TAKA BABA EFSANESİ Halil İbrahim Dede’nin gencecik bir müridi var. Bu gencecik mürit bir gün ailesini terk eder, alır başını yollara düşer. Antep’e gider, iki sene sonra döner cami avlusundaki küçücük bir odaya çekilir; ne yer, ne konuşur… Gözleri uzak uzak, pırıl pırıl bakmaktadır. Yalnız karısı, çocukları, annesi, babası dertlenir. Konu komşu dertlenir, konuşturmak için olmadık yollara başvururlar, yedirmek için en güzel yemekler yemekleri yapıp getirirler. Genç müritte hiçbir hareket yok. Düşünürler taşınırlar, “Kulübenin duvarlarını yıkalım bari” derler, “korkar kaçar”. Kazma kürek, işe girişmeğe gelirler, bir de bakarlar o Urfalıların taka dediği, pencereden ufak, tavana yakın cumbanın içinde oturup durur. Bir insanın merdivensiz oraya çıkmasına imkân yok. Şaşırıp kalırlar, “Bunda bir iş var” derler. Bir daha rahatsız etmezler. Aradan 40 gün geçer, mürit taka aşağı iner; konuşup yemeğe başlar, ama ailesinin yanına dönmez o kulübe evi olmuştur. Artık mangalını yakar kahvesini pişirir, ziyaretçi kabul eder, dertliler, hastalar ona koşarlar, el öpüp duasını alırlar. O günden bugüne “Taka Baba” kalır adı. Bize anlatan ihtiyar, “ben hatırlıyorum“ diye, “pek küçüktüm, elini öpmeğe götürmüştü babam. Odanın içine girince mis gibi bir hava çarpmıştı yüzüme …” Taka Baba sonra köyüne gitmiş, bir daha dönmemiş. Torunları hâlâ daha saygı görüyorlar, Onun adı ile çağırıyorlar Urfa’da… URFA EFSANELERİ/MEHMET KURTOĞLU
Fotoğraf ARE/Maret/2017/Urfa
TAKA BABA EFSANESİ Halil İbrahim Dede’nin gencecik bir müridi var. Bu gencecik mürit bir gün ailesini terk eder, alır başını yollara düşer. Antep’e gider, iki sene sonra döner cami avlusundaki küçücük bir odaya çekilir; ne yer, ne konuşur… Gözleri uzak uzak, pırıl pırıl bakmaktadır. Yalnız karısı, çocukları, annesi, babası dertlenir. Konu komşu dertlenir, konuşturmak için olmadık yollara başvururlar, yedirmek için en güzel yemekler yemekleri yapıp getirirler. Genç müritte hiçbir hareket yok. Düşünürler taşınırlar, “Kulübenin duvarlarını yıkalım bari” derler, “korkar kaçar”. Kazma kürek, işe girişmeğe gelirler, bir de bakarlar o Urfalıların taka dediği, pencereden ufak, tavana yakın cumbanın içinde oturup durur. Bir insanın merdivensiz oraya çıkmasına imkân yok. Şaşırıp kalırlar, “Bunda bir iş var” derler. Bir daha rahatsız etmezler. Aradan 40 gün geçer, mürit taka aşağı iner; konuşup yemeğe başlar, ama ailesinin yanına dönmez o kulübe evi olmuştur. Artık mangalını yakar kahvesini pişirir, ziyaretçi kabul eder, dertliler, hastalar ona koşarlar, el öpüp duasını alırlar. O günden bugüne “Taka Baba” kalır adı. Bize anlatan ihtiyar, “ben hatırlıyorum“ diye, “pek küçüktüm, elini öpmeğe götürmüştü babam. Odanın içine girince mis gibi bir hava çarpmıştı yüzüme …” Taka Baba sonra köyüne gitmiş, bir daha dönmemiş. Torunları hâlâ daha saygı görüyorlar, Onun adı ile çağırıyorlar Urfa’da… URFA EFSANELERİ/MEHMET KURTOĞLU Fotoğraf ARE/Maret/2017/Urfa
0 Comments 0 Shares