• Filistin / Devlettir....

    Kudüs / İslamdır...

    FETİH, ANADOLU, CİHAN, CİHAD
    DOĞUDAN BATIYA . . . .🖐
    🇵🇸Filistin / Devlettir.... Kudüs / İslamdır... FETİH, ANADOLU, CİHAN, CİHAD DOĞUDAN BATIYA . . . .🌹🇹🇷🖐
    0 Comments 0 Shares
  • YEMEN KISA TARİHİ
    Yemen; MÖ 2000’lerden itibaren, medeniyetler ve krallıkların yaşadıgı ülkelerden biridir.
    Yemen halkının Islam öncesi kurdukları eski ve parlak medeniyetleri vardır ve halen Hadramut , Mihre topraklarında gomulu halde durmaktadır. Arap ve Yunan tarihci ve yazarları ile Yemendeki Himyeri kitabelerinden anlasıldıgına gore Guney Arabistan’da Islamdan önceki asırlarda Mainiye , Sebeiye ve Himyeriye adı altında üc büyük devlet yaşamıstır. Bu devletlerden baska kucuk emirlikler de olagelmistir.
    Yemen eskiden beri Yunan cografyacıları tarafından “Mutlu , Mes’ud ” manasına gelen “Saide (Arapcada)” – “ Felix (Yunancada)” , “Arabia Felix” olarak anılagelmistir.
    Heredot , Miladdan 400 sene evvel Guney Arabistanı yani Yemeni “DUNYANIN EN ZENGIN MEMLEKETI” diye tanıtmıstır .
    (“Yemen” sag el manasına da gelmekte olup , “Yumun” yani bereket ve mutluluk manasına de gelmektedır). Sana , Aden , Marib , Main , Berakes , Zafar tarihin en eski meskun şehirleri arasındadır.
    Bunlardan Marib Sananın dogusunda Sebe Krallıgının Merkezi idi (M.O. 610 -115 ). Burada dunyanın ilk sulama barajı sayılan Marib Seddi bulunmaktdaydı. Miladi 542 ila 570 yılları arasındaki seller bu sed harab olmus ve bu bölgede yaşayanlar Arap yarımadasının cesitli yerlerine goc etmek zorunda kalmışlardı. Bu sel yada seller Kuran-ı Kerimde “ Seyl-ül Arim” “Arim selleri” olarak anılmıştır. Medinede yaşayan Ensar ve Ensarın ataları iste bu sel sebebiyle Medineye goc etmiş olan Yemenlilerdi.
    Yine Sana’nın Kuzey Dogusunda ve Marib’in kuzeyinde yeralan Main sehri Main devletinin merkeziydi ve bu devlet Milattan önce 900 ve 400 yılları arasında hukum surmustu. Sebe’: Yemen’de yerleşmiş ticaretle uğraşan bir millet olup başkentleri , Yemen’in San’a şehrinin takriben 100 km. kuzeydoğusundaki Ma’rib idi . Kurdukları üstün medeniyet dillere destan idi. Sebeliler, M. Ö. 1100-115 arasında bin yıl kadar bütün Arap yarımadasına hâkim olmuşlardı.

    Hz.Süleyman (a.s.) vesilesiyle mânen de yükselen bu millet, daha sonra şirke ve tefrikaya mâruz kaldı. Unlü Ma’rib barajının çöküşü ile bu ülkenin yıldızı da söndü.

    Yemenin Islamdan önceki tarih kronolojisi acik ve belirgin degildir.Sebe ve Main kralliklari ayni asirlarda hukum surmuslerdir.Sebe kralligi MO 750 – MO 115 tarihleri arasında hukum surmustu. Main kralligi ise MO 700 ile MS 3.cu asira kadar yaşamışti.MO 115 den itibaren ise Hakimiyet HIMYER Kabilesine gecti. Sebe Krallari butun guney Arabistani kontrolleri altına aldilar komsulari olan Main kralligini da kendilerine bagladırlar.Merkezleri Marib’in batisindaki Sirvah sehriydi. Bu şehirde bina olarak Ay Mabedi Almakah vardi. Sebe kralliginın ilk döneminde hukumdarin ruhani kimlikleri de bulunuyordu.Merkezleri daha sonra Marib oldu. Marib , Akdenizde Gazze’ye kadar ulasan ticaret yollarinın kavsagiydi. Sehrin uc hisari vardi ve Marib Seddi ile meshur olmustu. Seddin yapilmasiyla yagmur mevsimindeki sel sulari verimli hale getirilmiş ve arazinin kurak zamanlarda sulanmasi temin edilmiş boylece ziraat gelismiş idi.

    MO 115’den itibaren Yemene hakim olan Himyeriler Mainliler ile ayni dili konusuyorlardı ve Sebelilerin de yakin akrabalari idi. En önemli gelir kaynaklari dini bir huviyeti de olan buhur (tutsu) toplamak ve buhur ticareti idi. Tabiatta bazi agaclarin kabulari, kokleri yakildığındafevkalade guzel koku yaydığından bu kabuklari bulmak toplamak bunun ticaretini yapmak o zaman cok revactaydi.Özellikle dini merasimlerde kullanilan bu buhurlarin tarihin pek cok devirlerinde kullanilmiş ve halen kullanilmaktadır. Himyeriler bedevilerin hucumlarindan korunabilmek icin mustahkem bir kale yapmışlardı.”Gumdan” adi verilen bu kale 20 katli idi,muhtelif renkli tastan ve mermerden yapilmiş her kosesinde ruzgar estikce kukreyen arslan heykelleri olan bu kalenin en ust katinda kral otururdu. Islamin zuhuru dönemine kadar iskeleti kalabilen bu yapidan gunumuzde birsey kalmamıştir.

    Himyerilerin derebeylerine benzer , krallikla idare edilen ve toplumun siniflara ayrildığı kast sistemini andırir hayatlari vardi. Satolarda otururlar ve toprak sahibi olurlardı.Üzerinde okuz ve baykus resmi olan altin, gumus , bakir paralari var idi.

    Miladi 300 senelerinde Tihame , Sana ve Hadramuta kadar tum guney sahilleri Himyerilere bagliydi.

    Habesliler 278-340 senelerinde Yemende kisa bir hukum surmuslerdi.525 yilina kadar “Tubba” denilen bu Himyer krallari hukumran olmuslardı. Yine bu dönemde Hiristiyanlik ve Musevilik yaygin idi.

    Himyerilerin son krali Zu Nuvas ( Tubba’ Es’ad kamil’in torunlarindan biri) musevi dinine girdi.Özellikle Necranda yaşayan Hiristiynalari dinlerinden dondurmeye calisarak inananlara cok zulumler etti. Dinlerinde sebat eden bu mazlum mu’minleri Kuran’da “UHDUD” olarak anlatılan cukurlara koyup yaktirdi.(Ekim 523)

    Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.

    Hiristiyanlar ise en yakin dindaslari olan Habeslilerden (Simdiki adi Etyopya olan Yemenin karşı sahillerinde yaşamakta olan siyahi hiristiyanlardan) yardım istediler.

    Bunun üzerine Habesliler Himyerilere saldırirak maglup ettiler ve 525-575 seneleri arasında Yemende kalarak hukum sürdüler. Yemendeki Hiristiyan Araplar Istanbuldaki Bizans Imparatorunun yardım ve himayesini goruyorlardı. Buna karşılik putperest ve Yahudi Araplar da Iran Sasani imparatorunun yardımini istediler. Iran Himyerilere yardım etmek uzere Bizansa karşı , Habeslileri Yemenden uzaklastirdi. 575 tarihinde Yemenden bir Iran hukumeti kuruldu ve takriben 60 sene sürdü.

    İtalyan yönetmen, şair, senarist Pier Paolo Pasolini ; Yemen'in başkenti Sana için; "Toz içindeki Venedik" demişti.
    Kayıtlara göre Yemen ; MÖ. 2000 yıllarından itibaren yerleşime sahiptir.
    YEMEN KISA TARİHİ Yemen; MÖ 2000’lerden itibaren, medeniyetler ve krallıkların yaşadıgı ülkelerden biridir. Yemen halkının Islam öncesi kurdukları eski ve parlak medeniyetleri vardır ve halen Hadramut , Mihre topraklarında gomulu halde durmaktadır. Arap ve Yunan tarihci ve yazarları ile Yemendeki Himyeri kitabelerinden anlasıldıgına gore Guney Arabistan’da Islamdan önceki asırlarda Mainiye , Sebeiye ve Himyeriye adı altında üc büyük devlet yaşamıstır. Bu devletlerden baska kucuk emirlikler de olagelmistir. Yemen eskiden beri Yunan cografyacıları tarafından “Mutlu , Mes’ud ” manasına gelen “Saide (Arapcada)” – “ Felix (Yunancada)” , “Arabia Felix” olarak anılagelmistir. Heredot , Miladdan 400 sene evvel Guney Arabistanı yani Yemeni “DUNYANIN EN ZENGIN MEMLEKETI” diye tanıtmıstır . (“Yemen” sag el manasına da gelmekte olup , “Yumun” yani bereket ve mutluluk manasına de gelmektedır). Sana , Aden , Marib , Main , Berakes , Zafar tarihin en eski meskun şehirleri arasındadır. Bunlardan Marib Sananın dogusunda Sebe Krallıgının Merkezi idi (M.O. 610 -115 ). Burada dunyanın ilk sulama barajı sayılan Marib Seddi bulunmaktdaydı. Miladi 542 ila 570 yılları arasındaki seller bu sed harab olmus ve bu bölgede yaşayanlar Arap yarımadasının cesitli yerlerine goc etmek zorunda kalmışlardı. Bu sel yada seller Kuran-ı Kerimde “ Seyl-ül Arim” “Arim selleri” olarak anılmıştır. Medinede yaşayan Ensar ve Ensarın ataları iste bu sel sebebiyle Medineye goc etmiş olan Yemenlilerdi. Yine Sana’nın Kuzey Dogusunda ve Marib’in kuzeyinde yeralan Main sehri Main devletinin merkeziydi ve bu devlet Milattan önce 900 ve 400 yılları arasında hukum surmustu. Sebe’: Yemen’de yerleşmiş ticaretle uğraşan bir millet olup başkentleri , Yemen’in San’a şehrinin takriben 100 km. kuzeydoğusundaki Ma’rib idi . Kurdukları üstün medeniyet dillere destan idi. Sebeliler, M. Ö. 1100-115 arasında bin yıl kadar bütün Arap yarımadasına hâkim olmuşlardı. Hz.Süleyman (a.s.) vesilesiyle mânen de yükselen bu millet, daha sonra şirke ve tefrikaya mâruz kaldı. Unlü Ma’rib barajının çöküşü ile bu ülkenin yıldızı da söndü. Yemenin Islamdan önceki tarih kronolojisi acik ve belirgin degildir.Sebe ve Main kralliklari ayni asirlarda hukum surmuslerdir.Sebe kralligi MO 750 – MO 115 tarihleri arasında hukum surmustu. Main kralligi ise MO 700 ile MS 3.cu asira kadar yaşamışti.MO 115 den itibaren ise Hakimiyet HIMYER Kabilesine gecti. Sebe Krallari butun guney Arabistani kontrolleri altına aldilar komsulari olan Main kralligini da kendilerine bagladırlar.Merkezleri Marib’in batisindaki Sirvah sehriydi. Bu şehirde bina olarak Ay Mabedi Almakah vardi. Sebe kralliginın ilk döneminde hukumdarin ruhani kimlikleri de bulunuyordu.Merkezleri daha sonra Marib oldu. Marib , Akdenizde Gazze’ye kadar ulasan ticaret yollarinın kavsagiydi. Sehrin uc hisari vardi ve Marib Seddi ile meshur olmustu. Seddin yapilmasiyla yagmur mevsimindeki sel sulari verimli hale getirilmiş ve arazinin kurak zamanlarda sulanmasi temin edilmiş boylece ziraat gelismiş idi. MO 115’den itibaren Yemene hakim olan Himyeriler Mainliler ile ayni dili konusuyorlardı ve Sebelilerin de yakin akrabalari idi. En önemli gelir kaynaklari dini bir huviyeti de olan buhur (tutsu) toplamak ve buhur ticareti idi. Tabiatta bazi agaclarin kabulari, kokleri yakildığındafevkalade guzel koku yaydığından bu kabuklari bulmak toplamak bunun ticaretini yapmak o zaman cok revactaydi.Özellikle dini merasimlerde kullanilan bu buhurlarin tarihin pek cok devirlerinde kullanilmiş ve halen kullanilmaktadır. Himyeriler bedevilerin hucumlarindan korunabilmek icin mustahkem bir kale yapmışlardı.”Gumdan” adi verilen bu kale 20 katli idi,muhtelif renkli tastan ve mermerden yapilmiş her kosesinde ruzgar estikce kukreyen arslan heykelleri olan bu kalenin en ust katinda kral otururdu. Islamin zuhuru dönemine kadar iskeleti kalabilen bu yapidan gunumuzde birsey kalmamıştir. Himyerilerin derebeylerine benzer , krallikla idare edilen ve toplumun siniflara ayrildığı kast sistemini andırir hayatlari vardi. Satolarda otururlar ve toprak sahibi olurlardı.Üzerinde okuz ve baykus resmi olan altin, gumus , bakir paralari var idi. Miladi 300 senelerinde Tihame , Sana ve Hadramuta kadar tum guney sahilleri Himyerilere bagliydi. Habesliler 278-340 senelerinde Yemende kisa bir hukum surmuslerdi.525 yilina kadar “Tubba” denilen bu Himyer krallari hukumran olmuslardı. Yine bu dönemde Hiristiyanlik ve Musevilik yaygin idi. Himyerilerin son krali Zu Nuvas ( Tubba’ Es’ad kamil’in torunlarindan biri) musevi dinine girdi.Özellikle Necranda yaşayan Hiristiynalari dinlerinden dondurmeye calisarak inananlara cok zulumler etti. Dinlerinde sebat eden bu mazlum mu’minleri Kuran’da “UHDUD” olarak anlatılan cukurlara koyup yaktirdi.(Ekim 523) Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır. Hiristiyanlar ise en yakin dindaslari olan Habeslilerden (Simdiki adi Etyopya olan Yemenin karşı sahillerinde yaşamakta olan siyahi hiristiyanlardan) yardım istediler. Bunun üzerine Habesliler Himyerilere saldırirak maglup ettiler ve 525-575 seneleri arasında Yemende kalarak hukum sürdüler. Yemendeki Hiristiyan Araplar Istanbuldaki Bizans Imparatorunun yardım ve himayesini goruyorlardı. Buna karşılik putperest ve Yahudi Araplar da Iran Sasani imparatorunun yardımini istediler. Iran Himyerilere yardım etmek uzere Bizansa karşı , Habeslileri Yemenden uzaklastirdi. 575 tarihinde Yemenden bir Iran hukumeti kuruldu ve takriben 60 sene sürdü. İtalyan yönetmen, şair, senarist Pier Paolo Pasolini ; Yemen'in başkenti Sana için; "Toz içindeki Venedik" demişti. Kayıtlara göre Yemen ; MÖ. 2000 yıllarından itibaren yerleşime sahiptir.
    0 Comments 0 Shares
  • İslâm dünyasında Ramazan sevinci… Hangi ülkeler, oruca ne zaman başlıyor?

    #ramazansevinci
    #oruç
    #islamdünyası
    📍İslâm dünyasında Ramazan sevinci… Hangi ülkeler, oruca ne zaman başlıyor? #ramazansevinci #oruç #islamdünyası
    0 Comments 0 Shares
  • The Gallipoli conflict was a military campaign in the First World War that took place on Gallipoli peninsula, from 19 February 1915 to 9 January 1916. The Entente powers, Britain, France and the Russian Empire, sought to fully dismantle Ottoman Caliphate by taking over its capital city of Istanbul (Constantinople). The Allied forces-comprised of mega industrial empires such as Britain and Russia-expected a rather swift victory against the war-torn Ottoman state which lacked the manpower and technology.

    To the surprise of the Allied, Ottoman state gave a phenomenal resistance during the entire conflict which lasted a little over 10 months. It is a fact that Allied command underestimated the courage of Ottoman Islamic military which included Muslim troops from various races like Arabs, Turks, Kurds, Balkans etc. When faced with an existential crisis, the entire Ottoman citizens and troops became united under the Islamic Flag of the Khilafah and to defend their homeland from the infidels. We should all be aware of this reality since many dirty Kemalist propogandists disguised under the profession of historians are trying to portray Gallipoli only as a "Turkish" victory which is a huge myth. In fact, around 30% of the entire Ottoman military conscripts were Arab Muslims who served the Islamic state with endless bravery and fought with distinction at all the military fronts in WW1.

    The Ottoman forces foiled multiple organised attempts of the Allied navy to infiltrate through the Dardanelles using amphibious landings. In the process Ottomans gave 56,643 thousand martyrs and over 90,000 troops wounded. The Allied forces suffered over 56,000 casualties as well which shows the scale and intensity of the warfare experienced in the whole conflict. We present our Salute to Ottoman Ghazis and the Shahuda (Martyrs) who sacrificed their future for the safety of the Muslim Ummah. May Jenab e Haqq Allah Azzawajal illumine their graves and May they be admitted into Jannah ul Firdous in the neighbourhood of the King of all the Prophets, Sayyidina Muhammad ﷺ.

    The Ottoman victory at Gallipoli represents the collective victory of Islamdom over the infidels of the Allied group. We all should remember this glorious triumph as a point of unity and strength irrespective of modern nationalities since the Faithful have an ancient union

    I would also like to pay special tribute to Mehmed Esad Pasha Hazretleri who was the main Ottoman Commander in Gallipoli war and the mastermind behind the brilliant defense strategy employed by the Ottoman military. It is a pity that the credit for Gallipoli victory is falsely given to Kemal Pasha (later Atatürk) when in reality he was simply a junior officer and had no role in formulation of strategy. This is also another form of ridiculous Kemalist rewriting of history which needs to be refuted.

    The glorious Ottoman victory in Gallipoli sent shock waves around Europe and Britain. The British leadership was faced with a huge crisis as they had never imagined such a defeat. So, after a bitter clash Winston Churchill was finally demoted from the position of First Lord of the Admiralty. Following the failure of Gallipoli expedition, Sir Ian Hamilton, commander of the MEF, was recalled to London in October 1915, which ended his military career. Opposition from New Zealand and Australia grew strongly due to them receiving highest casualties in Gallipoli conflict and thus this episode also paved the way for independence of New Zealand and Australia from the British Empire.

    Main sources:

    Ottoman Empire lecture series by Professor Kenneth W Harl (Phd historian from Yale university USA and an expert on Ottoman history)

    Broadbent, Harvey (2005). Gallipoli: The Fatal Shore. Camberwell, VIC: Viking/Penguin.

    Holmes, Richard, ed. (2001). The Oxford Companion to Military History. Oxford: Oxford University Press.
    The Gallipoli conflict was a military campaign in the First World War that took place on Gallipoli peninsula, from 19 February 1915 to 9 January 1916. The Entente powers, Britain, France and the Russian Empire, sought to fully dismantle Ottoman Caliphate by taking over its capital city of Istanbul (Constantinople). The Allied forces-comprised of mega industrial empires such as Britain and Russia-expected a rather swift victory against the war-torn Ottoman state which lacked the manpower and technology. To the surprise of the Allied, Ottoman state gave a phenomenal resistance during the entire conflict which lasted a little over 10 months. It is a fact that Allied command underestimated the courage of Ottoman Islamic military which included Muslim troops from various races like Arabs, Turks, Kurds, Balkans etc. When faced with an existential crisis, the entire Ottoman citizens and troops became united under the Islamic Flag of the Khilafah and to defend their homeland from the infidels. We should all be aware of this reality since many dirty Kemalist propogandists disguised under the profession of historians are trying to portray Gallipoli only as a "Turkish" victory which is a huge myth. In fact, around 30% of the entire Ottoman military conscripts were Arab Muslims who served the Islamic state with endless bravery and fought with distinction at all the military fronts in WW1. The Ottoman forces foiled multiple organised attempts of the Allied navy to infiltrate through the Dardanelles using amphibious landings. In the process Ottomans gave 56,643 thousand martyrs and over 90,000 troops wounded. The Allied forces suffered over 56,000 casualties as well which shows the scale and intensity of the warfare experienced in the whole conflict. We present our Salute to Ottoman Ghazis and the Shahuda (Martyrs) who sacrificed their future for the safety of the Muslim Ummah. May Jenab e Haqq Allah Azzawajal illumine their graves and May they be admitted into Jannah ul Firdous in the neighbourhood of the King of all the Prophets, Sayyidina Muhammad ﷺ. The Ottoman victory at Gallipoli represents the collective victory of Islamdom over the infidels of the Allied group. We all should remember this glorious triumph as a point of unity and strength irrespective of modern nationalities since the Faithful have an ancient union ❤️ I would also like to pay special tribute to Mehmed Esad Pasha Hazretleri who was the main Ottoman Commander in Gallipoli war and the mastermind behind the brilliant defense strategy employed by the Ottoman military. It is a pity that the credit for Gallipoli victory is falsely given to Kemal Pasha (later Atatürk) when in reality he was simply a junior officer and had no role in formulation of strategy. This is also another form of ridiculous Kemalist rewriting of history which needs to be refuted. The glorious Ottoman victory in Gallipoli sent shock waves around Europe and Britain. The British leadership was faced with a huge crisis as they had never imagined such a defeat. So, after a bitter clash Winston Churchill was finally demoted from the position of First Lord of the Admiralty. Following the failure of Gallipoli expedition, Sir Ian Hamilton, commander of the MEF, was recalled to London in October 1915, which ended his military career. Opposition from New Zealand and Australia grew strongly due to them receiving highest casualties in Gallipoli conflict and thus this episode also paved the way for independence of New Zealand and Australia from the British Empire. Main sources: Ottoman Empire lecture series by Professor Kenneth W Harl (Phd historian from Yale university USA 🇺🇸 and an expert on Ottoman history) Broadbent, Harvey (2005). Gallipoli: The Fatal Shore. Camberwell, VIC: Viking/Penguin. Holmes, Richard, ed. (2001). The Oxford Companion to Military History. Oxford: Oxford University Press.
    0 Comments 0 Shares
  • Allah razı olsun sizlerden güzel insanlar.
    Deprem bölgesinde canla başla özveriyle çalışan tüm ekiplerimize, STK’larımıza ve gönüllü vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

    İyi ki varsın #AFAD
    İyi ki varsın #KIZILAY
    İyi ki varsın #UMKE
    İyi ki varsın #Türkiye
    İyi ki varsın #GönülÇoğrafyamız
    İyi ki varsın #TürkDünyası
    İyi ki varsın #islamDünyası
    İyi ki varsın #Dünya

    Rabbim sizlerden razı olsun.

    #DepremYanındayız
    #MilletimizinYanındayız...
    Allah razı olsun sizlerden güzel insanlar. Deprem bölgesinde canla başla özveriyle çalışan tüm ekiplerimize, STK’larımıza ve gönüllü vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz. İyi ki varsın #AFAD İyi ki varsın #KIZILAY İyi ki varsın #UMKE İyi ki varsın #Türkiye İyi ki varsın #GönülÇoğrafyamız İyi ki varsın #TürkDünyası İyi ki varsın #islamDünyası İyi ki varsın #Dünya Rabbim sizlerden razı olsun. #DepremYanındayız #MilletimizinYanındayız...
    1
    0 Comments 0 Shares
  • URFA TÜRKİYE

    Yeni Mevlid-i Halil Cami : 1988 yılında ibadete açılan bu yeni camii Dergâh Platosu içerisinde, Hz. İbrahim'in doğduğu mağaranın batısında yer almaktadır. Mevlid, “kutlu doğum” demektir. İki minareli bu büyük camii doğusunda yer alan eski camii ile aynı adı taşımaktadır.

    New Mevlid-i Halil Mosque: This new mosque, which was opened for worship in 1988, is located on the west of the cave where Abraham was born. Mevlid means “holy birth”.This mosque that has two large minarets has same name with the old mosque where is located on its east.

    #turkiye #sanliurfa #travelling #balikligöl #history #bazdamağaraları
    #Gobeklitepe #islamdünyasıturizmbaşkentiurfa
    #islamturizmbaskentiurfa #islam

    @gosanliurfa @gomesopotamia @gezsen__sanliurfa
    URFA TÜRKİYE Yeni Mevlid-i Halil Cami : 1988 yılında ibadete açılan bu yeni camii Dergâh Platosu içerisinde, Hz. İbrahim'in doğduğu mağaranın batısında yer almaktadır. Mevlid, “kutlu doğum” demektir. İki minareli bu büyük camii doğusunda yer alan eski camii ile aynı adı taşımaktadır. New Mevlid-i Halil Mosque: This new mosque, which was opened for worship in 1988, is located on the west of the cave where Abraham was born. Mevlid means “holy birth”.This mosque that has two large minarets has same name with the old mosque where is located on its east. #turkiye #sanliurfa #travelling #balikligöl #history #bazdamağaraları #Gobeklitepe #islamdünyasıturizmbaşkentiurfa #islamturizmbaskentiurfa #islam @gosanliurfa @gomesopotamia @gezsen__sanliurfa
    0 Comments 0 Shares
  • Hz. Eyyüb Peygamber Urfa Türkiye

    Genellikle “sabır timsali” olarak bilinen Hz. Eyyub Peygamber’in Şanlıurfa’da hem makamı hem de türbesi bulunur. Hz. İbrahim’in soyundan gelen Hz. Eyyub Şam’dan gelerek Eyyubnebi’ye yerleşmiş, sabrın sultanı olmuş, vefatından sonra Urfa’ya defnedilmiştir.
    .
    .
    Generally known as “symbol of patience”, both Holy place and tomb of Prophet Eyyub are in Şanlıurfa. Descended from Prophet Abraham, Prophet Eyyub came from Damascus and settled in Eyyubnebi, he became the sultan of patience, and was buried in Urfa after his death.

    #islamdünyasıturizmbaşkentiurfa #travelphotography #instago #ötesinikesfet #şanlıurfa #travelling #spi_collective #hcsc_street #photography #amazing #visitworld #followme #goturkey
    Hz. Eyyüb Peygamber Urfa Türkiye Genellikle “sabır timsali” olarak bilinen Hz. Eyyub Peygamber’in Şanlıurfa’da hem makamı hem de türbesi bulunur. Hz. İbrahim’in soyundan gelen Hz. Eyyub Şam’dan gelerek Eyyubnebi’ye yerleşmiş, sabrın sultanı olmuş, vefatından sonra Urfa’ya defnedilmiştir. . . Generally known as “symbol of patience”, both Holy place and tomb of Prophet Eyyub are in Şanlıurfa. Descended from Prophet Abraham, Prophet Eyyub came from Damascus and settled in Eyyubnebi, he became the sultan of patience, and was buried in Urfa after his death. #islamdünyasıturizmbaşkentiurfa #travelphotography #instago #ötesinikesfet #şanlıurfa #travelling #spi_collective #hcsc_street #photography #amazing #visitworld #followme #goturkey
    0 Comments 0 Shares