• Türkiye's Billions of Dollars Railway Ambition: Connecting China, Europe and the Middle East!

    Türkiye is accelerating its transformation into a major global trade and logistics hub, targeting stronger China–Europe freight connectivity by 2031 while developing strategic routes linking Central Asia, the Gulf and Europe.

    Four major transport corridors are shaping the region's future:

    Middle Corridor: Connects China to Europe through Central Asia, the Caspian Sea, Azerbaijan, Georgia and Türkiye.

    Zangezur Corridor: Aims to strengthen connections between Türkiye, Azerbaijan and Central Asia through a new strategic transport link.

    Iraq Development Road: A planned railway and highway network connecting Iraq's Grand Faw Port to Türkiye and European markets.

    Modern Hijaz Railway: A proposed revival and expansion connecting Türkiye through Syria and Jordan toward Saudi Arabia, with longer-term ambitions to reach Oman.

    Faster and more diversified international trade routes
    Stronger access between Asian and European markets
    New investment opportunities in railways, ports and logistics
    Greater economic integration across the Middle East and Central Asia

    The bigger picture: Türkiye aims to become a central crossroads of Eurasian trade, linking multiple regional freight networks into a more connected transport system.

    Could these corridors reshape global trade routes over the next decade?
    Türkiye's Billions of Dollars Railway Ambition: Connecting China, Europe and the Middle East! Türkiye is accelerating its transformation into a major global trade and logistics hub, targeting stronger China–Europe freight connectivity by 2031 while developing strategic routes linking Central Asia, the Gulf and Europe. Four major transport corridors are shaping the region's future: 🚞 Middle Corridor: Connects China to Europe through Central Asia, the Caspian Sea, Azerbaijan, Georgia and Türkiye. 🚄 Zangezur Corridor: Aims to strengthen connections between Türkiye, Azerbaijan and Central Asia through a new strategic transport link. 🚆 Iraq Development Road: A planned railway and highway network connecting Iraq's Grand Faw Port to Türkiye and European markets. 🚂 Modern Hijaz Railway: A proposed revival and expansion connecting Türkiye through Syria and Jordan toward Saudi Arabia, with longer-term ambitions to reach Oman. ✅ Faster and more diversified international trade routes ✅ Stronger access between Asian and European markets ✅ New investment opportunities in railways, ports and logistics ✅ Greater economic integration across the Middle East and Central Asia 🌐 The bigger picture: Türkiye aims to become a central crossroads of Eurasian trade, linking multiple regional freight networks into a more connected transport system. 💬 Could these corridors reshape global trade routes over the next decade?
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi

    Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük.

    Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi.

    Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır.

    Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır.

    Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır.

    Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi.

    Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir.

    Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor.

    Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    Kırk Belik: Türk Kültüründe Saç Örgüsünün Hikâyesi Anadolu'da eskiden kız çocuklarının saçları ince ince örülür, kimi zaman bu örgülerin sayısı kırka kadar ulaşırdı. Bu saç biçimine kırk belik denirdi. Belik, bugün de bazı yörelerde saç örgüsü anlamında kullanılan eski bir sözcük. Türk kültüründe saç örmek yalnızca bir süslenme biçimi değildi. Saçın uzunluğu, örgülerin sayısı ve bağlanış şekli kimi topluluklarda yaş, medeni durum ve toplumsal kimlikle ilişkilendirilirdi. Örneğin Hakas Türklerinde evlilik töreninin önemli bir parçası olan saç toyu sırasında genç kızın çok sayıdaki örgüsü çözülür, saçları iki belik hâlinde yeniden örülürdü. Bu değişim, genç kızın evli bir kadın olarak hayatının yeni dönemine geçişini simgelerdi. Benzer uygulamalara Kırgız Türklerinin geleneklerinde de rastlanır. Saçın Türk mitolojisinde de özel bir yeri vardı. Saç, iplik ve örgü arasında kurulan sembolik ilişkiler; yaşamın sürekliliği, kader ve insanın doğayla bağlantısı gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle saçın örülmesi, çözülmesi veya kesilmesi bazı inanış ve törenlerde gündelik bir hareketin ötesinde anlamlar kazanmıştır. Anadolu'da özellikle Yörük ve Türkmen topluluklarında belikler, renkli iplerle, boncuklarla ve çeşitli süslerle tamamlanırdı. Çukurova Yörükleri üzerine yapılan derlemelerde genç kızların saçlarını kırka kadar belik hâlinde ördükleri, örgülerin uçlarını saç bağı denilen iplerle bağladıkları anlatılır. Nevşehir ve çevresinde de kırk belik, yakın geçmişe kadar özellikle kız çocuklarının ve genç kızların saçlarında görülen geleneksel bir modeldi. Örgüler kimi zaman birbirine bağlanır, mavi boncuklarla süslenirdi. Günümüzde kırk belik, Anadolu'da geçmişteki kadar yaygın olmasa da geleneksel giyim kültüründe, halk oyunlarında ve kültürel etkinliklerde yaşatılan saç biçimlerinden biridir. Bir zamanlar annelerin, ninelerin sabırla ördüğü bu ince belikler, Türk kültüründe saçın yalnızca güzellikle değil, geleneklerle ve hayatın farklı dönemleriyle de nasıl ilişkilendirildiğini hatırlatıyor. Sizin ailenizde veya yörenizde kırk belik geleneğini hatırlayan var mı? Hangi yörede kullanıldığını yorumlarda paylaşabilirsiniz.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • More Than I Planned.
    More Than I Planned. 🤍
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Faydalı bir bilgi daha gelsin !

    KÖY YORGANI VE PSKOLOJİ
    Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi.
    Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığını bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
    Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor.
    Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar.
    Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor.
    Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor.
    Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor.
    Eskiden yün çırpar yorgan dikerdi annelerimiz...
    Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz.
    Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz.
    Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur.
    Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir.
    Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir. Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır. Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez. Yün terletmez, teri emer, ter yapmaz.
    Ağrıları alır. Bir çok romatizma ağrılarına iyi gelir.
    Yün elektiriği ref eder. Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır. Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içinde iken yıldırım isabet etmez.
    NETİCE
    Yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından; yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı. Yün kuşak muhakkak kullanılmalı.
    Faydalı bir bilgi daha gelsin ! KÖY YORGANI VE PSKOLOJİ Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi. Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığını bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor. Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar. Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor. Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor. Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor. Eskiden yün çırpar yorgan dikerdi annelerimiz... Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz. Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz. Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur. Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir. Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir. Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır. Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez. Yün terletmez, teri emer, ter yapmaz. Ağrıları alır. Bir çok romatizma ağrılarına iyi gelir. Yün elektiriği ref eder. Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır. Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içinde iken yıldırım isabet etmez. NETİCE 👇 Yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından; yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı. Yün kuşak muhakkak kullanılmalı.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Arakan’daki zulümden kaçmak zorunda kalan Muhammed Eyüp, yürümekte zorlanan anne ve babasını geride bırakmadı.

    Myanmar’dan Bangladeş’e ulaşmaya çalışan Eyüp, kendi yaptığı ve iki yanında sepet bulunan düzenekle anne ve babasını aynı anda taşıdı. Yaklaşık 7 gün süren zorlu yolculuk boyunca dağlardan, tepelerden ve bataklıklardan yalın ayak geçerek ailesini güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı.

    Eyüp’ün bu mücadelesini gösteren fotoğraf karesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramının sembollerinden biri haline geldi. Daha sonra Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Kutupalong mülteci kampında yaşayan Eyüp ve ailesine insani yardım ulaştırıldı. Felçli annesi Asya Hatun tedavi edilirken kendisine tekerlekli sandalye de verildi.

    Muhammed Eyüp’ün babası ise Bangladeş’e ulaştıktan yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti.

    Bir evlat, dünyanın en zorlu yollarından birinde anne ve babasını sırtında taşıdı. O görüntü, yıllar geçse de evlat sevgisinin ve insanlık dramının unutulmayan karelerinden biri olarak kaldı. 🏻

    #Rohingya #EvlatSevgisi #İnsanlık
    Arakan’daki zulümden kaçmak zorunda kalan Muhammed Eyüp, yürümekte zorlanan anne ve babasını geride bırakmadı. Myanmar’dan Bangladeş’e ulaşmaya çalışan Eyüp, kendi yaptığı ve iki yanında sepet bulunan düzenekle anne ve babasını aynı anda taşıdı. Yaklaşık 7 gün süren zorlu yolculuk boyunca dağlardan, tepelerden ve bataklıklardan yalın ayak geçerek ailesini güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı. Eyüp’ün bu mücadelesini gösteren fotoğraf karesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramının sembollerinden biri haline geldi. Daha sonra Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Kutupalong mülteci kampında yaşayan Eyüp ve ailesine insani yardım ulaştırıldı. Felçli annesi Asya Hatun tedavi edilirken kendisine tekerlekli sandalye de verildi. Muhammed Eyüp’ün babası ise Bangladeş’e ulaştıktan yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti. Bir evlat, dünyanın en zorlu yollarından birinde anne ve babasını sırtında taşıdı. O görüntü, yıllar geçse de evlat sevgisinin ve insanlık dramının unutulmayan karelerinden biri olarak kaldı. 🤲🏻❤️ #Rohingya #EvlatSevgisi #İnsanlık
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Happy Mother’s Day to all the amazing mothers in Türkiye and around the world.

    A mother is every child’s first hero. No matter how old you are, if your mother is still alive, know that you are truly lucky.

    Mothers do not ask for expensive gifts or grand surprises. Sometimes, simply remembering them, hugging them, and showing love means more than anything else.

    In Turkish culture, we celebrate this special day by kissing our mothers’ hands and embracing them with love and respect. As the page admin, I kiss my mother’s hands with love and give her the biggest hug today.

    Please don’t forget to hug your mother today. Mothers always have a special place above our heads and deep in our hearts.

    Did you hug your mother today?

    #MothersDay #HappyMothersDay #Anne #AnneSevgisi #MotherLove #Family #Turkiye #Love #Respect #Mom #AnnelerGunu #TurkishCulture #FamilyFirst #MotherAndChild #Blessed
    Happy Mother’s Day to all the amazing mothers in Türkiye and around the world. 🌸 A mother is every child’s first hero. No matter how old you are, if your mother is still alive, know that you are truly lucky. Mothers do not ask for expensive gifts or grand surprises. Sometimes, simply remembering them, hugging them, and showing love means more than anything else. In Turkish culture, we celebrate this special day by kissing our mothers’ hands and embracing them with love and respect. As the page admin, I kiss my mother’s hands with love and give her the biggest hug today. ❤️ Please don’t forget to hug your mother today. Mothers always have a special place above our heads and deep in our hearts. ❓Did you hug your mother today? #MothersDay #HappyMothersDay #Anne #AnneSevgisi #MotherLove #Family #Turkiye #Love #Respect #Mom #AnnelerGunu #TurkishCulture #FamilyFirst #MotherAndChild #Blessed
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Hamidiye Camii in Kırşehir, Turkiye, is a truly unique mosque unlike any other. Its interior features a ceiling painted like the sky and a carpet resembling grass, inspired by Qur’an 2:22, which describes the earth as a dwelling and the sky as a canopy.

    Designed by an Azerbaijani architect, the mosque draws visitors from around the world for prayer, reflection, and admiration. Its wooden minbar is crafted to resemble tree trunks, blending naturally with the overall theme. Originally built in the 1910s during the Ottoman era and named after Sultan Abdülhamid II, the mosque later fell into disrepair, was demolished, and rebuilt in 2016.

    With its sky-and-garden imagery, Hamidiye Camii is often said to evoke the gardens of Paradise, making it a serene place for contemplation and worship.

    Fund honest independent Muslim journalism: https://support.islamchannel.tv
    Hamidiye Camii in Kırşehir, Turkiye, is a truly unique mosque unlike any other. Its interior features a ceiling painted like the sky and a carpet resembling grass, inspired by Qur’an 2:22, which describes the earth as a dwelling and the sky as a canopy. Designed by an Azerbaijani architect, the mosque draws visitors from around the world for prayer, reflection, and admiration. Its wooden minbar is crafted to resemble tree trunks, blending naturally with the overall theme. Originally built in the 1910s during the Ottoman era and named after Sultan Abdülhamid II, the mosque later fell into disrepair, was demolished, and rebuilt in 2016. With its sky-and-garden imagery, Hamidiye Camii is often said to evoke the gardens of Paradise, making it a serene place for contemplation and worship. Fund honest independent Muslim journalism: https://support.islamchannel.tv
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • O ÜNLÜ FOTOĞRAFTAKİ KIZ BÜYÜDÜ
    “Bir anne ve kızı 1987'de ve bugün Budapeşte pazarında. “
    O ÜNLÜ FOTOĞRAFTAKİ KIZ BÜYÜDÜ “Bir anne ve kızı 1987'de ve bugün Budapeşte pazarında. “
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • The Ottoman Empire at Its Peak – 1683

    In 1683, the Ottoman Empire stood as one of the world’s most powerful states, stretching across three continents.

    Territory – From Hungary in the heart of Europe to the Arabian deserts, from North Africa to the Caucasus, the empire spanned 6-7 million square kilometers.

    Capital – Istanbul, once Constantinople, was a global hub of trade, culture, and politics.

    Diversity – The empire united Turks, Arabs, Kurds, Greeks, Armenians, Slavs, Jews, and many more under a vast administrative system.

    Military Power – The Janissaries and navy projected influence across the Mediterranean, Red Sea, and beyond.

    1683 Vienna Campaign – Marked the high tide of Ottoman expansion into Europe, though the failed siege of Vienna also signaled the turning point of imperial fortunes.

    The Ottoman Empire in 1683 was not just a political force — it was a cultural mosaic and a major player in global history.

    A true ISLAMIC UNITY is not only the only solution to provide Peace, Tranquility, and Security today — just as the Ottoman State ensured for 600 years — but also the only path for the economic development of poor Islamic countries.
    The Ottoman Empire at Its Peak – 1683 In 1683, the Ottoman Empire stood as one of the world’s most powerful states, stretching across three continents. 🔹 Territory – From Hungary in the heart of Europe to the Arabian deserts, from North Africa to the Caucasus, the empire spanned 6-7 million square kilometers. 🔹 Capital – Istanbul, once Constantinople, was a global hub of trade, culture, and politics. 🔹 Diversity – The empire united Turks, Arabs, Kurds, Greeks, Armenians, Slavs, Jews, and many more under a vast administrative system. 🔹 Military Power – The Janissaries and navy projected influence across the Mediterranean, Red Sea, and beyond. 🔹 1683 Vienna Campaign – Marked the high tide of Ottoman expansion into Europe, though the failed siege of Vienna also signaled the turning point of imperial fortunes. The Ottoman Empire in 1683 was not just a political force — it was a cultural mosaic and a major player in global history. A true ISLAMIC UNITY is not only the only solution to provide Peace, Tranquility, and Security today — just as the Ottoman State ensured for 600 years — but also the only path for the economic development of poor Islamic countries.
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
  • Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir.
    Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu.

    Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti.

    Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi.

    Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi.

    Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı.

    Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu.

    Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan.
    Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi.

    Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor.

    Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur.

    Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.
    Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir. Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu. Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti. Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi. Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi. Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı. Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu. Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan. Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi. Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor. Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur. Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.👏👏👏
    0 Comentários 0 Compartilhamentos
Páginas Impulsionadas