• Peygamberler şehri Urfa Mübarek belde
    Halil-ür Rahmân Gölü ( Balıklıgöl )
    "Hayırlı Cumalar Rabbim dualarınızı kabul, gönlünüzü huzurlu eylesin."

    #şanlıurfa #hayırlıcumalar #hayırlıcumalar #hayirli_sabahlar #hayırlısabahlar #cumamesajı #cumamesajları #cumamesajları #cumaduası #cumanamazı #cumamızmübarekolsun #cumamızmübarekolsun
    Peygamberler şehri Urfa Mübarek belde Halil-ür Rahmân Gölü ( 🐟 Balıklıgöl 🎏) "Hayırlı Cumalar 🌸 Rabbim dualarınızı kabul, gönlünüzü huzurlu eylesin." #şanlıurfa #hayırlıcumalar🙏 #hayırlıcumalar #hayirli_sabahlar #hayırlısabahlar #cumamesajı #cumamesajları #cumamesajları #cumaduası #cumanamazı #cumamızmübarekolsun #cumamızmübarekolsun
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Uzun Hasan, 1423 yılında Diyarbakır'da doğmuştur. Oğuzların Bayındır boyundan, Akkoyunlu Hanedanının kurucusu Kara Yülük Osman'ın torunu olup, babası Celâleddîn Ali Beydir.

    1453 yılında Akkoyunlu Devletinin başına , Başkentleri Diyarbakır'da geçmiştir. Karakoyunlular ve Timur’un torununu yenerek Devletinin sınırlarını güneye doğru genişletmiştir. Böylelikle Devletin yeni Başkenti Tebriz olmuştur. Uzun Hasan bügünkü İran, Irak, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'nin bir bölümünü kapsayan bir coğrafyada 1453-1478 yılları arasında hüküm sürmüştür.

    1458’de Trabzon Rum İmparatoru IV. Yuhannes'un kızı Katerina Despina ile evlenmiştir. Katerina Despina, Akkoyunlulara gelin gelince, Uzun Hasan’ı, Osmanlılar aleyhine faaliyete soktu. Uzun Hasan 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile yaptığı Otlukbeli Savaşı'nda yenildi.

    Uzun Hasan, tam 547 yıl önce, 6 Ocak 1478 tarihinde Tebriz’de vefat etti. Kendi yaptırdığı Nasriyye Medresesi avlusuna gömüldü.Uzun Hasan’dan sonra oğlu Halil Mirza, Akkoyunlu hükümdarı oldu. Uzun Hasan’ın ölümünden sonra ortaya çıkan taht kavgaları sonucunda Akkoyunlu Devleti ikiye bölündü.Uzun Hasan'ın kızkardeşi Halime’nin oğlu "İsmail" daha sonra "Safevi" devletinin hükümdarı Şah İsmail olacaktır.

    Uzun Hasan'ın Türkmenistan'ın Başkent'i Aşkabat'taki heykeli.

    (Alıntı)
    Uzun Hasan, 1423 yılında Diyarbakır'da doğmuştur. Oğuzların Bayındır boyundan, Akkoyunlu Hanedanının kurucusu Kara Yülük Osman'ın torunu olup, babası Celâleddîn Ali Beydir. 1453 yılında Akkoyunlu Devletinin başına , Başkentleri Diyarbakır'da geçmiştir. Karakoyunlular ve Timur’un torununu yenerek Devletinin sınırlarını güneye doğru genişletmiştir. Böylelikle Devletin yeni Başkenti Tebriz olmuştur. Uzun Hasan bügünkü İran, Irak, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'nin bir bölümünü kapsayan bir coğrafyada 1453-1478 yılları arasında hüküm sürmüştür. 1458’de Trabzon Rum İmparatoru IV. Yuhannes'un kızı Katerina Despina ile evlenmiştir. Katerina Despina, Akkoyunlulara gelin gelince, Uzun Hasan’ı, Osmanlılar aleyhine faaliyete soktu. Uzun Hasan 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile yaptığı Otlukbeli Savaşı'nda yenildi. Uzun Hasan, tam 547 yıl önce, 6 Ocak 1478 tarihinde Tebriz’de vefat etti. Kendi yaptırdığı Nasriyye Medresesi avlusuna gömüldü.Uzun Hasan’dan sonra oğlu Halil Mirza, Akkoyunlu hükümdarı oldu. Uzun Hasan’ın ölümünden sonra ortaya çıkan taht kavgaları sonucunda Akkoyunlu Devleti ikiye bölündü.Uzun Hasan'ın kızkardeşi Halime’nin oğlu "İsmail" daha sonra "Safevi" devletinin hükümdarı Şah İsmail olacaktır. Uzun Hasan'ın Türkmenistan'ın Başkent'i Aşkabat'taki heykeli. (Alıntı)
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Filistin Kudüs Yafa Kapısı, 1903
    Osmanlı Devleti zamanında Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığında (1512 – 1520) fethedilen Kudüs-ü Şerif’e Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) sebiller yaptırmış, Kubbetü’s-Sahra’nın duvarları ve kapısını yeniden tamir ettirmiş, Hz. Davud türbesini inşâ ettirmiş, şehrin etrafını saran surları onartmış, kaleyi restore ettirmiş, yeniden inşa ettirdiği kapılara kitabeler yazdırarak şehirde pek çok Osmanlı izi bırakmıştır.
    II. Abdülhamid (1876-1909) dönemine gelindiğinde şehirdeki imar faaliyetleri devam etmiş ve “Saltanatının Otuzuncu Yılı” anısına Filistin’i saat kuleleri ile donatmıştır. El-Halil Kapısı’nın girişinde II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Kudüs Saat Kulesi ve sebili yer alır. O zamanlarda saat kuleleri yaptırmak büyük devlet olmanın bir simgesi sayılmaktaydı. Surdaki bayrağı, Abdülhamid Han’ın yaptırdığı saat kulesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın yazdırdığı kitabe ile Kudüs Osmanlı şehri olduğunu tüm dünyaya gösteriyordu.
    Filistin Kudüs Yafa Kapısı, 1903 Osmanlı Devleti zamanında Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığında (1512 – 1520) fethedilen Kudüs-ü Şerif’e Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) sebiller yaptırmış, Kubbetü’s-Sahra’nın duvarları ve kapısını yeniden tamir ettirmiş, Hz. Davud türbesini inşâ ettirmiş, şehrin etrafını saran surları onartmış, kaleyi restore ettirmiş, yeniden inşa ettirdiği kapılara kitabeler yazdırarak şehirde pek çok Osmanlı izi bırakmıştır. II. Abdülhamid (1876-1909) dönemine gelindiğinde şehirdeki imar faaliyetleri devam etmiş ve “Saltanatının Otuzuncu Yılı” anısına Filistin’i saat kuleleri ile donatmıştır. El-Halil Kapısı’nın girişinde II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Kudüs Saat Kulesi ve sebili yer alır. O zamanlarda saat kuleleri yaptırmak büyük devlet olmanın bir simgesi sayılmaktaydı. Surdaki bayrağı, Abdülhamid Han’ın yaptırdığı saat kulesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın yazdırdığı kitabe ile Kudüs Osmanlı şehri olduğunu tüm dünyaya gösteriyordu.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • @URFAYADAİRGÜNDE1NOT

    GÜN TAKASI ( PENCERE )

    Urfa'da Halil-ü Rahaman'a girişte sağ tarafta Rızvaniye medresesinin ilk odasının Halil-ü Rahman'a bakan tarafında yan yana yedi taka (pencere) vardır.
    Anlatılanlara göre bu takalara gün takası deniyor.Bu takaların her biri birbirinden ayrı ayrı şekillerle değişik görünümdedir. Gün takası denmesinin sebebi aslında mimari bir takvim oluşundanmış.
    Orada ki çocuklar günleri öğrensinler diye hangi gün ise o taka açılırmış ki çocuklar günleri daha pratik öğrensinler diye.

    Urfa'da eskiden günler Arapça isimleriyle söylenirdi.
    Cuma Yine Cuma idi

    Cumartesi : Seb

    Pazar : Elahadu

    Pazartesi : İsnain

    Salı : Seleta

    Çarşamba : Erbe'e

    Perşembe : Hamis

    Rızvaniye Külliyesi ile ilgili bir not daha;
    Topkapı sarayında bile Kur'an tilaveti durdurulmuş ama Yapıldığından bu güne kadar Rızvaniye Camisinde cüz ( mukabele ) hiç kesilmeden her İkindi Namazı sonrası devam etmiştir ve halen devam etmektedir.
    Mehmet Sadık Alican
    @URFAYADAİRGÜNDE1NOT GÜN TAKASI ( PENCERE ) Urfa'da Halil-ü Rahaman'a girişte sağ tarafta Rızvaniye medresesinin ilk odasının Halil-ü Rahman'a bakan tarafında yan yana yedi taka (pencere) vardır. Anlatılanlara göre bu takalara gün takası deniyor.Bu takaların her biri birbirinden ayrı ayrı şekillerle değişik görünümdedir. Gün takası denmesinin sebebi aslında mimari bir takvim oluşundanmış. Orada ki çocuklar günleri öğrensinler diye hangi gün ise o taka açılırmış ki çocuklar günleri daha pratik öğrensinler diye. Urfa'da eskiden günler Arapça isimleriyle söylenirdi. Cuma Yine Cuma idi Cumartesi : Seb Pazar : Elahadu Pazartesi : İsnain Salı : Seleta Çarşamba : Erbe'e Perşembe : Hamis Rızvaniye Külliyesi ile ilgili bir not daha; Topkapı sarayında bile Kur'an tilaveti durdurulmuş ama Yapıldığından bu güne kadar Rızvaniye Camisinde cüz ( mukabele ) hiç kesilmeden her İkindi Namazı sonrası devam etmiştir ve halen devam etmektedir. Mehmet Sadık Alican
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • The Mosque of Halil Rahman sits at the edge of the Pool of Abraham, a great place to relax and spend a #LongWeekend in the stunning town of Şanlıurfa.
    The Mosque of Halil Rahman sits at the edge of the Pool of Abraham, a great place to relax and spend a #LongWeekend in the stunning town of Şanlıurfa.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • *** BU ŞEHİR *** URFA ŞANLIURFA TÜRKİYE

    Bu şehir, İbrahim'in, Eyyub'un şehri.
    Bu şehir, benim şehrim.
    Bu şehir,görünmez, kaybolmuş, tarihler,
    harpler, hırslar şehri.
    Bu şehir, taşa oyulmuş aşklar, yarlar ve nefısler şehri.
    Bu şehir,İsa'nın kutsayıp meth ettiği şehir.
    Bu şehir, Musa'nın hayalindeki şehir.
    Bu şehir, Harran'lı, çoban Yakub 'un şehri.
    Bu şehir, Abgar'ın Rabbine, "Hak" dediği
    şehir.
    Bu şehir, sular, seller, saraylar ve abide
    şehir.
    Bu şehir, atlar, ceylanlar, kuşlar ve balıklar şehri.
    Bu şehir, Nebi'ler, Nabi'ler, şeyhler , evliya ve keramet şehri.
    Bu şehir, ihvanlar ve Rab'bine abut olmuş
    kullar şehri.
    Bu şehir, aşkına zahit olmuş, mecnunlar
    şehri.
    Bu şehir, Nemrud azmini yıkan, İbrahim'e
    devrim yapan şehir.
    Bu şehir, Berzah' da, seccade açıp, diz çökmüş, tesbih çeken abitler şehri.
    Bu şehir, ervahlar, ruhlar ve şahlar şehri.
    Bu şehir, Halil ur Rahman' da dolaşan
    seyyidler, dervişler şehri.
    Bu şehir, Eyyub'a "kalk" diyen şehir.

    Bu şehirde," Rab,Rab" diyen sedalar var.
    Bu şehirde, zikr edip, " Hu" çekip, nefsini
    bedenini yok edenler var.
    Bu şehirde, karanlık gecede, toprağa yüz
    sürüp, Huda' sından "Medet ya Rab" deyip, kaybolanlar var.
    Bu şehirde, bülbülü " lal" edenler, dili "şad" edenler var.
    Bu şehirde, vuslata ermemiş, aşklar ve yarsız yarenler var.
    Bu şehirde, ceddim, atam ve dedem var.
    Bu şehirde, anam, babam, bacım ve gardaşım var.
    Bu şehirde, yarım, yavuklum ve yavrum var.

    Bu şehir, agitler, yigidler ve merdler şehri.
    Bu şehir, Habib' ler, Halil' ler ve İbrahim
    şehri.
    Bu şehir, Resul'ler, Nebi' ler ve Peygamber şehri.
    Bu şehir, benim ruhum, bedenim, kimligim ve herşeyim.
    *** BU ŞEHİR *** URFA ŞANLIURFA TÜRKİYE Bu şehir, İbrahim'in, Eyyub'un şehri. Bu şehir, benim şehrim. Bu şehir,görünmez, kaybolmuş, tarihler, harpler, hırslar şehri. Bu şehir, taşa oyulmuş aşklar, yarlar ve nefısler şehri. Bu şehir,İsa'nın kutsayıp meth ettiği şehir. Bu şehir, Musa'nın hayalindeki şehir. Bu şehir, Harran'lı, çoban Yakub 'un şehri. Bu şehir, Abgar'ın Rabbine, "Hak" dediği şehir. Bu şehir, sular, seller, saraylar ve abide şehir. Bu şehir, atlar, ceylanlar, kuşlar ve balıklar şehri. Bu şehir, Nebi'ler, Nabi'ler, şeyhler , evliya ve keramet şehri. Bu şehir, ihvanlar ve Rab'bine abut olmuş kullar şehri. Bu şehir, aşkına zahit olmuş, mecnunlar şehri. Bu şehir, Nemrud azmini yıkan, İbrahim'e devrim yapan şehir. Bu şehir, Berzah' da, seccade açıp, diz çökmüş, tesbih çeken abitler şehri. Bu şehir, ervahlar, ruhlar ve şahlar şehri. Bu şehir, Halil ur Rahman' da dolaşan seyyidler, dervişler şehri. Bu şehir, Eyyub'a "kalk" diyen şehir. Bu şehirde," Rab,Rab" diyen sedalar var. Bu şehirde, zikr edip, " Hu" çekip, nefsini bedenini yok edenler var. Bu şehirde, karanlık gecede, toprağa yüz sürüp, Huda' sından "Medet ya Rab" deyip, kaybolanlar var. Bu şehirde, bülbülü " lal" edenler, dili "şad" edenler var. Bu şehirde, vuslata ermemiş, aşklar ve yarsız yarenler var. Bu şehirde, ceddim, atam ve dedem var. Bu şehirde, anam, babam, bacım ve gardaşım var. Bu şehirde, yarım, yavuklum ve yavrum var. Bu şehir, agitler, yigidler ve merdler şehri. Bu şehir, Habib' ler, Halil' ler ve İbrahim şehri. Bu şehir, Resul'ler, Nebi' ler ve Peygamber şehri. Bu şehir, benim ruhum, bedenim, kimligim ve herşeyim.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • HALI TÜCCARI /Jean-Leon Gerome - 1887

    1885'te Kahire’yi ziyaret eden ressam, ziyarette gördüĝü hadiseleri 1887'de resmine aktarmıştır. Resim, 1671'de Paris’te kurulan “Ecole Des Beaux-Arts” akademisinin salonuna asılmak üzere yapılmıştır.

    Tablo adını hikayesinden almıştır. Görüldüğü üzere bir halı tüccarının halı pazarında halılarını satışını anlatmaktadır. Oldukça büyük ebatlı halı tasvirinin beyaz renkli orta alanında, 16. yüzyıl klasik devir Uşak halılarında olduğu üzere salbekli iri bir madalyon yer almaktadır. Günümüzde Afyon Başmakçı ve Heriz halıları ile de benzerlikler gösterir.

    Resmin önünde, yerde özensizce sereserpe atılmış halılar göze çarpmaktadır. Tablonun ortasında yerdeki halıya basan halı tüccarı, alıcıya halıyı pazarlamaktadır. Arkada bulunan daha kalabalık grup ise, yaşlı satıcının halıyla ilgili anlatımını dikkatle dinlemektedir.

    Resmin saĝındaki devasa giriş kapısı altında da satışın gerçekleşmesini bekleyen hamallar, halıyı belli ki eşeĝe yüklemek için sabırsızlanmaktadır. Resimde ilk planda belli olmayan ancak dikkatli bakıldıĝında giriş kapısının yanındaki boşlukta gölge içinde duran feraceli bir kadın dikkat çekmektedir. Özellikle halı satıcılarında belirgin olmakla birlikte diĝer figürlerde de el, kol ve duruşlarında bir hareket sözkonusu. Kıyafetler, renkli ve dönem özelliĝi taşımaktadır.

    Gerome, 19. yüzyılda yaptığı Osmanlı coğrafyası gezilerinde dönemin halı motiflerinden etkilenmiştir. Etkilendiği halıları ise tablolarında işlemiştir.

    Halı tüccarları tablosu sıklıkla Osman Hamd Bey’in tablosu olarak karıştırılmaktadır. Bunun asıl nedeni ünlü oryantalist ressam bu tablonun da ressamı Gerome’nin Osman Hamdi Bey’in hukuk öğrenimi için gittiği Fransa’da öğrencisi olduğunun sanılmasıdır. Yeni bilgiler ışığında Gerome ve Osman Hamdi Beyin mektuplaştığı ve büyük ihtimalle hiç yüz yüze gelmedikleri bilinmektedir. Gerome dönemin ünlü ressamı olarak Osman Hamdi Bey başta bir çok sanatçıya, sanata ilham olmuştur.

    #jeanleongerome #halıtüccarı #picture #sanattarihi #arthistory
    HALI TÜCCARI /Jean-Leon Gerome - 1887 1885'te Kahire’yi ziyaret eden ressam, ziyarette gördüĝü hadiseleri 1887'de resmine aktarmıştır. Resim, 1671'de Paris’te kurulan “Ecole Des Beaux-Arts” akademisinin salonuna asılmak üzere yapılmıştır. Tablo adını hikayesinden almıştır. Görüldüğü üzere bir halı tüccarının halı pazarında halılarını satışını anlatmaktadır. Oldukça büyük ebatlı halı tasvirinin beyaz renkli orta alanında, 16. yüzyıl klasik devir Uşak halılarında olduğu üzere salbekli iri bir madalyon yer almaktadır. Günümüzde Afyon Başmakçı ve Heriz halıları ile de benzerlikler gösterir. Resmin önünde, yerde özensizce sereserpe atılmış halılar göze çarpmaktadır. Tablonun ortasında yerdeki halıya basan halı tüccarı, alıcıya halıyı pazarlamaktadır. Arkada bulunan daha kalabalık grup ise, yaşlı satıcının halıyla ilgili anlatımını dikkatle dinlemektedir. Resmin saĝındaki devasa giriş kapısı altında da satışın gerçekleşmesini bekleyen hamallar, halıyı belli ki eşeĝe yüklemek için sabırsızlanmaktadır. Resimde ilk planda belli olmayan ancak dikkatli bakıldıĝında giriş kapısının yanındaki boşlukta gölge içinde duran feraceli bir kadın dikkat çekmektedir. Özellikle halı satıcılarında belirgin olmakla birlikte diĝer figürlerde de el, kol ve duruşlarında bir hareket sözkonusu. Kıyafetler, renkli ve dönem özelliĝi taşımaktadır. Gerome, 19. yüzyılda yaptığı Osmanlı coğrafyası gezilerinde dönemin halı motiflerinden etkilenmiştir. Etkilendiği halıları ise tablolarında işlemiştir. Halı tüccarları tablosu sıklıkla Osman Hamd Bey’in tablosu olarak karıştırılmaktadır. Bunun asıl nedeni ünlü oryantalist ressam bu tablonun da ressamı Gerome’nin Osman Hamdi Bey’in hukuk öğrenimi için gittiği Fransa’da öğrencisi olduğunun sanılmasıdır. Yeni bilgiler ışığında Gerome ve Osman Hamdi Beyin mektuplaştığı ve büyük ihtimalle hiç yüz yüze gelmedikleri bilinmektedir. Gerome dönemin ünlü ressamı olarak Osman Hamdi Bey başta bir çok sanatçıya, sanata ilham olmuştur. #jeanleongerome #halıtüccarı #picture #sanattarihi #arthistory
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar.

    Bunların arasında zayıf bir bülbül vardı. "Madem elimden birşey gelmiyor, öyleyse ben de İbrahim aleyhisselam ile beraber yanayım" diye kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki:
    - O kuşa ne dileği olduğunu sor. Cebrail aleyhisselam kuşu tutup istediğini sorunca, kuş dedi ki:
    - Halilullahı ateşe atıyorlar. Mademki kurtarmaya kâdir değilim, bari onunla beraber ben de yanayım.

    Hak teâlâ buyurdu ki:
    - O kuşun benden dileği nedir? Bülbül şöyle arz etti.
    -Benim dünyada, Hak teâlânın adını anmaktan başka arzum yoktur.
    Bin bir ismi olduğunu işittim. Yüz birini biliyorum. Dokuz yüz ism-i şerifini de bilmek isterim.

    Hak teâlâ kuşun dileğini yerine getirdi.
    Bülbül de kendini attığı sırada Nemrud'un ateşi, İbrahim aleyhisselama gülistan olunca, bülbül gelip gül ağacında nağmeye başladı.

    O zamandan kıyamete kadar, gül ağacına muhabbet etti, âşık oldu.
    Şimdi sahralarda feryat eden bülbül, Hak teâlânın 1001 ismini söylemektedir.
    İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül vardı. "Madem elimden birşey gelmiyor, öyleyse ben de İbrahim aleyhisselam ile beraber yanayım" diye kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki: - O kuşa ne dileği olduğunu sor. Cebrail aleyhisselam kuşu tutup istediğini sorunca, kuş dedi ki: - Halilullahı ateşe atıyorlar. Mademki kurtarmaya kâdir değilim, bari onunla beraber ben de yanayım. Hak teâlâ buyurdu ki: - O kuşun benden dileği nedir? Bülbül şöyle arz etti. -Benim dünyada, Hak teâlânın adını anmaktan başka arzum yoktur. Bin bir ismi olduğunu işittim. Yüz birini biliyorum. Dokuz yüz ism-i şerifini de bilmek isterim. Hak teâlâ kuşun dileğini yerine getirdi. Bülbül de kendini attığı sırada Nemrud'un ateşi, İbrahim aleyhisselama gülistan olunca, bülbül gelip gül ağacında nağmeye başladı. O zamandan kıyamete kadar, gül ağacına muhabbet etti, âşık oldu. Şimdi sahralarda feryat eden bülbül, Hak teâlânın 1001 ismini söylemektedir.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki Şanlıurfa ilinin 18 km kuzeydoğusunda, Haliliye ilçesine bağlı Örencik köyü yakınlarında yer alan Neolitik bir arkeolojik sit alanıdır. MÖ 9600–9500 civarına tarihlenen Göbeklitepe, dünyanın şu ana kadar bilinen en eski tarihî yapısıdır
    Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki Şanlıurfa ilinin 18 km kuzeydoğusunda, Haliliye ilçesine bağlı Örencik köyü yakınlarında yer alan Neolitik bir arkeolojik sit alanıdır. MÖ 9600–9500 civarına tarihlenen Göbeklitepe, dünyanın şu ana kadar bilinen en eski tarihî yapısıdır
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Kuzey Afganistan'dan Türk kilimlerinin güzel bir kolajı.

    Halılar ve tasarımlar, Türkmen ve Özbek kadınlar tarafından dokunan Afgan-Türkistan'daki Maymana, Andhoy ve Akça kasaba ve bölgelerine özgüdür.
    Kuzey Afganistan'dan Türk kilimlerinin güzel bir kolajı. Halılar ve tasarımlar, Türkmen ve Özbek kadınlar tarafından dokunan Afgan-Türkistan'daki Maymana, Andhoy ve Akça kasaba ve bölgelerine özgüdür.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
Páginas impulsionada