• Arakan’daki zulümden kaçmak zorunda kalan Muhammed Eyüp, yürümekte zorlanan anne ve babasını geride bırakmadı.

    Myanmar’dan Bangladeş’e ulaşmaya çalışan Eyüp, kendi yaptığı ve iki yanında sepet bulunan düzenekle anne ve babasını aynı anda taşıdı. Yaklaşık 7 gün süren zorlu yolculuk boyunca dağlardan, tepelerden ve bataklıklardan yalın ayak geçerek ailesini güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı.

    Eyüp’ün bu mücadelesini gösteren fotoğraf karesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramının sembollerinden biri haline geldi. Daha sonra Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Kutupalong mülteci kampında yaşayan Eyüp ve ailesine insani yardım ulaştırıldı. Felçli annesi Asya Hatun tedavi edilirken kendisine tekerlekli sandalye de verildi.

    Muhammed Eyüp’ün babası ise Bangladeş’e ulaştıktan yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti.

    Bir evlat, dünyanın en zorlu yollarından birinde anne ve babasını sırtında taşıdı. O görüntü, yıllar geçse de evlat sevgisinin ve insanlık dramının unutulmayan karelerinden biri olarak kaldı. 🏻

    #Rohingya #EvlatSevgisi #İnsanlık
    Arakan’daki zulümden kaçmak zorunda kalan Muhammed Eyüp, yürümekte zorlanan anne ve babasını geride bırakmadı. Myanmar’dan Bangladeş’e ulaşmaya çalışan Eyüp, kendi yaptığı ve iki yanında sepet bulunan düzenekle anne ve babasını aynı anda taşıdı. Yaklaşık 7 gün süren zorlu yolculuk boyunca dağlardan, tepelerden ve bataklıklardan yalın ayak geçerek ailesini güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı. Eyüp’ün bu mücadelesini gösteren fotoğraf karesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramının sembollerinden biri haline geldi. Daha sonra Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki Kutupalong mülteci kampında yaşayan Eyüp ve ailesine insani yardım ulaştırıldı. Felçli annesi Asya Hatun tedavi edilirken kendisine tekerlekli sandalye de verildi. Muhammed Eyüp’ün babası ise Bangladeş’e ulaştıktan yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti. Bir evlat, dünyanın en zorlu yollarından birinde anne ve babasını sırtında taşıdı. O görüntü, yıllar geçse de evlat sevgisinin ve insanlık dramının unutulmayan karelerinden biri olarak kaldı. 🤲🏻❤️ #Rohingya #EvlatSevgisi #İnsanlık
    0 Commentaires 0 parts
  • TÜRKİYE’NİN EN UZUN YAPAY NEHRİ: 221 KİLOMETRELİK DEV TARIM HAMLESİ!

    Güneydoğu Anadolu’da tarımın geleceğini değiştiren dev bir su altyapısı bulunuyor:

    Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı

    Tam 221 kilometre uzunluğundaki bu dev kanal, Türkiye’nin en uzun yapay nehri olarak nitelendiriliyor.

    Panama Kanalı’nın yaklaşık 3 katı uzunluğunda.

    Taşıdığı su miktarı, Kızılırmak’ın ortalama debisinden daha fazla.

    Bugün yaklaşık 71 bin futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisinin suyla buluşmasına katkı sağlıyor.

    Tüm sulama şebekeleri tamamlandığında ise bu alanın yaklaşık 349 bin futbol sahasına ulaşması hedefleniyor.

    Ancak bu proje yalnızca tarlalara su taşımıyor.

    Suya erişen her yeni tarım arazisi;

    Daha yüksek tarımsal üretim,
    Yeni tarımsal yatırımlar,
    Tarıma dayalı sanayinin gelişmesi,
    Bölgesel istihdam,
    ve Türkiye’nin gıda güvenliğinin güçlenmesi anlamına geliyor.

    GAP kapsamında hayata geçirilen Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı, Atatürk Barajı’ndan alınan suyun Şanlıurfa ve Mardin ovalarına ulaştırılmasında kritik rol oynayan Türkiye’nin en büyük sulama altyapılarından biri.

    221 kilometrelik kanalın geçtiği coğrafyada yalnızca su değil, yeni bir tarım ekonomisi de akıyor.

    Sizce Türkiye önümüzdeki dönemde büyük sulama projelerine daha fazla yatırım yapmalı mı?
    🇹🇷💧 TÜRKİYE’NİN EN UZUN YAPAY NEHRİ: 221 KİLOMETRELİK DEV TARIM HAMLESİ! Güneydoğu Anadolu’da tarımın geleceğini değiştiren dev bir su altyapısı bulunuyor: 🌊 Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı Tam 221 kilometre uzunluğundaki bu dev kanal, Türkiye’nin en uzun yapay nehri olarak nitelendiriliyor. 📏 Panama Kanalı’nın yaklaşık 3 katı uzunluğunda. 💦 Taşıdığı su miktarı, Kızılırmak’ın ortalama debisinden daha fazla. 🌾 Bugün yaklaşık 71 bin futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisinin suyla buluşmasına katkı sağlıyor. 🚜 Tüm sulama şebekeleri tamamlandığında ise bu alanın yaklaşık 349 bin futbol sahasına ulaşması hedefleniyor. Ancak bu proje yalnızca tarlalara su taşımıyor. Suya erişen her yeni tarım arazisi; 🌱 Daha yüksek tarımsal üretim, 🚜 Yeni tarımsal yatırımlar, 🏭 Tarıma dayalı sanayinin gelişmesi, 👨‍🌾 Bölgesel istihdam, 🍅 ve Türkiye’nin gıda güvenliğinin güçlenmesi anlamına geliyor. GAP kapsamında hayata geçirilen Mardin-Ceylanpınar Ana Kanalı, Atatürk Barajı’ndan alınan suyun Şanlıurfa ve Mardin ovalarına ulaştırılmasında kritik rol oynayan Türkiye’nin en büyük sulama altyapılarından biri. 221 kilometrelik kanalın geçtiği coğrafyada yalnızca su değil, yeni bir tarım ekonomisi de akıyor. 🇹🇷🌾 👇 Sizce Türkiye önümüzdeki dönemde büyük sulama projelerine daha fazla yatırım yapmalı mı?
    0 Commentaires 0 parts
  • ️Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak “Modern Hicaz Demir Yolu” projesiyle, tarihi hat yeniden hayat buluyor.

    ️İmzalanan mutabakat kapsamında hattın bir bölümü turizm amacıyla korunurken, yük ve yolcu taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu sistemi inşa edilecek.

    ️Projenin ilerleyen aşamalarında hat Suudi Arabistan ve Ummana kadar uzanacak. Böylelikle Kızıldeniz Akdeniz’e ve Avrupa’ya demiryolu ile bağlanmış olacak.

    ️ Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan II. Abdülhamid’in hayali olan ve bir zamanlar İstanbul–Medine yolculuğunu 5 güne indiren bu hat, yeniden bölgesel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
    ◾️Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak “Modern Hicaz Demir Yolu” projesiyle, tarihi hat yeniden hayat buluyor. ◾️İmzalanan mutabakat kapsamında hattın bir bölümü turizm amacıyla korunurken, yük ve yolcu taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu sistemi inşa edilecek. ◾️Projenin ilerleyen aşamalarında hat Suudi Arabistan ve Ummana kadar uzanacak. Böylelikle Kızıldeniz Akdeniz’e ve Avrupa’ya demiryolu ile bağlanmış olacak. ◾️ Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan II. Abdülhamid’in hayali olan ve bir zamanlar İstanbul–Medine yolculuğunu 5 güne indiren bu hat, yeniden bölgesel bağları güçlendirmeyi amaçlıyor.
    0 Commentaires 0 parts
  • Milletimizin başı sağ olsun.

    6 Şubat 2023’te meydana gelen ve milletimizin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketinin 3. yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.

    Aradan geçen 3 yıla rağmen, depremden etkilenen tüm illerimizde kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır.

    Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

    #Deprem #Türkiye
    🇹🇷 Milletimizin başı sağ olsun. 🕊️ 6 Şubat 2023’te meydana gelen ve milletimizin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketinin 3. yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz. 💔 Aradan geçen 3 yıla rağmen, depremden etkilenen tüm illerimizde kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır. 🤲 Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. #Deprem #Türkiye
    1
    0 Commentaires 0 parts
  • Dünya Nüfusu 8.04 Milyara Ulaştı: Büyük Fotoğrafta Dikkat Çeken Değişim

    Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre, dünya nüfusu 8 milyar 40 milyona ulaştı. Nüfus dağılımı, yaşam koşulları, eğitim ve teknolojiye erişim gibi alanlarda dikkat çeken dengesizlikler, dünyanın “büyük fotoğrafında” önemli değişimleri gözler önüne seriyor.

    Asya Zirvede, Afrika Yükseliyor
    Dünyadaki 8 milyar insanın %60’ı Asya kıtasında yaşıyor. Afrika %15 ile ikinci sırada yer alırken, Avrupa’nın payı %11, Güney Amerika’nın %9, Kuzey Amerika’nın ise %5 seviyesinde.

    Köyden Kente Geçiş Hızlanıyor
    Küresel ölçekte insanların %51’i şehirlerde, %49’u ise köylerde yaşıyor. Bu oran, kentleşmenin hızla arttığını ve kırsal yaşamın giderek azaldığını gösteriyor.

    Dil Haritası Çeşitliliği Gösteriyor
    Dünyada en çok konuşulan dil %12 ile Çince olurken, onu %5 İspanyolca ve %5 İngilizce takip ediyor. Arapça, Hintçe, Bengalce ve Portekizce gibi dillerin her biri yaklaşık %3’lük paya sahip. Dünyadaki insanların %62’si ise kendi yerel dilinde konuşuyor.

    Barınma, Beslenme ve Suya Erişimde Dengesizlik
    İnsanların %77’sinin konutu bulunurken, %23’ü barınacak bir mekana sahip değil. Nüfusun %25’i yetersiz besleniyor. Buna karşın %87’si temiz içme suyuna ulaşabiliyor.

    Teknolojiye Erişimde Uçurum
    Dünya genelinde insanların %75’inin cep telefonu var, ancak yalnızca %30’unun internet erişimi bulunuyor.

    Eğitimde Farklılıklar
    Dünya nüfusunun %83’ü okuma-yazma biliyor, ancak sadece %7’si üniversite mezunu.

    Dini Dağılım ve İnanç Profili
    Dünyada insanların %33’ü Hristiyan, %22’si Müslüman, %14’ü Hindu, %7’si Budist. %12 farklı dinlere mensupken, %12’sinin ise herhangi bir dini inancı bulunmuyor.

    Yaşam Süresi ve Ölüm Oranları
    Verilere göre insanların %26’sı 15 yaşına ulaşamadan hayatını kaybediyor. 15-64 yaş aralığında ölenlerin oranı %66, 65 yaş ve üzerindekilerin oranı ise yalnızca %8.

    Dünyanın genel tablosu, nüfusun hızla arttığı ancak gelir, eğitim, teknoloji ve yaşam koşulları bakımından büyük farklılıkların devam ettiğini ortaya koyuyor.
    Dünya Nüfusu 8.04 Milyara Ulaştı: Büyük Fotoğrafta Dikkat Çeken Değişim Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre, dünya nüfusu 8 milyar 40 milyona ulaştı. Nüfus dağılımı, yaşam koşulları, eğitim ve teknolojiye erişim gibi alanlarda dikkat çeken dengesizlikler, dünyanın “büyük fotoğrafında” önemli değişimleri gözler önüne seriyor. Asya Zirvede, Afrika Yükseliyor Dünyadaki 8 milyar insanın %60’ı Asya kıtasında yaşıyor. Afrika %15 ile ikinci sırada yer alırken, Avrupa’nın payı %11, Güney Amerika’nın %9, Kuzey Amerika’nın ise %5 seviyesinde. Köyden Kente Geçiş Hızlanıyor Küresel ölçekte insanların %51’i şehirlerde, %49’u ise köylerde yaşıyor. Bu oran, kentleşmenin hızla arttığını ve kırsal yaşamın giderek azaldığını gösteriyor. Dil Haritası Çeşitliliği Gösteriyor Dünyada en çok konuşulan dil %12 ile Çince olurken, onu %5 İspanyolca ve %5 İngilizce takip ediyor. Arapça, Hintçe, Bengalce ve Portekizce gibi dillerin her biri yaklaşık %3’lük paya sahip. Dünyadaki insanların %62’si ise kendi yerel dilinde konuşuyor. Barınma, Beslenme ve Suya Erişimde Dengesizlik İnsanların %77’sinin konutu bulunurken, %23’ü barınacak bir mekana sahip değil. Nüfusun %25’i yetersiz besleniyor. Buna karşın %87’si temiz içme suyuna ulaşabiliyor. Teknolojiye Erişimde Uçurum Dünya genelinde insanların %75’inin cep telefonu var, ancak yalnızca %30’unun internet erişimi bulunuyor. Eğitimde Farklılıklar Dünya nüfusunun %83’ü okuma-yazma biliyor, ancak sadece %7’si üniversite mezunu. Dini Dağılım ve İnanç Profili Dünyada insanların %33’ü Hristiyan, %22’si Müslüman, %14’ü Hindu, %7’si Budist. %12 farklı dinlere mensupken, %12’sinin ise herhangi bir dini inancı bulunmuyor. Yaşam Süresi ve Ölüm Oranları Verilere göre insanların %26’sı 15 yaşına ulaşamadan hayatını kaybediyor. 15-64 yaş aralığında ölenlerin oranı %66, 65 yaş ve üzerindekilerin oranı ise yalnızca %8. Dünyanın genel tablosu, nüfusun hızla arttığı ancak gelir, eğitim, teknoloji ve yaşam koşulları bakımından büyük farklılıkların devam ettiğini ortaya koyuyor.
    0 Commentaires 0 parts
  • Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir.
    Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu.

    Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti.

    Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi.

    Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi.

    Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı.

    Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu.

    Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan.
    Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi.

    Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor.

    Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur.

    Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.
    Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir. Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu. Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti. Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi. Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi. Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı. Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu. Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan. Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi. Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor. Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur. Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.👏👏👏
    0 Commentaires 0 parts
  • Ölümden sonra Sonsuz Hayata inananların oranları :
    ABD'de %68, Rusya'da %38, Çin'de %11, İngiltere'de %41, Meksika'da %70, Türkiye'de %91, İran'da %91, Nijerya'da %83, Endonezya'da %73... ateistlerin ve Budistlerin çok olduğu ülkelerde Ahirete iman oranı azalıyor...
    Ölümden sonra Sonsuz Hayata inananların oranları : ABD'de %68, Rusya'da %38, Çin'de %11, İngiltere'de %41, Meksika'da %70, Türkiye'de %91, İran'da %91, Nijerya'da %83, Endonezya'da %73... ateistlerin ve Budistlerin çok olduğu ülkelerde Ahirete iman oranı azalıyor...
    0 Commentaires 0 parts
  • Fotoğrafın sahibi (çeken kişi) şöyle bir açıklama yapmış:
    "Longwood'un bahçelerinde yürüyordum ve bu annenin bebeğini taşıdığını ve bebek arabasını çektiğini gördüm, bu yüzden fotoğrafını çekmek istedim.
    O pozu gerçekten yakaladım. Fotoğrafı kontrol ettiğimde kamerada bulduğum, insan yaşam döngüsünü özetleyen bir sahne çektiğimi fark etmek oldu.
    Yolun diğer tarafında yaşlı annesinin tekerlekli sandalyesini iten bir kadın var. Bir kızı taşıyan bir anne ve annesinin (bebek) arabasını iten bir kızı iki canı (hayatı) kesmek gibiydi. "
    Fotoğrafın sahibi (çeken kişi) şöyle bir açıklama yapmış: "Longwood'un bahçelerinde yürüyordum ve bu annenin bebeğini taşıdığını ve bebek arabasını çektiğini gördüm, bu yüzden fotoğrafını çekmek istedim. O pozu gerçekten yakaladım. Fotoğrafı kontrol ettiğimde kamerada bulduğum, insan yaşam döngüsünü özetleyen bir sahne çektiğimi fark etmek oldu. Yolun diğer tarafında yaşlı annesinin tekerlekli sandalyesini iten bir kadın var. Bir kızı taşıyan bir anne ve annesinin (bebek) arabasını iten bir kızı iki canı (hayatı) kesmek gibiydi. "
    0 Commentaires 0 parts
  • Cuma Hutbesi: "Yâsîn Sûresi: Kur’an’ın Kalbi"

    “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi ise Yâsîn sûresidir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an, 7)

    Muhterem Müslümanlar!

    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yer alan sûrelerden biri de Yâsîn sûresidir. Yâsîn sûresi; insanın aklına ve vicdanına seslenen, kâinatın bir denge ve ahenk üzere yaratıldığını hatırlatan, hayatı anlamlandıran, kalpleri dirilten, hak ve hakikati öğreten bir sûredir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi ise Yâsîn sûresidir.”[1] buyurarak bu sûreden övgüyle bahsetmiştir. Anadolu irfanıyla yoğrulan aziz milletimiz; doğumdan ölüme, sevinçten hüzne, sağlıktan hastalığa farklı zamanlarda Yâsîn sûresini okumayı alışkanlık haline getirmiştir. Ancak bu sûreyi okumaktan maksat; sadece onu tilavet etmek değil, onun manasını tefekkür etmek ve mesajlarını hayatımıza aktarmaktır.

    Aziz Müminler!

    Yâsîn sûresi; insanlığa hayat rehberi olarak gönderilen Kur’an’a yeminle başlayarak, dünya ve ahiret huzurunun ancak onun emirlerine tabi olmaktan geçtiğine dikkat çekmektedir.

    Yâsîn sûresi, وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ “Bana kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.”[2] beyanıyla bizleri; yalnız Allah’a kul olmaya, istikamet üzere bir ömür sürmeye davet etmektedir. Bu istikamet; tevhitle başlayan, ibadetlerle güçlenen, güzel ahlakla kemale eren, İslam’ın dosdoğru yoludur. Bu yolda olan bir mümin, her işinde ihlası, her davranışında samimiyeti kuşanmalıdır. Riyadan ve gösterişten uzak durmalıdır.

    Yâsîn sûresi, “Sen elbette dosdoğru yol üzere gönderilen peygamberlerdensin.”[3] ayetiyle Allah Resûlü (s.a.s)’in tüm insanlığı, dünyada ve ahirette mutluluğa çağıran kutlu bir elçi olduğunu haber vermektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s); hak ile batılı, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, helal ile haramı insanlığa gösteren hidayet rehberidir. Yetim ve öksüzleri sevindirmeyi, komşu ile iyi geçinmeyi, affedici ve bağışlayıcı olmayı öğreten rahmet elçisidir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Yâsîn sûresi; inkarcıların, “Şu çürümüş kemiklere yeniden kim can verecek?” sorusuna, قُلْ يُحْي۪يهَا الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ “Onları ilk başta yaratmış olan Allah diriltecektir.”[4] fermanıyla cevap vermektedir.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), vefat eden müminlere Yâsîn sûresini okumamızı tavsiye etmiştir.[5] Bu tavsiye bizlere; her nefsin ölümü tadacağını, ölmeden önce ahiret için hazırlık yapmamız gerektiğini, söylediklerimizden ve yaptıklarımızdan tek tek hesaba çekileceğimizi öğretmektedir. Yâsîn sûresi bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da şahitlik eder.”[6] Bu bilince sahip olan bir Müslüman; yaratılış gayesi olan iyilikten, ibadetten, güzel ahlaktan uzak durmamalıdır. Kötülüklere asla yeltenmemelidir. Ölüm, ahiret, hesap, sorgu sual yokmuş gibi yaşamamalıdır. Rabbine, kendisine, ailesine, topluma ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirmelidir. Bütün imkansızlıklara rağmen; vatanı ve mukaddesatı uğruna siyonist zalimlere ve işbirlikçilerine karşı destansı bir mücadele veren Gazzeli kardeşlerimiz başta olmak üzere daima mazlumun ve mağdurun yanında olmalıdır. Hiçbir insani ve ahlaki ilke tanımayan bu canilerle maddi ve manevi olarak mücadele etmelidir.

    Değerli Müminler!

    Yâsîn sûresi, müminleri şöyle müjdelemektedir: اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ “O gün cennetlikler, nimetler içinde safa sürerler.”[7] سَلَامٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ “Onlara merhamet sahibi Rabbin söylediği selam vardır.”[8] Şeytanın esiri olan günahkarları da şöyle ikaz etmektedir: هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ “İşte size haber verilen cehennem budur!” اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ “İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!”[9]

    Aziz Müslümanlar!

    Zilhicce ayının içindeyiz. Bu mübarek günleri; ibadetlerimizi arttırmak, hatalarımızı gözden geçirmek, günahlarımıza tövbe etmek için bir fırsat bilelim. Hesap günü gelmeden önce kendimizi hesaba çekmeye vesile kılalım.

    Hutbemi Yâsîn sûresinin son ayeti ile bitiriyorum: فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ “Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı ne yücedir! Hepiniz O’na döndürüleceksiniz.”[10]



    [1] Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an, 7.

    [2] Yâsîn, 36/61.

    [3] Yâsîn, 36/3, 4.

    [4] Yâsîn, 36/78, 79.

    [5] Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19, 20.

    [6] Yâsîn, 36/65.

    [7] Yâsîn, 36/55.

    [8] Yâsîn, 36/58.

    [9] Yâsîn, 36/63, 64.

    [10] Yâsîn, 36/83.

    https://diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/37709/cuma-hutbesi-ysn-sresi-kuranin-kalbi
    Cuma Hutbesi: "Yâsîn Sûresi: Kur’an’ın Kalbi" “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi ise Yâsîn sûresidir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an, 7) Muhterem Müslümanlar! Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yer alan sûrelerden biri de Yâsîn sûresidir. Yâsîn sûresi; insanın aklına ve vicdanına seslenen, kâinatın bir denge ve ahenk üzere yaratıldığını hatırlatan, hayatı anlamlandıran, kalpleri dirilten, hak ve hakikati öğreten bir sûredir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi ise Yâsîn sûresidir.”[1] buyurarak bu sûreden övgüyle bahsetmiştir. Anadolu irfanıyla yoğrulan aziz milletimiz; doğumdan ölüme, sevinçten hüzne, sağlıktan hastalığa farklı zamanlarda Yâsîn sûresini okumayı alışkanlık haline getirmiştir. Ancak bu sûreyi okumaktan maksat; sadece onu tilavet etmek değil, onun manasını tefekkür etmek ve mesajlarını hayatımıza aktarmaktır. Aziz Müminler! Yâsîn sûresi; insanlığa hayat rehberi olarak gönderilen Kur’an’a yeminle başlayarak, dünya ve ahiret huzurunun ancak onun emirlerine tabi olmaktan geçtiğine dikkat çekmektedir. Yâsîn sûresi, وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ “Bana kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.”[2] beyanıyla bizleri; yalnız Allah’a kul olmaya, istikamet üzere bir ömür sürmeye davet etmektedir. Bu istikamet; tevhitle başlayan, ibadetlerle güçlenen, güzel ahlakla kemale eren, İslam’ın dosdoğru yoludur. Bu yolda olan bir mümin, her işinde ihlası, her davranışında samimiyeti kuşanmalıdır. Riyadan ve gösterişten uzak durmalıdır. Yâsîn sûresi, “Sen elbette dosdoğru yol üzere gönderilen peygamberlerdensin.”[3] ayetiyle Allah Resûlü (s.a.s)’in tüm insanlığı, dünyada ve ahirette mutluluğa çağıran kutlu bir elçi olduğunu haber vermektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s); hak ile batılı, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, helal ile haramı insanlığa gösteren hidayet rehberidir. Yetim ve öksüzleri sevindirmeyi, komşu ile iyi geçinmeyi, affedici ve bağışlayıcı olmayı öğreten rahmet elçisidir. Kıymetli Müslümanlar! Yâsîn sûresi; inkarcıların, “Şu çürümüş kemiklere yeniden kim can verecek?” sorusuna, قُلْ يُحْي۪يهَا الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ “Onları ilk başta yaratmış olan Allah diriltecektir.”[4] fermanıyla cevap vermektedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), vefat eden müminlere Yâsîn sûresini okumamızı tavsiye etmiştir.[5] Bu tavsiye bizlere; her nefsin ölümü tadacağını, ölmeden önce ahiret için hazırlık yapmamız gerektiğini, söylediklerimizden ve yaptıklarımızdan tek tek hesaba çekileceğimizi öğretmektedir. Yâsîn sûresi bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da şahitlik eder.”[6] Bu bilince sahip olan bir Müslüman; yaratılış gayesi olan iyilikten, ibadetten, güzel ahlaktan uzak durmamalıdır. Kötülüklere asla yeltenmemelidir. Ölüm, ahiret, hesap, sorgu sual yokmuş gibi yaşamamalıdır. Rabbine, kendisine, ailesine, topluma ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirmelidir. Bütün imkansızlıklara rağmen; vatanı ve mukaddesatı uğruna siyonist zalimlere ve işbirlikçilerine karşı destansı bir mücadele veren Gazzeli kardeşlerimiz başta olmak üzere daima mazlumun ve mağdurun yanında olmalıdır. Hiçbir insani ve ahlaki ilke tanımayan bu canilerle maddi ve manevi olarak mücadele etmelidir. Değerli Müminler! Yâsîn sûresi, müminleri şöyle müjdelemektedir: اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ “O gün cennetlikler, nimetler içinde safa sürerler.”[7] سَلَامٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ “Onlara merhamet sahibi Rabbin söylediği selam vardır.”[8] Şeytanın esiri olan günahkarları da şöyle ikaz etmektedir: هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ “İşte size haber verilen cehennem budur!” اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ “İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!”[9] Aziz Müslümanlar! Zilhicce ayının içindeyiz. Bu mübarek günleri; ibadetlerimizi arttırmak, hatalarımızı gözden geçirmek, günahlarımıza tövbe etmek için bir fırsat bilelim. Hesap günü gelmeden önce kendimizi hesaba çekmeye vesile kılalım. Hutbemi Yâsîn sûresinin son ayeti ile bitiriyorum: فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ “Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı ne yücedir! Hepiniz O’na döndürüleceksiniz.”[10] [1] Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an, 7. [2] Yâsîn, 36/61. [3] Yâsîn, 36/3, 4. [4] Yâsîn, 36/78, 79. [5] Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19, 20. [6] Yâsîn, 36/65. [7] Yâsîn, 36/55. [8] Yâsîn, 36/58. [9] Yâsîn, 36/63, 64. [10] Yâsîn, 36/83. https://diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/37709/cuma-hutbesi-ysn-sresi-kuranin-kalbi
    0 Commentaires 0 parts
  • Cuma Hutbesi: "Alın Teri Mukaddestir"

    “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.” (Necm 53/39,40)

    Muhterem Müslümanlar!

    Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken yanlarından güçlü ve heybetli bir adam geçti. Adamın bu görüntüsünden etkilenen sahabeden bazıları, “Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bu adam, gücünü Allah yolunda kullansa!” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: “Eğer bu kişi, ailesinin ve çocuklarının geçimini sağlamak için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Anne ve babasının ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Kendi izzet ve onurunu korumak için çalışıyorsa yine Allah yolundadır.”[1]

    Aziz Müminler!

    Yüce dinimiz İslam, kişinin; Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet ederek kendisinin ve ailesinin rızkını helal ve meşru yollardan temin etmesini, kimseye yük olmadan çalışmasını bir ibadet olarak görmüştür. El emeğini ve alın terini mukaddes kabul etmiştir. Tembelliği, miskinliği, dilenmeyi, zamanı ve hayatı israf etmeyi ise yasaklamıştır. Cenâb-ı Hak, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.”[2] buyurarak bizlere; dünya ve ahiret huzurunu elde etmek için çalışmayı öğütlemiştir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Dinimiz, kazancın helal olması kadar, kazanç yollarının meşru olmasına da önem vermektedir. Bu sebeple; çalışmanın, işyeri açmanın, kazanç elde etmenin kuralları ve âdâbı vardır. Allah’ın haram kıldığı şeylerin alınıp satılması meşru değildir. Dolayısıyla Müslüman; akıl ve iradeyi yok eden, kazaların yaşanmasına, cinayetlerin işlenmesine sebep olan alkolü üretemez, alamaz, satamaz, kullanamaz ve kullanılmasına katkıda bulunamaz. Yuvaları dağıtan, toplumsal hayatta kapanmaz yaralar açan kumarı oynayamaz, oynatamaz ve oynanmasına imkân sağlayamaz. Malın ve ömrün bereketini götüren, emeğin ve alın terinin düşmanı olan faizi alamaz, veremez, ona aracı olamaz. Toplumsal barışı bozan karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk gibi haramları işleyemez, bunlardan kazanç elde edemez.

    Değerli Müminler!

    İslam’a göre işçi olmanın da bir takım sorumlulukları vardır. İşçi; rızkını temin ettiği işyerini ve orada bulunan malzemeleri bir emanet olarak bilmeli, onlara asla zarar vermemelidir. İşyerindeki hiçbir eşyayı şahsi ihtiyaçları için kullanmamalı, özel bilgileri başkalarıyla paylaşmamalıdır. İşçi; çalışma saatlerine riayet etmeli, işini aksatmamalıdır. Beraber çalıştığı arkadaşlarına karşı saygılı olmalı, onların haklarını kendi hakkı gibi gözetmeli, onlara zarar verecek davranışlardan şiddetle kaçınmalıdır.

    Aziz Müslümanlar!

    İslam, işverene de birçok vazife yüklemiştir. İşveren; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Çalışana ücretini, teri kurumadan verin.”[3] uyarısını dikkate alarak işçiye hakkını tam ve zamanında vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla işveren; ucuz iş gücü adına, işçiyi; ağır şartlarda, az bir ücretle çalıştıramaz, onu sosyal haklarından mahrum bırakamaz.

    İşveren, aynı zamanda işçinin insanî ihtiyaç ve haklarını kullanmasını sağlamakla sorumludur. Bu sebepledir ki, işveren; Cenâb-ı Hakk’ın, “…Namaz, müminler için vakitleri belirlenmiş farz bir ibadettir.”[4] ayeti apaçık ortadayken, işçinin; beş vakit namaz ve Cuma namazını vaktinde eda etmesine; oruç tutmasına; Allah’ın emri, müminin süsü olan tesettürü kuşanmasına engel olamaz. Ayrıca işveren, işçinin; dinlenme saatlerini, haftalık veya yıllık izinlerini kullanmasını da kısıtlayamaz.

    İşveren; Yüce Rabbimizin, فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ “…Heva ve hevesinize kapılıp adaletten sapmayın…”[5] emrine uyarak işçinin, hak ve hukukunu da korumakla mükelleftir. Bu nedenledir ki, işçiye, sistematik bir baskı uygulayamaz. Onun; onur ve iffetini, şeref ve haysiyetini zedeleyecek söz, tutum ve davranışlarda bulunamaz. Onu, haksız şekilde işten çıkaramaz, ailesini ve çocuklarını mağdur edemez.

    İşveren; işyerinin güvenliğinin sağlanmasından, işçinin sağlıklı bir iş ortamında çalışmasından da mesuldür. Hiçbir işçi; canının tehlikeye gireceği, akıl, beden ve ruh sağlığının bozulacağı bir işte istihdam edilemez. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Kim insanlara zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim insanlara zorluk çıkarırsa, Allah da ona zorluk çıkarır.”[6]

    Kıymetli Müminler!

    Allah katında işçi ya da işveren olmanın bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, takvadadır; yani Allah’tan hakkıyla sakınmak, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmaktır. Öyleyse, Rabbimizin rızasını, adaleti, hakkaniyeti, dürüstlüğü ve gönül kazanmayı tüm kazançların üstünde görelim. Unutmayalım ki, huzur ve mutluluk; sadece tüketmek ve biriktirmekte değil, paylaşmakta ve kanaat göstermektedir.

    Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “….Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı er ya da geç elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yollardan isteyin. Helal olanı alın. Haramdan kaçının.”[7]

    1 Taberânî, el-Mu’cemû’l-evsat, VII, 56.

    [2] Necm 53/39,40.

    [3] İbn Mâce, Rühûn, 4.

    [4] Nisâ, 4/103.

    [5] Nisâ, 4/135.

    [6] Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 31.

    [7] İbn Mâce, Ticâret, 2.

    https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/37580/cuma-hutbesi-alin-teri-mukaddestir
    Cuma Hutbesi: "Alın Teri Mukaddestir" “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.” (Necm 53/39,40) Muhterem Müslümanlar! Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken yanlarından güçlü ve heybetli bir adam geçti. Adamın bu görüntüsünden etkilenen sahabeden bazıları, “Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bu adam, gücünü Allah yolunda kullansa!” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: “Eğer bu kişi, ailesinin ve çocuklarının geçimini sağlamak için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Anne ve babasının ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Kendi izzet ve onurunu korumak için çalışıyorsa yine Allah yolundadır.”[1] Aziz Müminler! Yüce dinimiz İslam, kişinin; Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet ederek kendisinin ve ailesinin rızkını helal ve meşru yollardan temin etmesini, kimseye yük olmadan çalışmasını bir ibadet olarak görmüştür. El emeğini ve alın terini mukaddes kabul etmiştir. Tembelliği, miskinliği, dilenmeyi, zamanı ve hayatı israf etmeyi ise yasaklamıştır. Cenâb-ı Hak, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.”[2] buyurarak bizlere; dünya ve ahiret huzurunu elde etmek için çalışmayı öğütlemiştir. Kıymetli Müslümanlar! Dinimiz, kazancın helal olması kadar, kazanç yollarının meşru olmasına da önem vermektedir. Bu sebeple; çalışmanın, işyeri açmanın, kazanç elde etmenin kuralları ve âdâbı vardır. Allah’ın haram kıldığı şeylerin alınıp satılması meşru değildir. Dolayısıyla Müslüman; akıl ve iradeyi yok eden, kazaların yaşanmasına, cinayetlerin işlenmesine sebep olan alkolü üretemez, alamaz, satamaz, kullanamaz ve kullanılmasına katkıda bulunamaz. Yuvaları dağıtan, toplumsal hayatta kapanmaz yaralar açan kumarı oynayamaz, oynatamaz ve oynanmasına imkân sağlayamaz. Malın ve ömrün bereketini götüren, emeğin ve alın terinin düşmanı olan faizi alamaz, veremez, ona aracı olamaz. Toplumsal barışı bozan karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk gibi haramları işleyemez, bunlardan kazanç elde edemez. Değerli Müminler! İslam’a göre işçi olmanın da bir takım sorumlulukları vardır. İşçi; rızkını temin ettiği işyerini ve orada bulunan malzemeleri bir emanet olarak bilmeli, onlara asla zarar vermemelidir. İşyerindeki hiçbir eşyayı şahsi ihtiyaçları için kullanmamalı, özel bilgileri başkalarıyla paylaşmamalıdır. İşçi; çalışma saatlerine riayet etmeli, işini aksatmamalıdır. Beraber çalıştığı arkadaşlarına karşı saygılı olmalı, onların haklarını kendi hakkı gibi gözetmeli, onlara zarar verecek davranışlardan şiddetle kaçınmalıdır. Aziz Müslümanlar! İslam, işverene de birçok vazife yüklemiştir. İşveren; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Çalışana ücretini, teri kurumadan verin.”[3] uyarısını dikkate alarak işçiye hakkını tam ve zamanında vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla işveren; ucuz iş gücü adına, işçiyi; ağır şartlarda, az bir ücretle çalıştıramaz, onu sosyal haklarından mahrum bırakamaz. İşveren, aynı zamanda işçinin insanî ihtiyaç ve haklarını kullanmasını sağlamakla sorumludur. Bu sebepledir ki, işveren; Cenâb-ı Hakk’ın, “…Namaz, müminler için vakitleri belirlenmiş farz bir ibadettir.”[4] ayeti apaçık ortadayken, işçinin; beş vakit namaz ve Cuma namazını vaktinde eda etmesine; oruç tutmasına; Allah’ın emri, müminin süsü olan tesettürü kuşanmasına engel olamaz. Ayrıca işveren, işçinin; dinlenme saatlerini, haftalık veya yıllık izinlerini kullanmasını da kısıtlayamaz. İşveren; Yüce Rabbimizin, فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ “…Heva ve hevesinize kapılıp adaletten sapmayın…”[5] emrine uyarak işçinin, hak ve hukukunu da korumakla mükelleftir. Bu nedenledir ki, işçiye, sistematik bir baskı uygulayamaz. Onun; onur ve iffetini, şeref ve haysiyetini zedeleyecek söz, tutum ve davranışlarda bulunamaz. Onu, haksız şekilde işten çıkaramaz, ailesini ve çocuklarını mağdur edemez. İşveren; işyerinin güvenliğinin sağlanmasından, işçinin sağlıklı bir iş ortamında çalışmasından da mesuldür. Hiçbir işçi; canının tehlikeye gireceği, akıl, beden ve ruh sağlığının bozulacağı bir işte istihdam edilemez. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Kim insanlara zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim insanlara zorluk çıkarırsa, Allah da ona zorluk çıkarır.”[6] Kıymetli Müminler! Allah katında işçi ya da işveren olmanın bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, takvadadır; yani Allah’tan hakkıyla sakınmak, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmaktır. Öyleyse, Rabbimizin rızasını, adaleti, hakkaniyeti, dürüstlüğü ve gönül kazanmayı tüm kazançların üstünde görelim. Unutmayalım ki, huzur ve mutluluk; sadece tüketmek ve biriktirmekte değil, paylaşmakta ve kanaat göstermektedir. Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “….Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı er ya da geç elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yollardan isteyin. Helal olanı alın. Haramdan kaçının.”[7] 1 Taberânî, el-Mu’cemû’l-evsat, VII, 56. [2] Necm 53/39,40. [3] İbn Mâce, Rühûn, 4. [4] Nisâ, 4/103. [5] Nisâ, 4/135. [6] Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 31. [7] İbn Mâce, Ticâret, 2. https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/37580/cuma-hutbesi-alin-teri-mukaddestir
    0 Commentaires 0 parts
Résultats de Recherche