• Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik!

    Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi, ortak tarihimizden aldığımız güçle kardeşlik bağlarımızı ve ortak gelecek vizyonumuzu bir kez daha ortaya koydu.

    Dönem başkanlığını devraldığımız Azerbaycan’a, bugüne kadar Türk dünyasının birliği ve teşkilatımızın gelişmesi için ortaya koyduğu katkılardan dolayı teşekkür ediyoruz.

    Türkiye olarak üstlendiğimiz bu sorumlulukla, dilde, fikirde ve işte birlik anlayışıyla ortak geleceğimizi el ele, gönül gönüle inşa etmeye devam edeceğiz.

    #BizBirlikteDahaGüçlüyüz
    #TDTAnkaraZirvesi2026
    Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik! Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi, ortak tarihimizden aldığımız güçle kardeşlik bağlarımızı ve ortak gelecek vizyonumuzu bir kez daha ortaya koydu. Dönem başkanlığını devraldığımız Azerbaycan’a, bugüne kadar Türk dünyasının birliği ve teşkilatımızın gelişmesi için ortaya koyduğu katkılardan dolayı teşekkür ediyoruz. Türkiye olarak üstlendiğimiz bu sorumlulukla, dilde, fikirde ve işte birlik anlayışıyla ortak geleceğimizi el ele, gönül gönüle inşa etmeye devam edeceğiz. #BizBirlikteDahaGüçlüyüz #TDTAnkaraZirvesi2026
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • Maşallah Kardeşlerimize..

    Türk olmaktan gurur duyuyorlar..

    Bize “Türk değilsiniz” diyenler, önce kendi kimliklerine ve tarihlerine bakmalı. Biz bu topraklarda yüzyıllardır var olan, bayrağına, vatanına ve Cumhuriyetine sahip çıkan büyük bir milletin evlatlarıyız.

    Türk olmak bizim için sadece bir söz değil; tarihtir, kültürdür, ortak bir gelecek ve güçlü bir aidiyettir.

    “Yegor Borisov’a atfedilen söz”

    Dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm Türk kardeşlerimize gönülden selam olsun. Ortak tarihimizin, kültürümüzün ve kardeşlik bağlarımızın nesilden nesile güçlenerek devam etmesini diliyoruz.
    Birliğimiz daim, gönüllerimiz bir, yarınlarımız aydınlık olsun.
    Maşallah Kardeşlerimize.. Türk olmaktan gurur duyuyorlar.. Bize “Türk değilsiniz” diyenler, önce kendi kimliklerine ve tarihlerine bakmalı. Biz bu topraklarda yüzyıllardır var olan, bayrağına, vatanına ve Cumhuriyetine sahip çıkan büyük bir milletin evlatlarıyız. Türk olmak bizim için sadece bir söz değil; tarihtir, kültürdür, ortak bir gelecek ve güçlü bir aidiyettir. 🇹🇷 “Yegor Borisov’a atfedilen söz” Dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm Türk kardeşlerimize gönülden selam olsun. 🇹🇷 Ortak tarihimizin, kültürümüzün ve kardeşlik bağlarımızın nesilden nesile güçlenerek devam etmesini diliyoruz. Birliğimiz daim, gönüllerimiz bir, yarınlarımız aydınlık olsun. ✨🇹🇷
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Ortak Savunma Anlaşması imzaladı

    Anlaşmaya ilişkin ortak açıklama paylaşıldı:

    — Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, üç devlet arasındaki derin tarihi ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağları, müşterek stratejik çıkarları ve köklü savunma işbirlikleri temelinde, kolektif güvenliklerini daha da güçlendirmek, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek, güvenli ve müreffeh bir geleceği birlikte inşa etmek yönündeki ortak iradelerini yansıtan Ortak Savunma Anlaşması'nı imzalamışlardır

    — Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir
    Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Ortak Savunma Anlaşması imzaladı Anlaşmaya ilişkin ortak açıklama paylaşıldı: — Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, üç devlet arasındaki derin tarihi ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağları, müşterek stratejik çıkarları ve köklü savunma işbirlikleri temelinde, kolektif güvenliklerini daha da güçlendirmek, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek, güvenli ve müreffeh bir geleceği birlikte inşa etmek yönündeki ortak iradelerini yansıtan Ortak Savunma Anlaşması'nı imzalamışlardır — Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • ️Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak “Modern Hicaz Demir Yolu” projesiyle, tarihi hat yeniden hayat buluyor.

    ️İmzalanan mutabakat kapsamında hattın bir bölümü turizm amacıyla korunurken, yük ve yolcu taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu sistemi inşa edilecek.

    ️Projenin ilerleyen aşamalarında hat Suudi Arabistan ve Ummana kadar uzanacak. Böylelikle Kızıldeniz Akdeniz’e ve Avrupa’ya demiryolu ile bağlanmış olacak.

    ️ Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan II. Abdülhamid’in hayali olan ve bir zamanlar İstanbul–Medine yolculuğunu 5 güne indiren bu hat, yeniden bölgesel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
    ◾️Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak “Modern Hicaz Demir Yolu” projesiyle, tarihi hat yeniden hayat buluyor. ◾️İmzalanan mutabakat kapsamında hattın bir bölümü turizm amacıyla korunurken, yük ve yolcu taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu sistemi inşa edilecek. ◾️Projenin ilerleyen aşamalarında hat Suudi Arabistan ve Ummana kadar uzanacak. Böylelikle Kızıldeniz Akdeniz’e ve Avrupa’ya demiryolu ile bağlanmış olacak. ◾️ Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan II. Abdülhamid’in hayali olan ve bir zamanlar İstanbul–Medine yolculuğunu 5 güne indiren bu hat, yeniden bölgesel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • Öresund Köprüsü;
    *İsveç'in Malmö kentiyle Danimarka'nın başkenti Kopenhag'ı birbirine bağlar.
    *İki şeritli demiryoluna ve dört şeritli kara yoluna sahip olan birleşik bir köprüdür. İki katlı köprünün üst bölümünde dört şeritli bir kara yolu, alt bölümünde iki şeritli bir demiryolu hattı bulunur.
    *En büyük direğinin yerden yüksekliği 204 metredir. *Köprünün toplam uzunluğu 7845 metredir, bu da İsveç ve Danimarka arasındaki uzaklığın yaklaşık olarak yarısına denk düşmektedir.
    *Köprünün denizden yüksekliği 57 metredir ancak köprü boğazın yarısında bitip deniz altında tünelle birleşir. Kalan açık bölümde rahatça deniz taşımacılığı sürdürülür.
    *Köprü İngiltere menşeli bir Mühendislik tarafından tasarlanmıştır.
    (Haritadaki kırmızı bölüm deniz altında kalan bölgeyi gösteriyor)
    Öresund Köprüsü; *İsveç'in Malmö kentiyle Danimarka'nın başkenti Kopenhag'ı birbirine bağlar. *İki şeritli demiryoluna ve dört şeritli kara yoluna sahip olan birleşik bir köprüdür. İki katlı köprünün üst bölümünde dört şeritli bir kara yolu, alt bölümünde iki şeritli bir demiryolu hattı bulunur. *En büyük direğinin yerden yüksekliği 204 metredir. *Köprünün toplam uzunluğu 7845 metredir, bu da İsveç ve Danimarka arasındaki uzaklığın yaklaşık olarak yarısına denk düşmektedir. *Köprünün denizden yüksekliği 57 metredir ancak köprü boğazın yarısında bitip deniz altında tünelle birleşir. Kalan açık bölümde rahatça deniz taşımacılığı sürdürülür. *Köprü İngiltere menşeli bir Mühendislik tarafından tasarlanmıştır. (Haritadaki kırmızı bölüm deniz altında kalan bölgeyi gösteriyor)
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • Cuma Hutbesi: "Ailemiz: Huzur ve Güven Kaynağımız"

    Muhterem Müslümanlar!

    Yüce Rabbimiz, kadın ve erkeği yeryüzünün en değerli varlıkları olarak yaratmış, farklı niteliklerle donatarak birbirine eş kılmıştır. Dünya hayatının yükünü birlikte taşıyalım, birbirimizde huzur bulalım diye bizlere aile olma nimetini bahşetmiştir.

    Aile, insanın yalnızlığına kalkan olan, Allah’ın rahmetiyle korunan, neslin devamını sağlayan, güzide bir kurumdur. İnancımızın, şahsiyetimizin, yaşam tarzımızın şekillendiği en değerli çatıdır. Aile, çocuklarla büyüyen, güzelleşen, gençlerle geleceğe kök salan bir çınardır.

    Aziz Müminler!

    Kadın ve erkeğin meşru nikâhla bir yuva kurması, ailenin ilk adımıdır. Aynı ideal ve duyguyla, Allah’ın rızası doğrultusunda bir ömrü paylaşmak ise aile olmanın sırrıdır.

    هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّۜ “Eşleriniz sizin için bir elbisedir, siz de eşleriniz için birer elbisesiniz.”[1] buyuran Rabbimiz, bizi birbirimize güven vermek, koruyup kollamak ve uyum içinde yaşamak için var etmiştir. Kadınıyla erkeğiyle her fert, ailesine sevgiyle, merhametle ve sadakatle bağlanmalıdır. Her türlü günah ve haramdan, şiddet ve tehditten ailesini muhafaza etmeli, iffetli ve onurlu bir aile hayatı sürmelidir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Aileyi hedef alan tehditlerin arttığı, fıtrata aykırı tahribatın hızla yayıldığı bir çağdayız. Ailenin, özgürlükler önündeki engelmiş gibi gösterilmeye çalışıldığı bir ortamdayız. Sorumluluk almadan tek başına yaşamanın daha cazip olduğu fikrinin özendirildiği bir zamandayız. Oysa aile kurmak, insan fıtratının bir gereğidir. Bizler yalnız değil, aile içinde mutlu yaşayabilecek şekilde yaratıldık. Ailemizin huzurlu, aile bağlarımızın güçlü olmasını dilemek bizim hamurumuzda vardır. Bu yüzden biricik örneğimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.s) bizi aile kurmaya ve ailemiz için iyilik yapmaya davet ederek şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı davranandır. Ben de sizin ailesine karşı en hayırlı olanınızım.”[2] Bizlere aile gibi paha biçilmez bir nimet veren Rabbimiz ise onu korumamızı şöyle emretmektedir: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”[3]

    Değerli Müminler!

    Gençlerimiz ailemizin göz bebeği, bizi güçlü kılan en büyük imkân ve zenginliğimizdir. Onların inançları, hayalleri ve fikirleri bizim âtîmizdir. Zihinleri berrak, duygu ve düşünceleri heyecan dolu olan gençlerimizi anlamak ve onlara rehberlik etmek bizim vazifemizdir. Zira gençlik dönemi tecrübesizlik ve merakla çeşitli tehlikelere maruz kalınan bir dönemdir. Huzurlu ve bilinçli bir aile ortamında büyüyen, kendisine güvenilen ve maneviyatla desteklenen gençlerimiz, girdaplardan korunacaktır. Aileleri, evlenme çağına geldiklerinde onların da aile kurmalarına, geleceğe umutla bakmalarına vesile olacaktır. Neslin devamını ve yeryüzünün imarını; okuyan, araştıran, tefekkür eden gençlerimiz sağlayacaktır.

    Aziz Müslümanlar!

    Rabbimizin biz kulları için bereket vesilesi kıldığı aile olmanın huzurunu hep birlikte yaşayalım. Fıtratı bozmaya yönelik tehlikelerden, Rabbimizin emirlerine ve güvenli limanımız olan ailemize sığınarak korunalım. Ailemizi kişisel çıkarlara, geçici zevklere ve sapkın ideolojilere kurban etmeyelim. Mazlum coğrafyalarda aileler can çekişiyor. Gazze’de dağılan binlerce aile için dua etmeyi unutmayalım.

    Hutbemi Kur’an-ı Kerim’de bize öğretilen şu dua ile bitiriyorum: “Rabbim, bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana nasip et. Neslimi de salih kimseler eyle. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”[4]

    [1] Bakara, 2/187.
    [2] Tirmizî, Menâkıb, 63.
    [3] Tahrîm, 66/6.
    [4] Ahkâf, 46/15.
    Cuma Hutbesi: "Ailemiz: Huzur ve Güven Kaynağımız" Muhterem Müslümanlar! Yüce Rabbimiz, kadın ve erkeği yeryüzünün en değerli varlıkları olarak yaratmış, farklı niteliklerle donatarak birbirine eş kılmıştır. Dünya hayatının yükünü birlikte taşıyalım, birbirimizde huzur bulalım diye bizlere aile olma nimetini bahşetmiştir. Aile, insanın yalnızlığına kalkan olan, Allah’ın rahmetiyle korunan, neslin devamını sağlayan, güzide bir kurumdur. İnancımızın, şahsiyetimizin, yaşam tarzımızın şekillendiği en değerli çatıdır. Aile, çocuklarla büyüyen, güzelleşen, gençlerle geleceğe kök salan bir çınardır. Aziz Müminler! Kadın ve erkeğin meşru nikâhla bir yuva kurması, ailenin ilk adımıdır. Aynı ideal ve duyguyla, Allah’ın rızası doğrultusunda bir ömrü paylaşmak ise aile olmanın sırrıdır. هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّۜ “Eşleriniz sizin için bir elbisedir, siz de eşleriniz için birer elbisesiniz.”[1] buyuran Rabbimiz, bizi birbirimize güven vermek, koruyup kollamak ve uyum içinde yaşamak için var etmiştir. Kadınıyla erkeğiyle her fert, ailesine sevgiyle, merhametle ve sadakatle bağlanmalıdır. Her türlü günah ve haramdan, şiddet ve tehditten ailesini muhafaza etmeli, iffetli ve onurlu bir aile hayatı sürmelidir. Kıymetli Müslümanlar! Aileyi hedef alan tehditlerin arttığı, fıtrata aykırı tahribatın hızla yayıldığı bir çağdayız. Ailenin, özgürlükler önündeki engelmiş gibi gösterilmeye çalışıldığı bir ortamdayız. Sorumluluk almadan tek başına yaşamanın daha cazip olduğu fikrinin özendirildiği bir zamandayız. Oysa aile kurmak, insan fıtratının bir gereğidir. Bizler yalnız değil, aile içinde mutlu yaşayabilecek şekilde yaratıldık. Ailemizin huzurlu, aile bağlarımızın güçlü olmasını dilemek bizim hamurumuzda vardır. Bu yüzden biricik örneğimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.s) bizi aile kurmaya ve ailemiz için iyilik yapmaya davet ederek şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı davranandır. Ben de sizin ailesine karşı en hayırlı olanınızım.”[2] Bizlere aile gibi paha biçilmez bir nimet veren Rabbimiz ise onu korumamızı şöyle emretmektedir: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”[3] Değerli Müminler! Gençlerimiz ailemizin göz bebeği, bizi güçlü kılan en büyük imkân ve zenginliğimizdir. Onların inançları, hayalleri ve fikirleri bizim âtîmizdir. Zihinleri berrak, duygu ve düşünceleri heyecan dolu olan gençlerimizi anlamak ve onlara rehberlik etmek bizim vazifemizdir. Zira gençlik dönemi tecrübesizlik ve merakla çeşitli tehlikelere maruz kalınan bir dönemdir. Huzurlu ve bilinçli bir aile ortamında büyüyen, kendisine güvenilen ve maneviyatla desteklenen gençlerimiz, girdaplardan korunacaktır. Aileleri, evlenme çağına geldiklerinde onların da aile kurmalarına, geleceğe umutla bakmalarına vesile olacaktır. Neslin devamını ve yeryüzünün imarını; okuyan, araştıran, tefekkür eden gençlerimiz sağlayacaktır. Aziz Müslümanlar! Rabbimizin biz kulları için bereket vesilesi kıldığı aile olmanın huzurunu hep birlikte yaşayalım. Fıtratı bozmaya yönelik tehlikelerden, Rabbimizin emirlerine ve güvenli limanımız olan ailemize sığınarak korunalım. Ailemizi kişisel çıkarlara, geçici zevklere ve sapkın ideolojilere kurban etmeyelim. Mazlum coğrafyalarda aileler can çekişiyor. Gazze’de dağılan binlerce aile için dua etmeyi unutmayalım. Hutbemi Kur’an-ı Kerim’de bize öğretilen şu dua ile bitiriyorum: “Rabbim, bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana nasip et. Neslimi de salih kimseler eyle. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”[4] [1] Bakara, 2/187. [2] Tirmizî, Menâkıb, 63. [3] Tahrîm, 66/6. [4] Ahkâf, 46/15.
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • ■ İSTANBUL'DA HIDIRELLEZ MESİRELERİ, 1890'LAR

    [Ahmet Semih Bey 1890'larda Hıdırellez mesirelerini anlatıyor]:

    "Hıdırellez Nisan'ın 23'ünde (Rumî takvim) bütün İstanbul halkını çayırlara bağlardı. Dolmalar, helvalar, marullar, yemişler, kuzular, pilâvlar evlerde hazırlanır, çayırlara taşınırdı.

    Kimi pazar kayıklarında, mavnalarda veya sandallarda, kimi hususî çatanalarda (özel deniz teknelerinde) veya öküz arabalarında gidecekleri yere giderek veya yatlarında (Ahmet İhsan, Ahmet Muhtar, Mustafa Süreyya ve Sakallı Reşit Beyler gibi) kuzu ziyafetleri yaparlar, eş dost arasında zevk-ü safa ederlerdi. Kalabalığı sevmiyenler bu zevki evlerinin bahçelerinde, korularında tatmin ederlerdi.

    HER ŞEY SUDAN UCUZDU

    Adalarda ise ne kadar adam varsa Büyükada'daki Ayayorgi tepesine üşüşerek kuzu ziyafetleri çekerlerdi. Kuşdili, Yoğurtçu, Haydarpaşa, Küçüksu, Beykoz, Paşabahçe Çayırları, Kâğıthane, Veliefendi Çayırları binlerce halkla dolardı. Yerlerdi, içerlerdi ve bunların hepsi, bugünlere nispetle sudan ucuzdu..

    Binaenaleyh o mübarek aile eğlenceleri mebzul (bol) ve fakat müptezel (bolluğu sebebiyle değersiz) olmadığı için, mebrûktü (bereketliydi).."
    ■ İSTANBUL'DA HIDIRELLEZ MESİRELERİ, 1890'LAR ❤️ [Ahmet Semih Bey 1890'larda Hıdırellez mesirelerini anlatıyor]: "Hıdırellez Nisan'ın 23'ünde (Rumî takvim) bütün İstanbul halkını çayırlara bağlardı. Dolmalar, helvalar, marullar, yemişler, kuzular, pilâvlar evlerde hazırlanır, çayırlara taşınırdı. Kimi pazar kayıklarında, mavnalarda veya sandallarda, kimi hususî çatanalarda (özel deniz teknelerinde) veya öküz arabalarında gidecekleri yere giderek veya yatlarında (Ahmet İhsan, Ahmet Muhtar, Mustafa Süreyya ve Sakallı Reşit Beyler gibi) kuzu ziyafetleri yaparlar, eş dost arasında zevk-ü safa ederlerdi. Kalabalığı sevmiyenler bu zevki evlerinin bahçelerinde, korularında tatmin ederlerdi. HER ŞEY SUDAN UCUZDU Adalarda ise ne kadar adam varsa Büyükada'daki Ayayorgi tepesine üşüşerek kuzu ziyafetleri çekerlerdi. Kuşdili, Yoğurtçu, Haydarpaşa, Küçüksu, Beykoz, Paşabahçe Çayırları, Kâğıthane, Veliefendi Çayırları binlerce halkla dolardı. Yerlerdi, içerlerdi ve bunların hepsi, bugünlere nispetle sudan ucuzdu.. Binaenaleyh o mübarek aile eğlenceleri mebzul (bol) ve fakat müptezel (bolluğu sebebiyle değersiz) olmadığı için, mebrûktü (bereketliydi).."
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • ■ ESKİ İSTANBUL BAYRAMLARI, 1890

    [Ahmet Semih Bey, 1890'lardaki eski İstanbul bayramlarını anlatıyor]:

    "Bayramlarda arefe günü ikindiden itibaren her namaz vaktinde 21 pare top atışı yapılır, bu durum Ramazan bayramında 3. gün ikindiye kadar, Kurban bayramında 4. gün ikindiye kadar sürerdi. Fener alayları ve gece donanmaları ise İstanbul halkı için vazgeçilmez bir bayram eğlencesiydi.

    Her devirde olduğu gibi bayramlarda asıl mesud olan çocuklardı. Mahalle aralarındaki küçük meydanlarda kurulan minik lunaparklar çocuk cıvıltılarıyla şenlenir, mahalleye bir neş'e ve bayram havası katardı.

    Çocukların sevinci büyüklere bir üçüncü bayram olurdu. Omuzlarında çocuklarını taşıyan babalar, göğüslerine yavrularını basan anneler, torunlarının ellerine yapışan dedeler, kadınnineler, bacılarla dadılar ve lalalar çocuklarla meşgul olarak aynı zamanda onların kelimedeki her mânâ içinde terbiyeleriyle de uğraşırlardı. Onlara iyiyi, fenayı, çirkini, güzeli öğretmekle, göstermekle muvaffak oluncaya kadar yorulmazlardı. Mahalle aralarındaki meydancıklarda kurulan tahterevalliler, salıncaklar, atlıkarıncalar çocuklar alemine ölçüsüz neşe ve inbisat (kalbi sevinç) saçardı.

    Eski bayramlar, daha doğrusu bayramlarda eski hareket ve faaliyetler bambaşka bir eda taşırdı. Zevkli idi de. Evleri boş bırakırcasına bayram namazı için camiye koşanların, namazı müteakip evlere dönenlerle ailenin ve ev halkının bayramlaşmasının, yine ailenin büyüklerini ve akrabayı hanelerine kadar gidip ziyaret eylemenin, komşulara gidip gelmenin, büyüklere kadar koşarak el etek öpmenin.. elbette bir zevki vardı. Çünkü bu faaliyetlerin hepsi evvela dinî, sonra da içtimaî ve tesanüdíl bir itiyadın ve ülfetin tezahürleriydi. Zinde veya mariz (hasta), herkesin yüzü gülerdi. Zengin-fakir herkeste neşe vardı. Fakir maaşını evine barkına istediğini alırdı. Zengin fakire yardım ederdi; zekât verirdi. Oruç tutamamışsa bir insanı doyuracak kadar bir parayı bir fakire verirdi; sadaka-yı fitr verirdi. Konağındakileri giydirirdi, kuşatırdı; müstahdemlere kadar mahallenin fakirlerini sevindirirdi. Onların bakkal veya kasaba borcunu öderdi.

    Velhasıl bayram bereketli ve keyifli olurdu. Hele çocuklara iyd-i ekber (büyük bayram) olurdu. Günlerce koşar, güler, oynar, serbest serbest eğlenirlerdi. Hatta sokaklardaki meydanlarda kurulan atlıkarıncalarla ve daha bir sürü eğlencelerle şâdan edilirdi. Bu sayede de fevkalade hareket yüzünden para kazanılırdı. Şunu da söylemeli ki, her şey ucuzdu..

    Saraylar, konaklar, evler dolar, boşalır, bir mahalleden öbür mahalleye seğirtilirdi (koşturulurdu). Hele mevsim yaz ise bu seyr ü sefer daha ivicaclı (dolambaçlı), hatta yorucu olurdu. Fakat bayramlaşmak neşesi yorgunluğu hemen hemen hissettirmezdi. Bayram günleri bu haberini verdiğim minval üzere geçerdi. Yalnız kadınlar bayram günlerinden sonra dahi hane-be-hane (ev ev) dolaşmaktan fariğ olmazlar (vaz geçmezler), ziyaret üstü ziyarette bulunurlardı. Çok da memnun gözükürlerdi.

    Bayramlarda herkes håline göre iç çamaşırı dâhil yeni elbise alırdı. Tertemiz giyinirdi. Fesini kaplatırdı, fotinini boyatırdı. Yeni ayakkabı alırdı. Bunlardan evvel de hamama gider, temizlenirdi. Ve bayram oldu mu namazdan sonra da bir dakika durmaz bayram tebriği ve ziyaret seferine çıkardı.

    Şehrin bayram eğlencelerinden bir de tiyatroları, ortaoyunları, meddahları, karagözleri, mevsimine göre değişen mahallerde saz küme fasılları; bağlarda, çayırlarda güreşleri, davullarla zurnaları, Taksim ve Tepebaşı bahçelerinde fevkalade numaralar arz eden orkestralar ve saire idi.

    Şu da vardı: Bayramdan evvel birçoğu anasının, babasının veya ailesinden ölmüş olanların kabirlerine kadar gider, ziyaret eder, Fatiha okur, dua ederdi. Ve bunların birçoğu yetişmiş evladı varsa, beraberce bu ziyaretleri görür, ölmüşleri unutturmamanın mümaresesini yaptırırdı. Evet.. Maziyi ve aileyi unutturmamaya çalışmak da ayrıca bir bayram olurdu.."
    ■ ESKİ İSTANBUL BAYRAMLARI, 1890 ❤️ [Ahmet Semih Bey, 1890'lardaki eski İstanbul bayramlarını anlatıyor]: "Bayramlarda arefe günü ikindiden itibaren her namaz vaktinde 21 pare top atışı yapılır, bu durum Ramazan bayramında 3. gün ikindiye kadar, Kurban bayramında 4. gün ikindiye kadar sürerdi. Fener alayları ve gece donanmaları ise İstanbul halkı için vazgeçilmez bir bayram eğlencesiydi. Her devirde olduğu gibi bayramlarda asıl mesud olan çocuklardı. Mahalle aralarındaki küçük meydanlarda kurulan minik lunaparklar çocuk cıvıltılarıyla şenlenir, mahalleye bir neş'e ve bayram havası katardı. Çocukların sevinci büyüklere bir üçüncü bayram olurdu. Omuzlarında çocuklarını taşıyan babalar, göğüslerine yavrularını basan anneler, torunlarının ellerine yapışan dedeler, kadınnineler, bacılarla dadılar ve lalalar çocuklarla meşgul olarak aynı zamanda onların kelimedeki her mânâ içinde terbiyeleriyle de uğraşırlardı. Onlara iyiyi, fenayı, çirkini, güzeli öğretmekle, göstermekle muvaffak oluncaya kadar yorulmazlardı. Mahalle aralarındaki meydancıklarda kurulan tahterevalliler, salıncaklar, atlıkarıncalar çocuklar alemine ölçüsüz neşe ve inbisat (kalbi sevinç) saçardı. Eski bayramlar, daha doğrusu bayramlarda eski hareket ve faaliyetler bambaşka bir eda taşırdı. Zevkli idi de. Evleri boş bırakırcasına bayram namazı için camiye koşanların, namazı müteakip evlere dönenlerle ailenin ve ev halkının bayramlaşmasının, yine ailenin büyüklerini ve akrabayı hanelerine kadar gidip ziyaret eylemenin, komşulara gidip gelmenin, büyüklere kadar koşarak el etek öpmenin.. elbette bir zevki vardı. Çünkü bu faaliyetlerin hepsi evvela dinî, sonra da içtimaî ve tesanüdíl bir itiyadın ve ülfetin tezahürleriydi. Zinde veya mariz (hasta), herkesin yüzü gülerdi. Zengin-fakir herkeste neşe vardı. Fakir maaşını evine barkına istediğini alırdı. Zengin fakire yardım ederdi; zekât verirdi. Oruç tutamamışsa bir insanı doyuracak kadar bir parayı bir fakire verirdi; sadaka-yı fitr verirdi. Konağındakileri giydirirdi, kuşatırdı; müstahdemlere kadar mahallenin fakirlerini sevindirirdi. Onların bakkal veya kasaba borcunu öderdi. Velhasıl bayram bereketli ve keyifli olurdu. Hele çocuklara iyd-i ekber (büyük bayram) olurdu. Günlerce koşar, güler, oynar, serbest serbest eğlenirlerdi. Hatta sokaklardaki meydanlarda kurulan atlıkarıncalarla ve daha bir sürü eğlencelerle şâdan edilirdi. Bu sayede de fevkalade hareket yüzünden para kazanılırdı. Şunu da söylemeli ki, her şey ucuzdu.. Saraylar, konaklar, evler dolar, boşalır, bir mahalleden öbür mahalleye seğirtilirdi (koşturulurdu). Hele mevsim yaz ise bu seyr ü sefer daha ivicaclı (dolambaçlı), hatta yorucu olurdu. Fakat bayramlaşmak neşesi yorgunluğu hemen hemen hissettirmezdi. Bayram günleri bu haberini verdiğim minval üzere geçerdi. Yalnız kadınlar bayram günlerinden sonra dahi hane-be-hane (ev ev) dolaşmaktan fariğ olmazlar (vaz geçmezler), ziyaret üstü ziyarette bulunurlardı. Çok da memnun gözükürlerdi. Bayramlarda herkes håline göre iç çamaşırı dâhil yeni elbise alırdı. Tertemiz giyinirdi. Fesini kaplatırdı, fotinini boyatırdı. Yeni ayakkabı alırdı. Bunlardan evvel de hamama gider, temizlenirdi. Ve bayram oldu mu namazdan sonra da bir dakika durmaz bayram tebriği ve ziyaret seferine çıkardı. Şehrin bayram eğlencelerinden bir de tiyatroları, ortaoyunları, meddahları, karagözleri, mevsimine göre değişen mahallerde saz küme fasılları; bağlarda, çayırlarda güreşleri, davullarla zurnaları, Taksim ve Tepebaşı bahçelerinde fevkalade numaralar arz eden orkestralar ve saire idi. Şu da vardı: Bayramdan evvel birçoğu anasının, babasının veya ailesinden ölmüş olanların kabirlerine kadar gider, ziyaret eder, Fatiha okur, dua ederdi. Ve bunların birçoğu yetişmiş evladı varsa, beraberce bu ziyaretleri görür, ölmüşleri unutturmamanın mümaresesini yaptırırdı. Evet.. Maziyi ve aileyi unutturmamaya çalışmak da ayrıca bir bayram olurdu.."
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • Umuda Koşan Derneği
    Togo’da toplumun büyük kısmı her geçen gün temel gıda ürünlerine ulaşmakta dahi zorluklar yaşıyor.

    Destekleriniz ile kardeşlik ayı Ramazan’da erzak ve iftar dağıtımlarımız ile bağlarımızı güçlendirdik ve ihtiyaç sahibi ailelere ulaşarak bereketli bir Ramazan geçirmelerine yardımcı olmak için çalıştık🩷

    #UmudaKosanlar #Ramazan2024 #Ramadan
    Umuda Koşan Derneği Togo’da toplumun büyük kısmı her geçen gün temel gıda ürünlerine ulaşmakta dahi zorluklar yaşıyor. Destekleriniz ile kardeşlik ayı Ramazan’da erzak ve iftar dağıtımlarımız ile bağlarımızı güçlendirdik ve ihtiyaç sahibi ailelere ulaşarak bereketli bir Ramazan geçirmelerine yardımcı olmak için çalıştık🩷 #UmudaKosanlar #Ramazan2024 #Ramadan
    0 Commentarii 0 Distribuiri
  • Kudüs'te teravih

    Peki #Kudüs bizim neyimiz olur

    Bosna'dan M. Yasir Cebeci'nin kaleminden: https://dkp.blob.core.windows.net/dkp-dergi-flippage/Baglar%205/dergi.html (Syf: 23)

    Balkanlar'daki Türk edebiyatının sesi #Bağlar 5. sayısı ile yayında!
    📸 Kudüs'te teravih Peki #Kudüs bizim neyimiz olur❓ 📖 Bosna'dan M. Yasir Cebeci'nin kaleminden: https://dkp.blob.core.windows.net/dkp-dergi-flippage/Baglar%205/dergi.html (Syf: 23) Balkanlar'daki Türk edebiyatının sesi #Bağlar 5. sayısı ile yayında!
    0 Commentarii 0 Distribuiri
Sponsorizeaza Paginile