlk Zeydî İmam El-Hâdi Yahya, Sa’ada’ya girdi ve burada hanedanlığını kurdu.

    915― Sünniliğin Şâfilik kolunu yaymak için Seyyid Ahmed bin. İsa El-Muhacir Irak’tan Yemen’e geldi.

    1047― Sulaihid Hanedanlığı, Ali bin Muhammed El-Sulaihi tarafından kuruldu.

    1069― Süleymaniler Kuzey Tihama’yı işgal etti.

    1086-1138― Süleymaniler başkenti Cibla’ya taşıdı.

    1159-1173― Mahdîiler Zabid ve Harad’ı ele geçirdi.

    1173― Yemen Mısırlı Salahaddin’in kardeşleri tarafından işgal edildi. Hadramut’ta Tarim ve Şibam vilayetleri hariç olmak üzere Eyyubi Hanedanlığı kuruldu.

    1219― İbn Mahdi, Tarim ve Şibam vilayetlerini ele geçirdi.

    1229― Son Eyyubi Hükümdarı Taiz’den Mısıra geçti.

    1274― Hbudiler Hadramut’u ele geçirdi.

    1298― Marco Polo Yemen’in limanları ve Sokotra Adası hakkında yazı yazdı.

    1323-1324― Zeydi İmamlar San’a’nın yönetimini ele geçirdi

    1484―Tahiriler Yemen’in güneyinin yönetimini ele geçirdi.

    1484― Katiri Sultanı HadramutA ulaştı. Kuzeydoğu Aden’den Yafailerin yönetimde yardımcı olmaları istendi. Ancak bir süre sonra Yafailer yönetimi ele geçirdi.

    1513― Portekizli Albuguergve Sokotra Adası’nı ele geçirdi.

    1515―Türklere bağlı Mısır kuvvetleri Yemen’e geldi.

    1517― Osmanlı Devleti, Yavuz Sultan döneminde Yemen’in Aden ve Lahic bölgelerini topraklarına kattı.

    1538― Kanuni Sultan Süleyman’ın donanma komutanı Paşa El-Hadim, Aden’i ele geçirdi.

    1547― Osmanlı San’a’yı ele geçirdi.

    1597-1620― Himyar Kraığı dönemindeki imamlar soyundan gelen El-Kasım’ın hükümdarlığı başladı. El-Kasım’ın Osmanlı’ya karşı direnişi bağımsızlık savaşını başlattı.

    1600― Şaharah Köprüsü inşa edildi.

    1618 ― Moka’da İngiliz ve Hollandalılar sürekli fabrikalar kurdu.

    1635― Zeydi İmamlar Osmanlı’yı topraklarından çıkardılar, San’a yönetimi başladı.

    1720-1740― Avrupa’ya Moka kahvesi ticareti en üst seviyesine ulaştı.

    1728-1731― Lacih Sultan’ı bağımsızlık ilan edip Aden’i ele geçirdi.

    1763― Alman Kâşif Carsten Niebuhr Hollanda’nın Yemen’deki keşiflerine önderlik etti.

    1798― İngiltere Perim Adası’nı ele geçirdi.

    1809― Vahhabiler Hadramut’u işgal etti, türbe ve mezarlıkları yerle bir edip geri çekildi.

    1839― İngiltere Aden’i ele geçirdi.

    1849― Şerif Hüseyin ile İm arasında çatışma çıktı, Osmanlı yenildi.

    1853― Adem bağımsız bir liman olduğunu ilan etti.

    1869― Süveyş kanalı açıldı.

    1870― Aden’de ilk telgraf istasyonu açıldı.

    1872― San’a Osmanlı tarafından tekrar ele geçirildi.

    17 Şubat 1892― Yemen’de Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanma başlatıldı.

    27 Nisan 1892― Yemen’de Araplar Osmanlı’ya karşı ayaklanma çıkardı. Ayaklanmanın büyümesi üzerine bölgeye takviye kuvvetler gönderildi.

    25 Eylül 1895― Hudey’de yaşanan toprak kayması sonucu 100 kişi hayatını kaybetti.

    18 Kasım 1895― 45.000 Arapla liderlik eden San’a imamı, Osmanlı birliklerine karşı peş peşe üç çatışmada galip geldi.

    23 Kasım 1895― Bab-ı Ali, Sana İmamı öncüllüğünde bir ayaklanma çıktığı haberlerini yalanladı.

    2 Aralık 1898― Aden’de bir ayaklanma çıktı.

    12 Ocak 1899― Osmanlı birlikleri Yemen’de bir ayaklanmayı bastırdı. Çatışmalarda 4000 isyancı ve 2000 Türk öldü.

    11 Mayıs 1899― Yemen’de Osmanlı ile isyancılar arasında çıkan çatışmada 160 Türk, 300 Arap öldü.

    11 Mayıs 1899― Abdullah Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri gece hücumları, çölün etkisi ve açlık nedeniyle isyancılar karşısında güç kaybetmeye başladı.

    23 Nisan 1901― Yemen’de Osmanlı kuvvetleri, isyancılar karşısında yenildi.

    13 Eylül 1901― Bab-ı Ali alınan yenilgiye rağmen Osmanlı’nın bölgede genişleme çabalarına devam edeceğini açıkladı.

    15 Kasım 1901― Osmanlı ve Büyük Britanya, Yemen ve Aden’deki etki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak bir anlaşmaya vardıklarını açıkladılar.

    24 Temmuz 1923― Türkiye Cumhuriyeti, hem Kuzey Yemen’in bağımsızlığını hem de Güney Yemen’in İngiliz sömürgesi olduğunu Lozan antlaşması ile resmen kabul edildi.

    Hazırlayan: Yavuz Selim Kaplan
    YEMEN'İN BİYOGRAFİK TARİHÇESİ M Ö. 3000 ― Yemen’de Bronz Çağı aletleri ve heykeller ortaya çıktı. M Ö. 2000­― Marib’deki Vadi Adhana’da ilk sulama yapıldı. M Ö. 1400―Deve ilk kez evcilleştirildi. Ve Arabistan ticaret devletleri ortaya çıktı. M Ö.1200― Çöl etrafında oluşturulan Demir Çağı kentsel yapılanmayla birlikte Saba (veya Seba) Krallığı’nın ilk adımları atılmaya başlandı. M Ö.750― Marib Barajı kuruldu. Birbirinden bağımsız ve rakip olan Hadramut (Şabva), Avsan (Aden), Kataban (Timna) ve Main Krallıkları kuruldu. M Ö. 500― Saba Krallığı yüksek bir ferah yapılanma seviyesine ulaştı. M Ö.230-220― Saba Krallığı Şabva’yı feth etti. Krallığın Main’i de ele geçirmesiyle üstünlük savaşları devam etti. M Ö.105-109― Himyar limanlarından yapılan ticaretin artmasıyla Saba Krallığı’na rakip olarak Himyar federasyonu ortaya çıktı. M Ö. 24― Roma İmparatoru Avgustus, Aelivs, Gallus komutasındaki ordusunu Yemen ve Aden’i ele geçirmek üzere bu bölgeye sevk etti. Ancak bu deneme başarısızlıkla sonuçlandı. 100-200― San’a Saba Fedarasyonu’nun ortak başkenti ilan edildi. 160-210― Kataban Hadramut’a devredildi. 217-218― Hadramut’un başkenti Şabva, Saba Krallığı tarafından yok edildi. 210-250― San’a da Gundam Sarayı inşa edildi. 270-280― Himyarlar Saba Krallığı’nı ağır bir yenilgiye uğrattı. 280-295― Himyarlar Hadramut Krallığı’nı yıktı. 300― Zafar Himyar Krallığı’nın başkenti ilan edildi. 340― Psikopos Teolfilus, Roma İmparatoru II. Kostantin tarafından Sokotra Adası’ndan Himyarların topraklarına gönderildi ve kiliseler inşa edildi. Roma İmparatorluğu ve Etiyopyalı müttefikleri bölgedeki deniz yollarının kontrolünü ele geçirdi. 383― Zafar’da Himyar Krallığı adına saray inşa edildi. 518― Himyar Kralı Du Nuvas din değiştirerek Musevî oldu. 523― Du Nuvas, Habeşliler ve müttefiklerine karşı savaş ilan etti. Necran Hiristiyanları katledildi. 5235-575― Du NuvasHabeşliler karşısında yenilgiye uğradı. Himyar Krallığı Aksum İmparatorluğu’nunn bir parçası haline geldi. 537― Habeşli Ebrahe Yemen Valisi ilan edildi. 570― Ebrehe Mekke’ye filleri kullanarak düzenlediği saldırıda yenilgiye uğradı. 575― Himyarlılar Frslılardan Yemen’i fethedip Habeşlileri bu topraklardan atmalarını talep ettiler. 575― Aksun yönetimi sona erdi. Farslıların fethiyle Yemen yarım yüzyıllık bir süre için Sasani İmparatorluğu’nun eline geçti. 600― Marib Barajı patladı ve terk edildi. 628― Farslı Suudi Arabistan Valisi’nin Müslüman olmasıyla Yemen’de İslâm yayılmaya başladı. 660― Şam’daki Emeviler Yemen’in kontrolünü ele geçirdi. 819-1018― Timaha’da Zeydî Hanedanlığı kuruldu. 847― İlk bağımsız yerel Müslüman Hanedanlığı Bani Yufir, San’a’da yönetimi ele geçirdi. 879― İlk Zeydî İmam El-Hâdi Yahya, Sa’ada’ya girdi ve burada hanedanlığını kurdu. 915― Sünniliğin Şâfilik kolunu yaymak için Seyyid Ahmed bin. İsa El-Muhacir Irak’tan Yemen’e geldi. 1047― Sulaihid Hanedanlığı, Ali bin Muhammed El-Sulaihi tarafından kuruldu. 1069― Süleymaniler Kuzey Tihama’yı işgal etti. 1086-1138― Süleymaniler başkenti Cibla’ya taşıdı. 1159-1173― Mahdîiler Zabid ve Harad’ı ele geçirdi. 1173― Yemen Mısırlı Salahaddin’in kardeşleri tarafından işgal edildi. Hadramut’ta Tarim ve Şibam vilayetleri hariç olmak üzere Eyyubi Hanedanlığı kuruldu. 1219― İbn Mahdi, Tarim ve Şibam vilayetlerini ele geçirdi. 1229― Son Eyyubi Hükümdarı Taiz’den Mısıra geçti. 1274― Hbudiler Hadramut’u ele geçirdi. 1298― Marco Polo Yemen’in limanları ve Sokotra Adası hakkında yazı yazdı. 1323-1324― Zeydi İmamlar San’a’nın yönetimini ele geçirdi 1484―Tahiriler Yemen’in güneyinin yönetimini ele geçirdi. 1484― Katiri Sultanı HadramutA ulaştı. Kuzeydoğu Aden’den Yafailerin yönetimde yardımcı olmaları istendi. Ancak bir süre sonra Yafailer yönetimi ele geçirdi. 1513― Portekizli Albuguergve Sokotra Adası’nı ele geçirdi. 1515―Türklere bağlı Mısır kuvvetleri Yemen’e geldi. 1517― Osmanlı Devleti, Yavuz Sultan döneminde Yemen’in Aden ve Lahic bölgelerini topraklarına kattı. 1538― Kanuni Sultan Süleyman’ın donanma komutanı Paşa El-Hadim, Aden’i ele geçirdi. 1547― Osmanlı San’a’yı ele geçirdi. 1597-1620― Himyar Kraığı dönemindeki imamlar soyundan gelen El-Kasım’ın hükümdarlığı başladı. El-Kasım’ın Osmanlı’ya karşı direnişi bağımsızlık savaşını başlattı. 1600― Şaharah Köprüsü inşa edildi. 1618 ― Moka’da İngiliz ve Hollandalılar sürekli fabrikalar kurdu. 1635― Zeydi İmamlar Osmanlı’yı topraklarından çıkardılar, San’a yönetimi başladı. 1720-1740― Avrupa’ya Moka kahvesi ticareti en üst seviyesine ulaştı. 1728-1731― Lacih Sultan’ı bağımsızlık ilan edip Aden’i ele geçirdi. 1763― Alman Kâşif Carsten Niebuhr Hollanda’nın Yemen’deki keşiflerine önderlik etti. 1798― İngiltere Perim Adası’nı ele geçirdi. 1809― Vahhabiler Hadramut’u işgal etti, türbe ve mezarlıkları yerle bir edip geri çekildi. 1839― İngiltere Aden’i ele geçirdi. 1849― Şerif Hüseyin ile İm arasında çatışma çıktı, Osmanlı yenildi. 1853― Adem bağımsız bir liman olduğunu ilan etti. 1869― Süveyş kanalı açıldı. 1870― Aden’de ilk telgraf istasyonu açıldı. 1872― San’a Osmanlı tarafından tekrar ele geçirildi. 17 Şubat 1892― Yemen’de Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanma başlatıldı. 27 Nisan 1892― Yemen’de Araplar Osmanlı’ya karşı ayaklanma çıkardı. Ayaklanmanın büyümesi üzerine bölgeye takviye kuvvetler gönderildi. 25 Eylül 1895― Hudey’de yaşanan toprak kayması sonucu 100 kişi hayatını kaybetti. 18 Kasım 1895― 45.000 Arapla liderlik eden San’a imamı, Osmanlı birliklerine karşı peş peşe üç çatışmada galip geldi. 23 Kasım 1895― Bab-ı Ali, Sana İmamı öncüllüğünde bir ayaklanma çıktığı haberlerini yalanladı. 2 Aralık 1898― Aden’de bir ayaklanma çıktı. 12 Ocak 1899― Osmanlı birlikleri Yemen’de bir ayaklanmayı bastırdı. Çatışmalarda 4000 isyancı ve 2000 Türk öldü. 11 Mayıs 1899― Yemen’de Osmanlı ile isyancılar arasında çıkan çatışmada 160 Türk, 300 Arap öldü. 11 Mayıs 1899― Abdullah Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri gece hücumları, çölün etkisi ve açlık nedeniyle isyancılar karşısında güç kaybetmeye başladı. 23 Nisan 1901― Yemen’de Osmanlı kuvvetleri, isyancılar karşısında yenildi. 13 Eylül 1901― Bab-ı Ali alınan yenilgiye rağmen Osmanlı’nın bölgede genişleme çabalarına devam edeceğini açıkladı. 15 Kasım 1901― Osmanlı ve Büyük Britanya, Yemen ve Aden’deki etki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak bir anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. 24 Temmuz 1923― Türkiye Cumhuriyeti, hem Kuzey Yemen’in bağımsızlığını hem de Güney Yemen’in İngiliz sömürgesi olduğunu Lozan antlaşması ile resmen kabul edildi. Hazırlayan: Yavuz Selim Kaplan
    0 Comments 0 Shares
  • Hollanda’nın Hiç Türk Yaşamayan Bu Köyüne Neden “Türkiye” Adı Verilmiş?
    Tarihte birçok olaya şahit olmuş Hollanda’daki “Turkeye” Köyü, gördüğünüzde şaşıracağınız bir yer. Özellikle biz Türkler için farklı anlamlar taşıyan bu köyde herhangi bir Türk’ün bulunmaması da bu köyü daha da ilginç kılıyor.
    Dahası köye ilk ayak basan Türk’ün kim olduğunu görünce şaşıracaksınız.
    Hollanda’nın tarihiyle ilişkilendirilen bu köyün geçmişi, 80 yıl süren İspanya Savaşı’nı Osmanlı Devleti’nin yardımı ile galip bitirmesine dayanıyor. Hollanda’nın o dönemki lideri Prens Maurits’in, bu minnet borcunu ödemek için geniş bir bölgeyi kapsayan bu yere “Türkiye” adını verdiği söyleniyor.
    Belçika’ya komşu olan Zeeland bölgesi, Türkiye Köyü’nün bulunduğu alandır.

    Tarihi, 1590-1604 yılları arasına uzanıyor
    Hollanda’nın Zeeland bölgesindeki Türkiye Köyü, her sene on binlerce turist alan bir bölgedir. Bu yere de bu özel ismi 400 yıl önce, Hollanda’nın kurucusu olan Willem van Oranje’nin oğlu Prens Maurits vermiş. Yani, bu isim koyma durumunun tarihi Osmanlı’ya kadar dayanıyor. Ayrıca İspanyolları geri püskürten Osmanlı askerlerine bir minnet borcu olarak görülmüş.

    Zeeland’ın Oostburg ilçesi sınırlarında köye varmadan evvel Turkeijeweg (Türkiye yolu) tabelası yolcuları karşılıyor. İnsan, “bu ne güzel bir rastlantı” diye düşünürken bu kez Türkiye tabelası karşımıza çıkıyor.
    Köyde ise dalgalanan Türk bayrağı, görenleri kendisine hayran bıraksa da kafada soru işaretleri oluşturuyor.
    Bu köyde, bir gönüllü elçi olduğu söyleniyor. Monique Strum isimli bu elçi, eşi Cor’la beraber ziyaretçileri bir Türk misafirperverliği ile konuk ediyor.
    Evinde böyle bir tabela bulunduran elçi Monique, “Kendimi gerçekten Türkiye Büyükelçisi gibi hissediyorum” diyor.
    Yalnızca Avrupa’dan gelen ziyaretçiler değil, Türkiye’den de gelen birçok insan olduğunu ekleyen Monique; evin içindeki her bir ayrıntıyı da Türkiye’ye özgü hazırlamış. Türkiye fotoğrafları, Türk gazeteleri, Türk takvimi, Türk kahvesi, Türk sanatçıların kasetlerine kadar yok yok.

    Köye ilk gelen isim Barış Manço
    Köye ilk adım atan Türk ise Barış Manço olmuştur. Hatta bir zamanlar sunduğu 7’den 77’ye programında köyün gönüllü elçisi olan Monique ile bir sohbet dahi gerçekleştirmiş.

    Turkeye adlı köye 15 dakika mesafede Sint Anna Ter Muiden adlı kasabanın ilginç bir öyküsü var. Burası Hollanda-Türkiye ilişkilerinin en önemli ve başlangıç noktasını oluşturuyor. 400 yıl önceki savaşlar esnasında, Akdeniz’de, İspanyollardan para karşılığı kurtarılan Türk denizciler bu köye getirildiler.
    Bu Türk esirler, İspanyolların savaş planlarına ait belgeleri Hollandalılara verdiler. Türk denizcilerin verdikleri bilgi ve taktikler sayesinde İspanyollar yenilgiye uğratıldı. İşte o sırada Sultan, Hollanda’ya bir şükran plaketi gönderdi. Gönderilen yarım ay şeklindeki bu plaket, köy meydanındaki çeşmenin üzerine yerleştirildi. Bir başka yarım aylı plaket de belediye binasının üzerine vidalandı.

    Aslında bu konuda birkaç rivayet var…
    1590-1604 yılları arası Hollanda Prensi Maurits döneminde, İspanyollarla yaşanan savaşlarda en önemli savunmanın yapıldığı yer Sint Anna Ter Muiden’dir. Buranın Hollanda için stratejik önemi çok fazla. O dönem İspanyolların elinde esir bulunan 1400 kadar Türk forsa, Hollandalıların yardımı ile kurtarılır.
    Leventler kendilerini kurtaran Hollandalılara kıyafetlerini ve üç hilalli flamalarını hediye eder. Üç hilalli Osmanlı flamalarını gemilerinde göndere çeken Hollandalıları gören İspanyollar, ‘Osmanlı buraya donanma göndermiş’ diyerek korkar ve geri çekilir. Böylece ülke büyük bir istiladan kurtulur.
    Diğer bir rivayete göre; Prens Maurits, İspanya’ya karşı Osmanlı’dan yardım ister. Gelen cevapta, asker gönderme yerine, Osmanlı flamasının kullanılması önerilir. Gemilerdeki Osmanlı flamalarını gören İspanyollar, Osmanlı’dan korkarak kaçarlar.
    Hollanda’nın Hiç Türk Yaşamayan Bu Köyüne Neden “Türkiye” Adı Verilmiş? Tarihte birçok olaya şahit olmuş Hollanda’daki “Turkeye” Köyü, gördüğünüzde şaşıracağınız bir yer. Özellikle biz Türkler için farklı anlamlar taşıyan bu köyde herhangi bir Türk’ün bulunmaması da bu köyü daha da ilginç kılıyor. Dahası köye ilk ayak basan Türk’ün kim olduğunu görünce şaşıracaksınız. Hollanda’nın tarihiyle ilişkilendirilen bu köyün geçmişi, 80 yıl süren İspanya Savaşı’nı Osmanlı Devleti’nin yardımı ile galip bitirmesine dayanıyor. Hollanda’nın o dönemki lideri Prens Maurits’in, bu minnet borcunu ödemek için geniş bir bölgeyi kapsayan bu yere “Türkiye” adını verdiği söyleniyor. Belçika’ya komşu olan Zeeland bölgesi, Türkiye Köyü’nün bulunduğu alandır. Tarihi, 1590-1604 yılları arasına uzanıyor Hollanda’nın Zeeland bölgesindeki Türkiye Köyü, her sene on binlerce turist alan bir bölgedir. Bu yere de bu özel ismi 400 yıl önce, Hollanda’nın kurucusu olan Willem van Oranje’nin oğlu Prens Maurits vermiş. Yani, bu isim koyma durumunun tarihi Osmanlı’ya kadar dayanıyor. Ayrıca İspanyolları geri püskürten Osmanlı askerlerine bir minnet borcu olarak görülmüş. Zeeland’ın Oostburg ilçesi sınırlarında köye varmadan evvel Turkeijeweg (Türkiye yolu) tabelası yolcuları karşılıyor. İnsan, “bu ne güzel bir rastlantı” diye düşünürken bu kez Türkiye tabelası karşımıza çıkıyor. Köyde ise dalgalanan Türk bayrağı, görenleri kendisine hayran bıraksa da kafada soru işaretleri oluşturuyor. Bu köyde, bir gönüllü elçi olduğu söyleniyor. Monique Strum isimli bu elçi, eşi Cor’la beraber ziyaretçileri bir Türk misafirperverliği ile konuk ediyor. Evinde böyle bir tabela bulunduran elçi Monique, “Kendimi gerçekten Türkiye Büyükelçisi gibi hissediyorum” diyor. Yalnızca Avrupa’dan gelen ziyaretçiler değil, Türkiye’den de gelen birçok insan olduğunu ekleyen Monique; evin içindeki her bir ayrıntıyı da Türkiye’ye özgü hazırlamış. Türkiye fotoğrafları, Türk gazeteleri, Türk takvimi, Türk kahvesi, Türk sanatçıların kasetlerine kadar yok yok. Köye ilk gelen isim Barış Manço Köye ilk adım atan Türk ise Barış Manço olmuştur. Hatta bir zamanlar sunduğu 7’den 77’ye programında köyün gönüllü elçisi olan Monique ile bir sohbet dahi gerçekleştirmiş. Turkeye adlı köye 15 dakika mesafede Sint Anna Ter Muiden adlı kasabanın ilginç bir öyküsü var. Burası Hollanda-Türkiye ilişkilerinin en önemli ve başlangıç noktasını oluşturuyor. 400 yıl önceki savaşlar esnasında, Akdeniz’de, İspanyollardan para karşılığı kurtarılan Türk denizciler bu köye getirildiler. Bu Türk esirler, İspanyolların savaş planlarına ait belgeleri Hollandalılara verdiler. Türk denizcilerin verdikleri bilgi ve taktikler sayesinde İspanyollar yenilgiye uğratıldı. İşte o sırada Sultan, Hollanda’ya bir şükran plaketi gönderdi. Gönderilen yarım ay şeklindeki bu plaket, köy meydanındaki çeşmenin üzerine yerleştirildi. Bir başka yarım aylı plaket de belediye binasının üzerine vidalandı. Aslında bu konuda birkaç rivayet var… 1590-1604 yılları arası Hollanda Prensi Maurits döneminde, İspanyollarla yaşanan savaşlarda en önemli savunmanın yapıldığı yer Sint Anna Ter Muiden’dir. Buranın Hollanda için stratejik önemi çok fazla. O dönem İspanyolların elinde esir bulunan 1400 kadar Türk forsa, Hollandalıların yardımı ile kurtarılır. Leventler kendilerini kurtaran Hollandalılara kıyafetlerini ve üç hilalli flamalarını hediye eder. Üç hilalli Osmanlı flamalarını gemilerinde göndere çeken Hollandalıları gören İspanyollar, ‘Osmanlı buraya donanma göndermiş’ diyerek korkar ve geri çekilir. Böylece ülke büyük bir istiladan kurtulur. Diğer bir rivayete göre; Prens Maurits, İspanya’ya karşı Osmanlı’dan yardım ister. Gelen cevapta, asker gönderme yerine, Osmanlı flamasının kullanılması önerilir. Gemilerdeki Osmanlı flamalarını gören İspanyollar, Osmanlı’dan korkarak kaçarlar.
    0 Comments 0 Shares
  • Osmanlı döneminde Türk kahvesi geleneği
    Osmanlı döneminde Türk kahvesi geleneği
    0 Comments 0 Shares
  • TAKA BABA EFSANESİ Halil İbrahim Dede’nin gencecik bir müridi var. Bu gencecik mürit bir gün ailesini terk eder, alır başını yollara düşer. Antep’e gider, iki sene sonra döner cami avlusundaki küçücük bir odaya çekilir; ne yer, ne konuşur… Gözleri uzak uzak, pırıl pırıl bakmaktadır. Yalnız karısı, çocukları, annesi, babası dertlenir. Konu komşu dertlenir, konuşturmak için olmadık yollara başvururlar, yedirmek için en güzel yemekler yemekleri yapıp getirirler. Genç müritte hiçbir hareket yok. Düşünürler taşınırlar, “Kulübenin duvarlarını yıkalım bari” derler, “korkar kaçar”. Kazma kürek, işe girişmeğe gelirler, bir de bakarlar o Urfalıların taka dediği, pencereden ufak, tavana yakın cumbanın içinde oturup durur. Bir insanın merdivensiz oraya çıkmasına imkân yok. Şaşırıp kalırlar, “Bunda bir iş var” derler. Bir daha rahatsız etmezler. Aradan 40 gün geçer, mürit taka aşağı iner; konuşup yemeğe başlar, ama ailesinin yanına dönmez o kulübe evi olmuştur. Artık mangalını yakar kahvesini pişirir, ziyaretçi kabul eder, dertliler, hastalar ona koşarlar, el öpüp duasını alırlar. O günden bugüne “Taka Baba” kalır adı. Bize anlatan ihtiyar, “ben hatırlıyorum“ diye, “pek küçüktüm, elini öpmeğe götürmüştü babam. Odanın içine girince mis gibi bir hava çarpmıştı yüzüme …” Taka Baba sonra köyüne gitmiş, bir daha dönmemiş. Torunları hâlâ daha saygı görüyorlar, Onun adı ile çağırıyorlar Urfa’da… URFA EFSANELERİ/MEHMET KURTOĞLU
    Fotoğraf ARE/Maret/2017/Urfa
    TAKA BABA EFSANESİ Halil İbrahim Dede’nin gencecik bir müridi var. Bu gencecik mürit bir gün ailesini terk eder, alır başını yollara düşer. Antep’e gider, iki sene sonra döner cami avlusundaki küçücük bir odaya çekilir; ne yer, ne konuşur… Gözleri uzak uzak, pırıl pırıl bakmaktadır. Yalnız karısı, çocukları, annesi, babası dertlenir. Konu komşu dertlenir, konuşturmak için olmadık yollara başvururlar, yedirmek için en güzel yemekler yemekleri yapıp getirirler. Genç müritte hiçbir hareket yok. Düşünürler taşınırlar, “Kulübenin duvarlarını yıkalım bari” derler, “korkar kaçar”. Kazma kürek, işe girişmeğe gelirler, bir de bakarlar o Urfalıların taka dediği, pencereden ufak, tavana yakın cumbanın içinde oturup durur. Bir insanın merdivensiz oraya çıkmasına imkân yok. Şaşırıp kalırlar, “Bunda bir iş var” derler. Bir daha rahatsız etmezler. Aradan 40 gün geçer, mürit taka aşağı iner; konuşup yemeğe başlar, ama ailesinin yanına dönmez o kulübe evi olmuştur. Artık mangalını yakar kahvesini pişirir, ziyaretçi kabul eder, dertliler, hastalar ona koşarlar, el öpüp duasını alırlar. O günden bugüne “Taka Baba” kalır adı. Bize anlatan ihtiyar, “ben hatırlıyorum“ diye, “pek küçüktüm, elini öpmeğe götürmüştü babam. Odanın içine girince mis gibi bir hava çarpmıştı yüzüme …” Taka Baba sonra köyüne gitmiş, bir daha dönmemiş. Torunları hâlâ daha saygı görüyorlar, Onun adı ile çağırıyorlar Urfa’da… URFA EFSANELERİ/MEHMET KURTOĞLU Fotoğraf ARE/Maret/2017/Urfa
    0 Comments 0 Shares
More Results