• Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Zirvesi, 29-30 Ekim'de Ankara'da düzenlenecek

    "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla gerçekleştirilecek zirvede ticaret, tarım, ulaştırma, enerji ve dijital dönüşüm konuları ele alınacak

    Türkiye, zirvede Türk Devletleri Teşkilatı Dönem Başkanlığını Azerbaycan'dan devralacak

    Teşkilatın tam üyeleri Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dan oluşurken Türkmenistan, Macaristan ve KKTC gözlemci ülke statüsünde bulunuyor

    Üye ülkeler arasındaki ticari bağlantıları güçlendiren Orta Koridor, sınır geçişleri, gümrük işlemleri ve lojistik maliyetler gündemde olacak

    Türkiye'nin Türk Devletleri Teşkilatına tam üye ülkelerle dış ticaret hacmi, 2021'de 10,4 milyar dolardan 2025'te 16,9 milyar dolara yükseldi

    https://v.aa.com.tr/4100848
    Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Zirvesi, 29-30 Ekim'de Ankara'da düzenlenecek 🔹 "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla gerçekleştirilecek zirvede ticaret, tarım, ulaştırma, enerji ve dijital dönüşüm konuları ele alınacak 🔹 Türkiye, zirvede Türk Devletleri Teşkilatı Dönem Başkanlığını Azerbaycan'dan devralacak 🔹 Teşkilatın tam üyeleri Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dan oluşurken Türkmenistan, Macaristan ve KKTC gözlemci ülke statüsünde bulunuyor 📌 Üye ülkeler arasındaki ticari bağlantıları güçlendiren Orta Koridor, sınır geçişleri, gümrük işlemleri ve lojistik maliyetler gündemde olacak 📊 Türkiye'nin Türk Devletleri Teşkilatına tam üye ülkelerle dış ticaret hacmi, 2021'de 10,4 milyar dolardan 2025'te 16,9 milyar dolara yükseldi https://v.aa.com.tr/4100848
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • Faydalı bir bilgi daha gelsin !

    KÖY YORGANI VE PSKOLOJİ
    Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi.
    Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığını bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
    Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor.
    Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar.
    Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor.
    Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor.
    Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor.
    Eskiden yün çırpar yorgan dikerdi annelerimiz...
    Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz.
    Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz.
    Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur.
    Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir.
    Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir. Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır. Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez. Yün terletmez, teri emer, ter yapmaz.
    Ağrıları alır. Bir çok romatizma ağrılarına iyi gelir.
    Yün elektiriği ref eder. Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır. Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içinde iken yıldırım isabet etmez.
    NETİCE
    Yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından; yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı. Yün kuşak muhakkak kullanılmalı.
    Faydalı bir bilgi daha gelsin ! KÖY YORGANI VE PSKOLOJİ Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi. Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığını bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor. Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar. Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor. Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor. Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor. Eskiden yün çırpar yorgan dikerdi annelerimiz... Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz. Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz. Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur. Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir. Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir. Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır. Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez. Yün terletmez, teri emer, ter yapmaz. Ağrıları alır. Bir çok romatizma ağrılarına iyi gelir. Yün elektiriği ref eder. Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır. Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içinde iken yıldırım isabet etmez. NETİCE 👇 Yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından; yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı. Yün kuşak muhakkak kullanılmalı.
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • 179 MİLYON NÜFUS, 2,11 TRİLYON DOLARLIK EKONOMİ: TÜRK DÜNYASININ TİCARET HACMİ 1,13 TRİLYON DOLARA ULAŞTI

    Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ve gözlemci ülkelerin oluşturduğu ekonomik coğrafyanın ulaştığı büyüklük dikkat çekiyor.

    Azerbaycan Ekonomik Reformların Analizi ve İletişim Merkezi tarafından hazırlanan analiz raporuna göre TDT bünyesindeki ülkelerin toplam nüfusu 178,8 milyona, toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasılası ise 2,11 trilyon dolara ulaştı.

    Ancak belki de daha dikkat çekici rakam ticarette ortaya çıkıyor.

    TDT üyesi ve gözlemci ülkelerin dünyayla gerçekleştirdiği toplam ticaret hacmi 1,13 trilyon dolar seviyesinde. Rapora göre bu rakam dünya ticaretinin yaklaşık %3,6’sına karşılık geliyor.

    TDT ülkeleri toplam 4,82 milyon kilometrekarelik geniş bir coğrafyaya yayılıyor ve dünya nüfusunun yaklaşık %2,8’ini barındırıyor. Ekonomilerinin küresel ekonomideki toplam payı ise yaklaşık %2 seviyesinde.

    TİCARETTE TÜRKİYE ÖNE ÇIKIYOR

    Raporda Türk devletleri arasındaki ekonomik ilişkilerin yalnızca klasik ithalat-ihracat modelinden çıkarak daha entegre bir ekonomik yapıya doğru ilerlediği değerlendiriliyor.

    Bu yapı içerisinde Türkiye ticari ilişkilerde, Azerbaycan ise doğrudan yabancı yatırımlar alanında öne çıkıyor.

    Ancak Türk dünyasının ekonomik potansiyelini yalnızca toplam GSYH veya ticaret rakamları belirlemiyor. Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan coğrafi konum, enerji kaynakları, üretim kapasitesi ve özellikle Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantılar giderek daha önemli hale geliyor.

    ORTA KORİDOR’DA HAREKETLİLİK ARTIYOR

    Raporda Doğu-Batı yönündeki demiryolu transit geçişlerinin %12 arttığı belirtiliyor. Bu noktada Çin ve Orta Asya’dan Hazar Denizi, Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor, bölgenin ekonomik entegrasyonu açısından kritik bir lojistik hat olarak öne çıkıyor.

    Bu nedenle Türk devletleri arasındaki ekonomik yakınlaşma yalnızca birbirlerine daha fazla ürün satmaları anlamına gelmiyor. Lojistik ağların güçlenmesiyle birlikte üretimden depolamaya, demiryolundan limanlara, e-ticaretten teknolojiye kadar çok daha geniş bir ekonomik ekosistem ortaya çıkabilir.

    GİRİŞİM PORT AÇISINDAN ASIL DİKKAT ÇEKİCİ NOKTA İSE PAZARIN ÖLÇEĞİ.

    Yaklaşık 179 milyon tüketicinin, 2,11 trilyon dolarlık ekonominin ve 1,13 trilyon dolarlık toplam ticaret hacminin bulunduğu geniş bir coğrafyadan bahsediyoruz.

    Türkiye açısından da bu coğrafya yalnızca ihracat yapılabilecek ülkeler topluluğu değil; lojistik, üretim, enerji, teknoloji, e-ticaret, yatırım ve ortak girişimler açısından değerlendirilebilecek büyük bir ekonomik alan.

    178,8 MİLYON NÜFUS → 2,11 TRİLYON $ GSYH → 1,13 TRİLYON $ TİCARET → 4,82 MİLYON KM² COĞRAFYA

    Türk dünyasının önündeki asıl soru artık ekonomik büyüklüğün ne kadar olduğu kadar, bu büyük coğrafyanın kendi içerisindeki ticareti, yatırımı ve lojistik bağlantıları ne kadar artırabileceği.
    🌍🇹🇷 179 MİLYON NÜFUS, 2,11 TRİLYON DOLARLIK EKONOMİ: TÜRK DÜNYASININ TİCARET HACMİ 1,13 TRİLYON DOLARA ULAŞTI Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ve gözlemci ülkelerin oluşturduğu ekonomik coğrafyanın ulaştığı büyüklük dikkat çekiyor. Azerbaycan Ekonomik Reformların Analizi ve İletişim Merkezi tarafından hazırlanan analiz raporuna göre TDT bünyesindeki ülkelerin toplam nüfusu 178,8 milyona, toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasılası ise 2,11 trilyon dolara ulaştı. Ancak belki de daha dikkat çekici rakam ticarette ortaya çıkıyor. TDT üyesi ve gözlemci ülkelerin dünyayla gerçekleştirdiği toplam ticaret hacmi 1,13 trilyon dolar seviyesinde. Rapora göre bu rakam dünya ticaretinin yaklaşık %3,6’sına karşılık geliyor. TDT ülkeleri toplam 4,82 milyon kilometrekarelik geniş bir coğrafyaya yayılıyor ve dünya nüfusunun yaklaşık %2,8’ini barındırıyor. Ekonomilerinin küresel ekonomideki toplam payı ise yaklaşık %2 seviyesinde. 📊 TİCARETTE TÜRKİYE ÖNE ÇIKIYOR Raporda Türk devletleri arasındaki ekonomik ilişkilerin yalnızca klasik ithalat-ihracat modelinden çıkarak daha entegre bir ekonomik yapıya doğru ilerlediği değerlendiriliyor. Bu yapı içerisinde Türkiye ticari ilişkilerde, Azerbaycan ise doğrudan yabancı yatırımlar alanında öne çıkıyor. Ancak Türk dünyasının ekonomik potansiyelini yalnızca toplam GSYH veya ticaret rakamları belirlemiyor. Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan coğrafi konum, enerji kaynakları, üretim kapasitesi ve özellikle Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantılar giderek daha önemli hale geliyor. 🚆 ORTA KORİDOR’DA HAREKETLİLİK ARTIYOR Raporda Doğu-Batı yönündeki demiryolu transit geçişlerinin %12 arttığı belirtiliyor. Bu noktada Çin ve Orta Asya’dan Hazar Denizi, Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor, bölgenin ekonomik entegrasyonu açısından kritik bir lojistik hat olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Türk devletleri arasındaki ekonomik yakınlaşma yalnızca birbirlerine daha fazla ürün satmaları anlamına gelmiyor. Lojistik ağların güçlenmesiyle birlikte üretimden depolamaya, demiryolundan limanlara, e-ticaretten teknolojiye kadar çok daha geniş bir ekonomik ekosistem ortaya çıkabilir. 📌 GİRİŞİM PORT AÇISINDAN ASIL DİKKAT ÇEKİCİ NOKTA İSE PAZARIN ÖLÇEĞİ. Yaklaşık 179 milyon tüketicinin, 2,11 trilyon dolarlık ekonominin ve 1,13 trilyon dolarlık toplam ticaret hacminin bulunduğu geniş bir coğrafyadan bahsediyoruz. Türkiye açısından da bu coğrafya yalnızca ihracat yapılabilecek ülkeler topluluğu değil; lojistik, üretim, enerji, teknoloji, e-ticaret, yatırım ve ortak girişimler açısından değerlendirilebilecek büyük bir ekonomik alan. 178,8 MİLYON NÜFUS → 2,11 TRİLYON $ GSYH → 1,13 TRİLYON $ TİCARET → 4,82 MİLYON KM² COĞRAFYA Türk dünyasının önündeki asıl soru artık ekonomik büyüklüğün ne kadar olduğu kadar, bu büyük coğrafyanın kendi içerisindeki ticareti, yatırımı ve lojistik bağlantıları ne kadar artırabileceği.
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR,
    GRANADA, İSPANYA
    1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler.
    Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik.
    Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor.
    Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti.
    Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı.
    Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti.
    Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı.
    Sırrı ne miydi?
    Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor.
    Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real":
    Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal.
    Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu.
    Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok.
    Meydan okumak imkansız görünüyordu:
    Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak.
    Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey.
    Hata payı? Sıfır.
    Ancak daha büyük bir sorunları vardı:
    Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu.
    Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu.
    Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu.
    Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı.
    Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler:
    • 45 metre yüksekliğinde
    • Çoklu depolama odaları
    • Basınç düzenleme sistemleri
    • Yedek rezervuarlar
    Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi.
    Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi:
    • 12 metre çapında
    • Kenarına seramik kaplar takılı
    • Verimlilik için karşı ağırlıklı
    • Saatte 1.500 litre kaldırabilir
    500 yıl boyunca sürekli çalıştı.
    Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı:
    Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan.
    Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu.
    Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu.
    Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu.
    En büyük başarıları?
    Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar:
    • Kendini idame ettiren su kaldırma
    • Hava kabarcığı itme
    • Doğal basınç düzenlemesi
    Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu.
    Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı:
    • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi)
    • Dereceli sıcaklık odaları
    • Buhar üretim odaları
    • Mermer ısı tutma zeminleri
    • Doğal havalandırma kanalları
    Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor.
    İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi:
    • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi
    • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri
    • Su duvarı soğutma sistemleri
    • Buharlaştırıcı soğutma odaları
    Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk.
    Yedek su sistemleri harikaydı:
    3 ayrı su kaynağı:
    • Royal Canal (birincil)
    • Darro Nehri asansörü (ikincil)
    • Yağmur suyu toplama (acil)
    Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar.
    Mühendislik o kadar hassastı ki:
    • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı
    • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu
    • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı
    • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü
    Hepsi tek bir güç pompası olmadan.
    Etkisi devrim niteliğindeydi:
    • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu
    • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu
    • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı
    • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi
    Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi.
    NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil:
    Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü:
    • Pasif iklim kontrolü
    • Kaynak optimizasyonu
    • Sürdürülebilir su geri dönüşümü
    • Yerçekimine dayalı güç sistemleri
    Mars kolonileri için mükemmel.
    • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar.
    • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi
    • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı
    • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi
    İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik.
    Bugün, 900 yıl sonra:
    • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor
    • Orijinal çeşmeler hala akıyor
    • İklim kontrolü hala çalışıyor
    • Bahçeler hala çiçek açıyor
    "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı.
    GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU?
    Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır.
    Detaylı olarak:
    1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti.
    El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır.
    Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti.
    Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular.
    Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir.
    Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.
    🛜: Genius GTX
    : ChatGPT
    ALHAMBRA'DA QANAT SİSTEMİNDEN DE FAYDALANILAN MÜKEMMEL BİR SU SİSTEMİ VAR, GRANADA, İSPANYA 🇪🇸 1238 yılında Granada’daki mühendisler, Ortaçağ tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birine imza attılar: Bir dağın 200 metre yukarısına, dışarıdan enerji almadan çalışan, kendi kendini idame ettiren bir su sistemi inşa ettiler. Bu sistem, Alhambra Sarayı’na su taşımakla kalmadı; aynı zamanda bahçeleri, çeşmeleri ve hamamları da besledi. Ne bir pompa ne de elektrik vardı. Sadece yer çekimi, eğim ve zeki mühendislik. Ancak sistemin gerçek dehası, suyun sadece taşınması değil; basınçla yukarı çıkartılması, akışın dengelenmesi ve israf edilmeden dağıtılmasıydı. Modern mühendisler bile hâlâ bu sistemin bazı yönlerini tam olarak anlamakta zorlanıyor. Zamanla bu su sistemi o kadar etkileyici bir hâl aldı ki, bazıları fiziğin temel kurallarına meydan okuduğunu düşündü. Çünkü doğal eğimlerle suyu 200 metre yukarı taşımak, neredeyse imkânsız kabul edilen bir işti. Bu sistem hâlâ çalışıyor. Ve Granada’da, Alhambra’nın bahçelerinde dolaşırken hâlâ o suyun sesi duyuluyor. Bu, zamanını aşan mühendisliğin yaşayan bir kanıtı. Mükemmelleştirmek için 3 nesil mühendis gerekti. Diğer ortaçağ şehirleri Hristiyan ordularına yenilirken, Granada 250 yıldan fazla bir süre fethedilmeden kaldı. Sırrı ne miydi? Elhamra Sarayı - o kadar dahiyane bir mühendislik kalesi ki, modern NASA bilim insanları bile sistemlerini inceliyor. Önce Kraliyet Kanalı geldi - "Acequia Real": Dağlık arazide oyulmuş 6 km'lik bir kanal. Her metre mükemmel hesaplamalar gerektiriyordu. Sadece %1'lik bir eğim: Çok dik = erozyon. Çok sığ = akış yok. Meydan okumak imkansız görünüyordu: Modern su pompaları olmadan Darro Nehri'nin 200 metre yukarısındaki bir şehre güç sağlamak. Bu Bağlamda: Bu, yalnızca ortaçağ teknolojisini kullanarak 60 katlı bir gökdelene su akıtmak gibi bir şey. Hata payı? Sıfır. Ancak daha büyük bir sorunları vardı: Ortaçağ boruları yüksek basıncı kaldıramıyordu. Geleneksel çeşmeler muazzam bir güç gerektiriyordu. Her metre yükseklik su basıncını azaltıyordu. Çözümleri mi? Hidrolik mühendisliğinde devrim yarattı. Devasa Su Kulesi'ni (Torre del Agua) inşa ettiler: • 45 metre yüksekliğinde • Çoklu depolama odaları • Basınç düzenleme sistemleri • Yedek rezervuarlar Kule tüm su şebekesinin kalbi haline geldi. Alhambra'nın hayvan gücüyle çalışan su çarkı dahiyaneydi: • 12 metre çapında • Kenarına seramik kaplar takılı • Verimlilik için karşı ağırlıklı • Saatte 1.500 litre kaldırabilir 500 yıl boyunca sürekli çalıştı. Aslanlar Sarayı çeşmesi onların başyapıtıydı: Her biri hassas bir şekilde tasarlanmış 12 mermer aslan. Su, vücutlarındaki gizli kanallardan akıyordu. Karmaşık bir mekanizma, su akışını her saat döndürüyordu. Ortaçağ İspanya'sının en doğru zaman tutucusu oldu. En büyük başarıları? Avrupa'nın hiç bilmediği akışkan dinamiği prensiplerini kullanarak şunları yarattılar: • Kendini idame ettiren su kaldırma • Hava kabarcığı itme • Doğal basınç düzenlemesi Fizik ders kitaplarının yeniden yazılması gerekiyordu. Termal banyolar termal mühendisliğin bir başarısıydı: • Isıtma sistemi (Türk hamamları gibi) • Dereceli sıcaklık odaları • Buhar üretim odaları • Mermer ısı tutma zeminleri • Doğal havalandırma kanalları Hepsi tek bir odun fırınıyla çalıştırılıyor. İklim kontrol sistemleri yüzyıllar öncesindeydi: • Maksimum soğutma için stratejik çeşme yerleşimi • Dar geçitler boyunca rüzgar tüneli etkileri • Su duvarı soğutma sistemleri • Buharlaştırıcı soğutma odaları Dışarıdan sıcaklık farkı: Genellikle 10°C daha soğuk. Yedek su sistemleri harikaydı: 3 ayrı su kaynağı: • Royal Canal (birincil) • Darro Nehri asansörü (ikincil) • Yağmur suyu toplama (acil) Artı sarayı aylarca idare edebilecek gizli rezervuarlar. Mühendislik o kadar hassastı ki: • Su basıncı yükseklik değişikliklerine rağmen sabit kaldı • Çeşmeler tam yüksekliklerini korudu • Sıcaklık yıl boyunca düzenli kaldı • Atık su bahçeler için geri dönüştürüldü Hepsi tek bir güç pompası olmadan. Etkisi devrim niteliğindeydi: • Kuşatma altındaki bahçeler binlerce kişiyi doyurdu • Çeşme avluları politikacıların buluşma noktası oldu • Suya erişim ekonomiyi canlandırdı • Termal banyolar diplomasi merkezi haline geldi Mühendislik, medeniyeti şekillendirdi. NASA'nın ilgisi şaşırtıcı değil: Alhambra hala karşılaştığımız sorunları çözdü: • Pasif iklim kontrolü • Kaynak optimizasyonu • Sürdürülebilir su geri dönüşümü • Yerçekimine dayalı güç sistemleri Mars kolonileri için mükemmel. • Doğal güçlerle savaşmak yerine onları kullandılar. • Her sisteme yedeklilik yerleştirdi • Yıllar değil, yüzyıllar için tasarladı • Doğanın mühendisliği yönlendirmesine izin verdi İlkeleri ancak şimdi yeniden keşfettik. Bugün, 900 yıl sonra: • Orijinal sistemlerin %70'i hala çalışıyor • Orijinal çeşmeler hala akıyor • İklim kontrolü hala çalışıyor • Bahçeler hala çiçek açıyor "Uzun ömürlü" dediklerinde, bunu kastediyorlardı. GRANADA BİR DÖNEM MÜSLÜMANLAR'IN TOPRAĞI OLMUŞTU, BU SİSTEMİ MÜSLÜMANLAR MI KURDU? Evet, bu su sistemi Müslüman mühendisler tarafından yapılmıştır. Detaylı olarak: 1238 yılında Granada’da kurulan Nasrid Emirliği, Endülüs’teki son Müslüman devletti. El Hamra Sarayı (Alhambra), bu emirlik döneminde inşa edildi ve mükemmel bir mühendislik ürünü olan su sistemi de bu yapının bir parçasıdır. Sistemi tasarlayan mühendisler, Arap ve Berberi kökenli Müslümanlardı. Büyük kısmı doğrudan İslam dünyasının bilgi birikiminden beslenmişti. Bu mühendisler, Roma su kemerlerinden ve İslam dünyasında gelişmiş su teknolojilerinden (özellikle İran’daki "qanat" sistemlerinden) esinlenerek, yer çekimini ve akış fiziğini çok iyi kullanan karmaşık bir yer altı su taşıma ve dağıtım sistemi kurdular. Alhambra’nın su sistemi sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin bilim, sanat ve doğaya uyumlu mimari anlayışının da örneğidir. Yani evet: Bu etkileyici sistem, 13. yüzyılda Müslüman mühendisler tarafından inşa edilmiştir. 🛜: Genius GTX 🤖: ChatGPT
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • MS. 800'lü yıllardı, bugün Etiyopya dediğimiz Habeşistan'ın Kaffa şehrinin yüksek yaylalarında keçilerini otlatan bir çobanın birgün dikkatini ilginç bir şey çekti.

    Yüksek tepelere çıkarken yorulan keçiler, bir ağacın kırmızı küçük meyvelerini yiyince canlanıyor, yerlerinde duramıyor, hatta uyuyamıyorlardı.

    Çoban, "neden" diye sordu kendi kendine, sonra "bu meyveden olmalı" dedi.

    O meyvelerden kendisi de yedi.
    Kısa sürede güçlendiğini, daha enerji dolu olduğunu fark etti.

    İşte o meyve kahveydi.

    Kahve adı da bulunduğu şehrin adı Kaffa'dan geliyor.

    Ünü kısa sürede bölgeye yayıldı.

    Özellikle Arap yarımadasında bir tutku oldu.

    Araplar "Qahva" dediler, bu mutluluk hormonuna.

    İngilizler, Coffe.

    Ünü Yemen'den Osmanlı'ya, Osmanlı'dan Avrupa'ya, oradan da Amerika'ya taşındı.

    Osmanlı Sarayında özel "Kahvecibaşı" çalışıyordu.

    Adamın tek işi padişaha kahve pişirmekti.

    Türkülerimize bile girdi kahve.

    "Kahve Yemen'den gelir, suyu çemenden gelir."

    Kahveyi Afrika'dan Arap yarımadasına taşıyanlar Müslüman dervişlerdi.

    Amerika ve uzak doğuya taşıyanlar ise Hıristiyan keşişler oldu.

    Dervişler kahveyi tek tip içtiler, tozunu sıcak su ile kaynattılar.

    Türk kahvesi dediğimiz de öyle yapılanlardan.

    Keşişler ise kahvenin farklı türlerini buldu.

    Mesela Cappucino adı keşişlerin giydiği "kapşon"lu elbiseden geliyordu.

    Koyu kavrulmuş kahveden yapılana "Espresso" dediler.

    Bazıları Ekspresso dese bile orijinali Espresso.

    İspanyolca preslemek, sıcak anlamında.

    Süt üzerine espressoyu dökünce ortaya "Macchiato" çıktı.

    Macchiato İtalyanca benek demek.

    Sütün üzerinde kahve benekleri.

    Espresso'nun üzerine sıcak su eklenince oldu sana "Cafe Americano".

    Espresso, süt ve kakao karışımına da "Mocha" dediler.

    İsmi Yemen'deki El Mocha limanından geldi.

    Kaynak:
    Sn. Sonad Pelit
    MS. 800'lü yıllardı, bugün Etiyopya dediğimiz Habeşistan'ın Kaffa şehrinin yüksek yaylalarında keçilerini otlatan bir çobanın birgün dikkatini ilginç bir şey çekti. Yüksek tepelere çıkarken yorulan keçiler, bir ağacın kırmızı küçük meyvelerini yiyince canlanıyor, yerlerinde duramıyor, hatta uyuyamıyorlardı. Çoban, "neden" diye sordu kendi kendine, sonra "bu meyveden olmalı" dedi. O meyvelerden kendisi de yedi. Kısa sürede güçlendiğini, daha enerji dolu olduğunu fark etti. İşte o meyve kahveydi. Kahve adı da bulunduğu şehrin adı Kaffa'dan geliyor. Ünü kısa sürede bölgeye yayıldı. Özellikle Arap yarımadasında bir tutku oldu. Araplar "Qahva" dediler, bu mutluluk hormonuna. İngilizler, Coffe. Ünü Yemen'den Osmanlı'ya, Osmanlı'dan Avrupa'ya, oradan da Amerika'ya taşındı. Osmanlı Sarayında özel "Kahvecibaşı" çalışıyordu. Adamın tek işi padişaha kahve pişirmekti. Türkülerimize bile girdi kahve. "Kahve Yemen'den gelir, suyu çemenden gelir." Kahveyi Afrika'dan Arap yarımadasına taşıyanlar Müslüman dervişlerdi. Amerika ve uzak doğuya taşıyanlar ise Hıristiyan keşişler oldu. Dervişler kahveyi tek tip içtiler, tozunu sıcak su ile kaynattılar. Türk kahvesi dediğimiz de öyle yapılanlardan. Keşişler ise kahvenin farklı türlerini buldu. Mesela Cappucino adı keşişlerin giydiği "kapşon"lu elbiseden geliyordu. Koyu kavrulmuş kahveden yapılana "Espresso" dediler. Bazıları Ekspresso dese bile orijinali Espresso. İspanyolca preslemek, sıcak anlamında. Süt üzerine espressoyu dökünce ortaya "Macchiato" çıktı. Macchiato İtalyanca benek demek. Sütün üzerinde kahve benekleri. Espresso'nun üzerine sıcak su eklenince oldu sana "Cafe Americano". Espresso, süt ve kakao karışımına da "Mocha" dediler. İsmi Yemen'deki El Mocha limanından geldi. Kaynak: Sn. Sonad Pelit
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • 2009’da Rüya Olan Boru Hattı Yeniden Gündemde: Katar-Türkiye Doğal Gaz Hattı Gerçekleşebilir mi?

    Suriye'deki Baas rejiminin devrilmesi ve enerji dinamiklerindeki değişim, yıllardır rafta kalan Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesini tekrar gündeme taşıdı. Ancak bu devasa projenin hayata geçebilmesi için aşılması gereken ciddi engeller var. İşte uzmanların bu konudaki yorumları:

    Hattın Potansiyeli ve Zorlukları
    Katar’ın Doğal Gaz Gücü:
    Katar, 25 trilyon metreküp doğal gaz rezerviyle dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz üreticisi ve ikinci en büyük ihracatçısı. Ancak ihracat, çoğunlukla sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) formunda yapılıyor. Bölgedeki tek boru hattı olan Dolphin Gas projesi, sadece 370 km uzunluğunda.

    Bölgesel Kırılganlık:
    Daha önce 2009’da gündeme gelen bu hattın Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’den geçmesi planlanmıştı. Ancak Esad rejiminin karşıtlığı ve Suriye’deki iç savaş, projeyi imkânsız hale getirdi. Bugün bile Suriye’nin istikrardan uzak olması, projenin en büyük risklerinden biri olarak görülüyor.

    Ekonomik Koşullar ve Piyasa Dinamikleri
    Maliyet ve Talep:
    Columbia Üniversitesi’nden Anne-Sophie Corbeau, boru hattının uzunluğu nedeniyle maliyetlerin çok yüksek olacağına işaret ediyor. Türkiye’nin mevcut doğal gaz talebinin, hattın ekonomik fizibilitesini sağlayacak kadar yüksek olmadığı da belirtiliyor.

    Alım Garantisi:
    Uzmanlar, hattın finansmanı için uzun vadeli alım taahhütlerinin şart olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin mevcut doğal gaz anlaşmaları (Rusya, İran, Azerbaycan) nedeniyle ek talep oluşturması zor görünüyor.

    Uluslararası Rekabet ve AB Faktörü
    LNG Rekabeti:
    ABD’li LNG ihracatçıları, Avrupa pazarına hâlihazırda güçlü bir şekilde girmiş durumda. LNG’nin esnek taşınabilirliği, boru hatlarının sabit yapısı karşısında bir avantaj oluşturuyor.

    Avrupa’nın 2050 Hedefleri:
    AB’nin karbon nötr hedefleri ve kömürden çıkış politikası, doğal gaz talebini bir miktar artırabilir. Ancak uzun vadede Avrupa’nın fosil yakıt bağımlılığını azaltmayı hedeflediği unutulmamalı.

    Hattın Gerçekleşmesi İçin Gerekenler
    Bölgesel İstikrar:
    Özellikle Suriye’de istikrarlı bir rejim ve güvenli bir yatırım ortamı olmazsa projenin gerçekleşmesi mümkün değil.

    Maliyet ve Finansman:
    Yüksek inşaat maliyetleri nedeniyle uluslararası doğal gaz fiyatlarının projeyi destekleyecek düzeyde olması gerekiyor.

    Uluslararası İş Birliği:
    Hattın Suudi Arabistan gibi ülkelerden geçmesi, siyasi uzlaşı ve iş birliğini şart kılıyor.

    Olası Senaryo ve Beklentiler
    2030’a kadar hattın tamamlanması mümkün olsa da bunun için hem ekonomik hem siyasi koşulların olumlu yönde ilerlemesi gerekiyor.
    Türkiye’nin gaz çeşitliliğini artırma isteği ve AB’nin enerji arz güvenliği, projeye destek sağlayabilir.
    📢 2009’da Rüya Olan Boru Hattı Yeniden Gündemde: Katar-Türkiye Doğal Gaz Hattı Gerçekleşebilir mi? Suriye'deki Baas rejiminin devrilmesi ve enerji dinamiklerindeki değişim, yıllardır rafta kalan Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesini tekrar gündeme taşıdı. Ancak bu devasa projenin hayata geçebilmesi için aşılması gereken ciddi engeller var. İşte uzmanların bu konudaki yorumları: 🔍 Hattın Potansiyeli ve Zorlukları Katar’ın Doğal Gaz Gücü: Katar, 25 trilyon metreküp doğal gaz rezerviyle dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz üreticisi ve ikinci en büyük ihracatçısı. Ancak ihracat, çoğunlukla sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) formunda yapılıyor. Bölgedeki tek boru hattı olan Dolphin Gas projesi, sadece 370 km uzunluğunda. Bölgesel Kırılganlık: Daha önce 2009’da gündeme gelen bu hattın Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’den geçmesi planlanmıştı. Ancak Esad rejiminin karşıtlığı ve Suriye’deki iç savaş, projeyi imkânsız hale getirdi. Bugün bile Suriye’nin istikrardan uzak olması, projenin en büyük risklerinden biri olarak görülüyor. 💰 Ekonomik Koşullar ve Piyasa Dinamikleri Maliyet ve Talep: Columbia Üniversitesi’nden Anne-Sophie Corbeau, boru hattının uzunluğu nedeniyle maliyetlerin çok yüksek olacağına işaret ediyor. Türkiye’nin mevcut doğal gaz talebinin, hattın ekonomik fizibilitesini sağlayacak kadar yüksek olmadığı da belirtiliyor. Alım Garantisi: Uzmanlar, hattın finansmanı için uzun vadeli alım taahhütlerinin şart olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin mevcut doğal gaz anlaşmaları (Rusya, İran, Azerbaycan) nedeniyle ek talep oluşturması zor görünüyor. 🌍 Uluslararası Rekabet ve AB Faktörü LNG Rekabeti: ABD’li LNG ihracatçıları, Avrupa pazarına hâlihazırda güçlü bir şekilde girmiş durumda. LNG’nin esnek taşınabilirliği, boru hatlarının sabit yapısı karşısında bir avantaj oluşturuyor. Avrupa’nın 2050 Hedefleri: AB’nin karbon nötr hedefleri ve kömürden çıkış politikası, doğal gaz talebini bir miktar artırabilir. Ancak uzun vadede Avrupa’nın fosil yakıt bağımlılığını azaltmayı hedeflediği unutulmamalı. 🛠️ Hattın Gerçekleşmesi İçin Gerekenler Bölgesel İstikrar: Özellikle Suriye’de istikrarlı bir rejim ve güvenli bir yatırım ortamı olmazsa projenin gerçekleşmesi mümkün değil. Maliyet ve Finansman: Yüksek inşaat maliyetleri nedeniyle uluslararası doğal gaz fiyatlarının projeyi destekleyecek düzeyde olması gerekiyor. Uluslararası İş Birliği: Hattın Suudi Arabistan gibi ülkelerden geçmesi, siyasi uzlaşı ve iş birliğini şart kılıyor. 📅 Olası Senaryo ve Beklentiler 2030’a kadar hattın tamamlanması mümkün olsa da bunun için hem ekonomik hem siyasi koşulların olumlu yönde ilerlemesi gerekiyor. Türkiye’nin gaz çeşitliliğini artırma isteği ve AB’nin enerji arz güvenliği, projeye destek sağlayabilir.
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • Konya'da Güneş Enerjisi Santrali.
    🇹🇷Konya'da Güneş Enerjisi Santrali.
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • Real Madrid’in enerjik stoperi Antonio Rudiger, bir futbolcu olarak oruç ibadetinin performansına etkisiyle ilgili soruya cevap verdi.
    Real Madrid’in enerjik stoperi Antonio Rudiger, bir futbolcu olarak oruç ibadetinin performansına etkisiyle ilgili soruya cevap verdi. 🎙️
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu için Türkiye’de bulunan Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı Antalya’da kabul etti.

    Görüşmede Türkiye-Macaristan ilişkileri, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırıları, Ukrayna-Rusya savaşındaki son durum, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve NATO’nun genişleme süreci ele alındı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye ile Macaristan arasında ekonomiden savunma sanayiine, enerjiden ulaştırmaya kadar birçok alanda iyi ilişkilerin artarak devam edeceğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in uluslararası hukuku, insan haklarını hiçe sayarak ortaya koyduğu soykırım girişiminin engellenmesinin tüm ülkelerin sorumluluğu olduğunu, artık İsrail tarafından göz göre göre yok edilen masum Filistin halkının çığlığının görmezden gelinmemesi gerektiğini ifade etti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin tüm çatışma alanlarında barıştan yana olduğunu ve bunun için güçlü adımlar atılmaya devam edileceğini ortaya koydu.

    Kabulde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Budapeşte Büyükelçisi Gülşen Karanis hazır bulundu.
    Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu için Türkiye’de bulunan Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı Antalya’da kabul etti. Görüşmede Türkiye-Macaristan ilişkileri, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırıları, Ukrayna-Rusya savaşındaki son durum, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve NATO’nun genişleme süreci ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye ile Macaristan arasında ekonomiden savunma sanayiine, enerjiden ulaştırmaya kadar birçok alanda iyi ilişkilerin artarak devam edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in uluslararası hukuku, insan haklarını hiçe sayarak ortaya koyduğu soykırım girişiminin engellenmesinin tüm ülkelerin sorumluluğu olduğunu, artık İsrail tarafından göz göre göre yok edilen masum Filistin halkının çığlığının görmezden gelinmemesi gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin tüm çatışma alanlarında barıştan yana olduğunu ve bunun için güçlü adımlar atılmaya devam edileceğini ortaya koydu. Kabulde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Budapeşte Büyükelçisi Gülşen Karanis hazır bulundu.
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
  • TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR!

    "SADECE 1 AY" İÇERİSİNDE NELER OLDU...

    KAAN ilk uçuşunu yaptı
    1700 HP AKINCI C ilk uçuş testini başarıyla tamamladı
    TUSAŞ Kahramanmaraş imalata başladı
    TEI-TF6000 motorunun bitmeye yakın olduğunu duyurdu
    AKINCI, Aselflir-500 ile hareketli deniz hedefini vurdu
    Türkiye Somali'den sonra Cibuti ile de 'Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması imzaladı
    Türkiye'nin ilk astronutu uzaya çıktı
    Akkuyu NGS 1'inci ünitede inşaat işlerinin tamamlanma oranı yüzde 90'a ulaştı
    Milli uçak gemisi tasarımına başlandı
    Roketsan Kırıkkale 1 . Etapı tamamlandı
    Türkiye, 12 Şubatta elektrik üretiminin yüzde 60’ını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladı
    Türkiye'nin 3. Savunma Sanayi OSB'si Çorum'a kuruldu
    Modernize edilen yeni M60T tankları Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine kazandırıldı.
    ASELSAN Lazer silahının ilk prototipleri güvenlik güçlerine teslim edildi
    ROKETSAN Çok yüksek düzeyde milli füze ve mühimmat seri üretim kapasitesine ulaştığını duyurdu
    HAVELSAN’ın "Yapay Zeka" konferansında MAIN GPT ürünü tanıtıldı
    4 Milli Füzenin Seri üretimine geçildi
    Türk yazılım sektörü 3 milyar dolar ihracat gelirine ulaştı
    Seri üretime giren KARAOK ile ‘Top Attack' vuruş kabiliyetine kavuştu.
    Geçitkale Askerî Havaalanı, Türk SİHA ve İHA’larının sürekli konuşlanacağı daimî hava üssü oldu
    TEI'nin SİCİM, ÖTEKTİK ve AMETİST kritik Teknoloji projeleri için imza töreni yapıldı
    MARLİN SİDA, “TCB 1101” borda numarası ile DzKK teslim edildi
    Millî Dikey Atım Lançer Sistemi (MİDLAS) İstanbul Fırkateyninde görüntülendi
    Cenk-S AESA radar, İ sınıfı F-515 TCG İSTANBUL'da göreve başladı.
    Türkiye'nin ilk milli fırkateyni TCG İstanbul F-515, ilk Denizde İkmal ve Muharebe Destek Gemisi TCG Derya A-1590, TCG Arif Ekmekçi A-575 Lojistik gemileri teslim edildi.
    Türkiye TB3 SİHA ile kıtalar ve okyanuslar ötesi operasyon kabiliyetine kavuştu.
    🇹🇷TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR! "SADECE 1 AY" İÇERİSİNDE NELER OLDU... 🔸KAAN ilk uçuşunu yaptı 🔸1700 HP AKINCI C ilk uçuş testini başarıyla tamamladı 🔸TUSAŞ Kahramanmaraş imalata başladı 🔸TEI-TF6000 motorunun bitmeye yakın olduğunu duyurdu 🔸AKINCI, Aselflir-500 ile hareketli deniz hedefini vurdu 🔸Türkiye Somali'den sonra Cibuti ile de 'Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması imzaladı 🔸Türkiye'nin ilk astronutu uzaya çıktı 🔸Akkuyu NGS 1'inci ünitede inşaat işlerinin tamamlanma oranı yüzde 90'a ulaştı 🔸Milli uçak gemisi tasarımına başlandı 🔸Roketsan Kırıkkale 1 . Etapı tamamlandı 🔸Türkiye, 12 Şubatta elektrik üretiminin yüzde 60’ını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladı 🔸Türkiye'nin 3. Savunma Sanayi OSB'si Çorum'a kuruldu 🔸Modernize edilen yeni M60T tankları Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine kazandırıldı. 🔸ASELSAN Lazer silahının ilk prototipleri güvenlik güçlerine teslim edildi 🔸ROKETSAN Çok yüksek düzeyde milli füze ve mühimmat seri üretim kapasitesine ulaştığını duyurdu 🔸HAVELSAN’ın "Yapay Zeka" konferansında MAIN GPT ürünü tanıtıldı 🔸4 Milli Füzenin Seri üretimine geçildi 🔸Türk yazılım sektörü 3 milyar dolar ihracat gelirine ulaştı 🔸Seri üretime giren KARAOK ile ‘Top Attack' vuruş kabiliyetine kavuştu. 🔸Geçitkale Askerî Havaalanı, Türk SİHA ve İHA’larının sürekli konuşlanacağı daimî hava üssü oldu 🔸TEI'nin SİCİM, ÖTEKTİK ve AMETİST kritik Teknoloji projeleri için imza töreni yapıldı 🔸MARLİN SİDA, “TCB 1101” borda numarası ile DzKK teslim edildi 🔸Millî Dikey Atım Lançer Sistemi (MİDLAS) İstanbul Fırkateyninde görüntülendi 🔸Cenk-S AESA radar, İ sınıfı F-515 TCG İSTANBUL'da göreve başladı. 🔸Türkiye'nin ilk milli fırkateyni TCG İstanbul F-515, ilk Denizde İkmal ve Muharebe Destek Gemisi TCG Derya A-1590, TCG Arif Ekmekçi A-575 Lojistik gemileri teslim edildi. 🔸Türkiye TB3 SİHA ile kıtalar ve okyanuslar ötesi operasyon kabiliyetine kavuştu.
    0 Yorumlar 0 hisse senetleri
Arama Sonuçları