• Milletimizin başı sağ olsun.

    6 Şubat 2023’te meydana gelen ve milletimizin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketinin 3. yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.

    Aradan geçen 3 yıla rağmen, depremden etkilenen tüm illerimizde kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır.

    Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

    #Deprem #Türkiye
    🇹🇷 Milletimizin başı sağ olsun. 🕊️ 6 Şubat 2023’te meydana gelen ve milletimizin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketinin 3. yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz. 💔 Aradan geçen 3 yıla rağmen, depremden etkilenen tüm illerimizde kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır. 🤲 Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. #Deprem #Türkiye
    1
    0 Commentaires 0 parts
  • “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.”

    İstiklâlimizin sesi, milletimizin vicdanı, kalemiyle bir döneme ışık tutan büyük şair Mehmet Âkif Ersoy’u doğum gününde rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
    “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.” İstiklâlimizin sesi, milletimizin vicdanı, kalemiyle bir döneme ışık tutan büyük şair Mehmet Âkif Ersoy’u doğum gününde rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
    0 Commentaires 0 parts
  • Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir.
    Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu.

    Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti.

    Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi.

    Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi.

    Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı.

    Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu.

    Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan.
    Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi.

    Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor.

    Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur.

    Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.
    Bu, yarım milyon Afrikalının susuzluğunu gidermeyi başaran bir çocuğun hikâyesidir. Adı Ryan. Mayıs 1991’de Kanada’da doğdu. Henüz altı yaşındayken öğretmeni, sınıfta Afrika’daki çocukların yaşam koşullarını anlattı. Ryan, musluğu açtığında berrak su içebilmesine rağmen bazı insanların susuzluktan ölmesine derinden üzüldü. Bunun üzerine öğretmenine, Afrika’daki insanlara su ulaştırmanın ne kadara mal olacağını sordu. Öğretmeni ona, yaklaşık 70 dolara bir kuyu inşa edebilen WaterCan adlı bir kuruluştan bahsetti. Ryan eve gider gitmez annesi Susan’a koştu ve Afrikalı çocuklar için bir kuyu yaptırmak amacıyla 70 dolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi, bu parayı kendi çabasıyla kazanması gerektiğini belirtti ve ona haftalık birkaç dolar kazandıran ev işleri verdi. Ryan yavaş yavaş 70 dolar biriktirmeyi başardı ve WaterCan’a gitti. Ancak orada, bir kuyunun gerçek maliyetinin aslında 2000 dolar olduğunu öğrendi. Annesi bu miktarı veremeyeceğini açıkça söyledi. Fakat Ryan kararlıydı. Gereken tüm parayı toplayacağına söz verdi. Böylece, mahallede yaptığı küçük işlerle fon toplamaya devam etti. Onun azmi, kardeşlerine, komşularına ve arkadaşlarına da ilham verdi. Hep birlikte gerekli 2000 doları toplamayı başardılar. Ocak 1999’da, Kuzey Uganda’daki bir köyde ilk kuyu açıldı. Kuyunun tamamlanmasının ardından Ryan’ın okulu da sürece dâhil oldu ve kuyunun bulunduğu köyle kardeş okul ilişkisi kurdu. Ryan, burada, su almak için her gün uzun yollar yürüyen Akana ile tanıştı. Onun hikâyesinden çok etkilenen Ryan, ailesinden kendisini Afrika’ya götürmelerini istedi. 2000 yılında köye vardığında yüzlerce insan tarafından coşkuyla karşılandı. İnsanlar onur çiti oluşturmuş, adını hep bir ağızdan haykırıyordu. Şaşkınlıkla “Adımı biliyorlar mı?” diye sordu Ryan. Rehber ise, “Yüz kilometre içindeki herkes seni tanıyor” dedi. Bugün Ryan 33 yaşında. Kendi vakfını yönetiyor ve Afrika’da 400’den fazla kuyu açmış durumda. Sadece kuyu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda kuyuların bakımını, suyun nasıl korunup yönetileceğini de öğretiyor. Gündelik hayatın önemsiz detayları arasında kaybolsak da, gerçek bir kahramana saygı göstermekten daha anlamlı bir şey yoktur. Helal sana Ryan kutluyorum ve alkışlıyorum.👏👏👏
    0 Commentaires 0 parts
  • Cuma Hutbesi: "Alın Teri Mukaddestir"

    “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.” (Necm 53/39,40)

    Muhterem Müslümanlar!

    Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken yanlarından güçlü ve heybetli bir adam geçti. Adamın bu görüntüsünden etkilenen sahabeden bazıları, “Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bu adam, gücünü Allah yolunda kullansa!” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: “Eğer bu kişi, ailesinin ve çocuklarının geçimini sağlamak için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Anne ve babasının ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Kendi izzet ve onurunu korumak için çalışıyorsa yine Allah yolundadır.”[1]

    Aziz Müminler!

    Yüce dinimiz İslam, kişinin; Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet ederek kendisinin ve ailesinin rızkını helal ve meşru yollardan temin etmesini, kimseye yük olmadan çalışmasını bir ibadet olarak görmüştür. El emeğini ve alın terini mukaddes kabul etmiştir. Tembelliği, miskinliği, dilenmeyi, zamanı ve hayatı israf etmeyi ise yasaklamıştır. Cenâb-ı Hak, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.”[2] buyurarak bizlere; dünya ve ahiret huzurunu elde etmek için çalışmayı öğütlemiştir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Dinimiz, kazancın helal olması kadar, kazanç yollarının meşru olmasına da önem vermektedir. Bu sebeple; çalışmanın, işyeri açmanın, kazanç elde etmenin kuralları ve âdâbı vardır. Allah’ın haram kıldığı şeylerin alınıp satılması meşru değildir. Dolayısıyla Müslüman; akıl ve iradeyi yok eden, kazaların yaşanmasına, cinayetlerin işlenmesine sebep olan alkolü üretemez, alamaz, satamaz, kullanamaz ve kullanılmasına katkıda bulunamaz. Yuvaları dağıtan, toplumsal hayatta kapanmaz yaralar açan kumarı oynayamaz, oynatamaz ve oynanmasına imkân sağlayamaz. Malın ve ömrün bereketini götüren, emeğin ve alın terinin düşmanı olan faizi alamaz, veremez, ona aracı olamaz. Toplumsal barışı bozan karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk gibi haramları işleyemez, bunlardan kazanç elde edemez.

    Değerli Müminler!

    İslam’a göre işçi olmanın da bir takım sorumlulukları vardır. İşçi; rızkını temin ettiği işyerini ve orada bulunan malzemeleri bir emanet olarak bilmeli, onlara asla zarar vermemelidir. İşyerindeki hiçbir eşyayı şahsi ihtiyaçları için kullanmamalı, özel bilgileri başkalarıyla paylaşmamalıdır. İşçi; çalışma saatlerine riayet etmeli, işini aksatmamalıdır. Beraber çalıştığı arkadaşlarına karşı saygılı olmalı, onların haklarını kendi hakkı gibi gözetmeli, onlara zarar verecek davranışlardan şiddetle kaçınmalıdır.

    Aziz Müslümanlar!

    İslam, işverene de birçok vazife yüklemiştir. İşveren; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Çalışana ücretini, teri kurumadan verin.”[3] uyarısını dikkate alarak işçiye hakkını tam ve zamanında vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla işveren; ucuz iş gücü adına, işçiyi; ağır şartlarda, az bir ücretle çalıştıramaz, onu sosyal haklarından mahrum bırakamaz.

    İşveren, aynı zamanda işçinin insanî ihtiyaç ve haklarını kullanmasını sağlamakla sorumludur. Bu sebepledir ki, işveren; Cenâb-ı Hakk’ın, “…Namaz, müminler için vakitleri belirlenmiş farz bir ibadettir.”[4] ayeti apaçık ortadayken, işçinin; beş vakit namaz ve Cuma namazını vaktinde eda etmesine; oruç tutmasına; Allah’ın emri, müminin süsü olan tesettürü kuşanmasına engel olamaz. Ayrıca işveren, işçinin; dinlenme saatlerini, haftalık veya yıllık izinlerini kullanmasını da kısıtlayamaz.

    İşveren; Yüce Rabbimizin, فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ “…Heva ve hevesinize kapılıp adaletten sapmayın…”[5] emrine uyarak işçinin, hak ve hukukunu da korumakla mükelleftir. Bu nedenledir ki, işçiye, sistematik bir baskı uygulayamaz. Onun; onur ve iffetini, şeref ve haysiyetini zedeleyecek söz, tutum ve davranışlarda bulunamaz. Onu, haksız şekilde işten çıkaramaz, ailesini ve çocuklarını mağdur edemez.

    İşveren; işyerinin güvenliğinin sağlanmasından, işçinin sağlıklı bir iş ortamında çalışmasından da mesuldür. Hiçbir işçi; canının tehlikeye gireceği, akıl, beden ve ruh sağlığının bozulacağı bir işte istihdam edilemez. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Kim insanlara zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim insanlara zorluk çıkarırsa, Allah da ona zorluk çıkarır.”[6]

    Kıymetli Müminler!

    Allah katında işçi ya da işveren olmanın bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, takvadadır; yani Allah’tan hakkıyla sakınmak, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmaktır. Öyleyse, Rabbimizin rızasını, adaleti, hakkaniyeti, dürüstlüğü ve gönül kazanmayı tüm kazançların üstünde görelim. Unutmayalım ki, huzur ve mutluluk; sadece tüketmek ve biriktirmekte değil, paylaşmakta ve kanaat göstermektedir.

    Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “….Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı er ya da geç elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yollardan isteyin. Helal olanı alın. Haramdan kaçının.”[7]

    1 Taberânî, el-Mu’cemû’l-evsat, VII, 56.

    [2] Necm 53/39,40.

    [3] İbn Mâce, Rühûn, 4.

    [4] Nisâ, 4/103.

    [5] Nisâ, 4/135.

    [6] Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 31.

    [7] İbn Mâce, Ticâret, 2.

    https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/37580/cuma-hutbesi-alin-teri-mukaddestir
    Cuma Hutbesi: "Alın Teri Mukaddestir" “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.” (Necm 53/39,40) Muhterem Müslümanlar! Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken yanlarından güçlü ve heybetli bir adam geçti. Adamın bu görüntüsünden etkilenen sahabeden bazıları, “Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bu adam, gücünü Allah yolunda kullansa!” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: “Eğer bu kişi, ailesinin ve çocuklarının geçimini sağlamak için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Anne ve babasının ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Kendi izzet ve onurunu korumak için çalışıyorsa yine Allah yolundadır.”[1] Aziz Müminler! Yüce dinimiz İslam, kişinin; Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet ederek kendisinin ve ailesinin rızkını helal ve meşru yollardan temin etmesini, kimseye yük olmadan çalışmasını bir ibadet olarak görmüştür. El emeğini ve alın terini mukaddes kabul etmiştir. Tembelliği, miskinliği, dilenmeyi, zamanı ve hayatı israf etmeyi ise yasaklamıştır. Cenâb-ı Hak, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını da görecektir.”[2] buyurarak bizlere; dünya ve ahiret huzurunu elde etmek için çalışmayı öğütlemiştir. Kıymetli Müslümanlar! Dinimiz, kazancın helal olması kadar, kazanç yollarının meşru olmasına da önem vermektedir. Bu sebeple; çalışmanın, işyeri açmanın, kazanç elde etmenin kuralları ve âdâbı vardır. Allah’ın haram kıldığı şeylerin alınıp satılması meşru değildir. Dolayısıyla Müslüman; akıl ve iradeyi yok eden, kazaların yaşanmasına, cinayetlerin işlenmesine sebep olan alkolü üretemez, alamaz, satamaz, kullanamaz ve kullanılmasına katkıda bulunamaz. Yuvaları dağıtan, toplumsal hayatta kapanmaz yaralar açan kumarı oynayamaz, oynatamaz ve oynanmasına imkân sağlayamaz. Malın ve ömrün bereketini götüren, emeğin ve alın terinin düşmanı olan faizi alamaz, veremez, ona aracı olamaz. Toplumsal barışı bozan karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk gibi haramları işleyemez, bunlardan kazanç elde edemez. Değerli Müminler! İslam’a göre işçi olmanın da bir takım sorumlulukları vardır. İşçi; rızkını temin ettiği işyerini ve orada bulunan malzemeleri bir emanet olarak bilmeli, onlara asla zarar vermemelidir. İşyerindeki hiçbir eşyayı şahsi ihtiyaçları için kullanmamalı, özel bilgileri başkalarıyla paylaşmamalıdır. İşçi; çalışma saatlerine riayet etmeli, işini aksatmamalıdır. Beraber çalıştığı arkadaşlarına karşı saygılı olmalı, onların haklarını kendi hakkı gibi gözetmeli, onlara zarar verecek davranışlardan şiddetle kaçınmalıdır. Aziz Müslümanlar! İslam, işverene de birçok vazife yüklemiştir. İşveren; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Çalışana ücretini, teri kurumadan verin.”[3] uyarısını dikkate alarak işçiye hakkını tam ve zamanında vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla işveren; ucuz iş gücü adına, işçiyi; ağır şartlarda, az bir ücretle çalıştıramaz, onu sosyal haklarından mahrum bırakamaz. İşveren, aynı zamanda işçinin insanî ihtiyaç ve haklarını kullanmasını sağlamakla sorumludur. Bu sebepledir ki, işveren; Cenâb-ı Hakk’ın, “…Namaz, müminler için vakitleri belirlenmiş farz bir ibadettir.”[4] ayeti apaçık ortadayken, işçinin; beş vakit namaz ve Cuma namazını vaktinde eda etmesine; oruç tutmasına; Allah’ın emri, müminin süsü olan tesettürü kuşanmasına engel olamaz. Ayrıca işveren, işçinin; dinlenme saatlerini, haftalık veya yıllık izinlerini kullanmasını da kısıtlayamaz. İşveren; Yüce Rabbimizin, فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ “…Heva ve hevesinize kapılıp adaletten sapmayın…”[5] emrine uyarak işçinin, hak ve hukukunu da korumakla mükelleftir. Bu nedenledir ki, işçiye, sistematik bir baskı uygulayamaz. Onun; onur ve iffetini, şeref ve haysiyetini zedeleyecek söz, tutum ve davranışlarda bulunamaz. Onu, haksız şekilde işten çıkaramaz, ailesini ve çocuklarını mağdur edemez. İşveren; işyerinin güvenliğinin sağlanmasından, işçinin sağlıklı bir iş ortamında çalışmasından da mesuldür. Hiçbir işçi; canının tehlikeye gireceği, akıl, beden ve ruh sağlığının bozulacağı bir işte istihdam edilemez. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Kim insanlara zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim insanlara zorluk çıkarırsa, Allah da ona zorluk çıkarır.”[6] Kıymetli Müminler! Allah katında işçi ya da işveren olmanın bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, takvadadır; yani Allah’tan hakkıyla sakınmak, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmaktır. Öyleyse, Rabbimizin rızasını, adaleti, hakkaniyeti, dürüstlüğü ve gönül kazanmayı tüm kazançların üstünde görelim. Unutmayalım ki, huzur ve mutluluk; sadece tüketmek ve biriktirmekte değil, paylaşmakta ve kanaat göstermektedir. Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “….Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı er ya da geç elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yollardan isteyin. Helal olanı alın. Haramdan kaçının.”[7] 1 Taberânî, el-Mu’cemû’l-evsat, VII, 56. [2] Necm 53/39,40. [3] İbn Mâce, Rühûn, 4. [4] Nisâ, 4/103. [5] Nisâ, 4/135. [6] Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 31. [7] İbn Mâce, Ticâret, 2. https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/37580/cuma-hutbesi-alin-teri-mukaddestir
    0 Commentaires 0 parts
  • Bu acı günde kaybettiğimiz her bir canı saygıyla anıyor, geride kalanlara güç ve sabır diliyoruz.
    Bu acı günde kaybettiğimiz her bir canı saygıyla anıyor, geride kalanlara güç ve sabır diliyoruz.
    0 Commentaires 0 parts
  • 04:17
    6 ŞUBAT
    UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ..

    6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük felaketin ikinci yıl dönümünde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum..

    Rabbim ülkemize milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın…

    Bu acı günde kaybettiğimiz her bir canı saygıyla anıyor, geride kalanlara güç ve sabır diliyoruz.

    #Deprem
    04:17 6 ŞUBAT UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ.. 6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük felaketin ikinci yıl dönümünde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.. Rabbim ülkemize milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın… Bu acı günde kaybettiğimiz her bir canı saygıyla anıyor, geride kalanlara güç ve sabır diliyoruz. #Deprem
    0 Commentaires 0 parts
  • Cuma Hutbesi: "İslam, Varlık Sebebimizdir"

    Muhterem Müslümanlar!

    Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim…”[1]

    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “İslam dini kendisine düşmanlık besleyenlere üstün olmaya devam edecektir. İslam’a karşı olanlar ve onu terk edenler ise ona asla zarar veremeyecektir.”[2]

    Aziz Müminler!

    Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği en büyük nimet İslam’dır. İslam, Hz. Âdem’le başlayan, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ile kemale eren, Allah’ın razı olduğu tek dindir. İslam; insanlığın hidayet ve iyiliği, yeryüzünün imar ve ıslahı için gönderilen rahmet ve merhamet dinidir. Akıllara rehberlik eden, ruhlara huzur veren, kalpleri sükûnete erdiren ilim, hikmet ve irfan dinidir. Yaratılışımızın gayesini öğreten, dünya ve ahiret dengesini nasıl kuracağımızı bildiren hayat dinidir.

    Kıymetli Müslümanlar!

    Cahiliye döneminin bütün karanlıklarını aydınlığa çeviren İslam’dır. Diri diri toprağa gömülen kız çocukları İslam’la hayat bulmuştur. Kadınlar, hak ettikleri gerçek saygınlığa İslam’la kavuşmuştur. Ezilen, hor görülen, hak ve hukuku çiğnenen mazlumlar İslam’la özgürlüklerine kavuşmuştur. اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı sorumluluklarını hakkıyla yerine getireninizdir.”[3] ayetinde de ifade edildiği üzere, üstünlüğün; ırk ve cinsiyette, makam ve servette, şan ve şöhrette değil, takvada olduğunu bütün dünyaya İslam ilan etmiştir. Yalana, aldatmaya ve hileye bulaşmadan; fırsatçılık, stokçuluk ve karaborsacılık yapmadan; kul ve kamu hakkına girmeden helal kazanç elde etmenin yollarını insanlığa İslam haber vermiştir. Anne ve babaya hürmet etmeyi, ailemize gereken ilgi ve alakayı göstermeyi, akraba ve komşularımızın haklarını gözetmeyi, iyilik ve hayırda yarışmayı bizlere İslam öğretmiştir.

    Değerli Müminler!

    Ne hazindir ki, insanî değerlerin ve ahlakî erdemlerin örselendiği, küresel kötülüklerin her geçen gün dünyayı yaşanmaz hale getirdiği dönemlerden geçiyoruz. Maalesef, Müslümanlar da yaşanan bu olumsuzluklara çare üretmek yerine popüler kültürün etkisiyle kimliklerine yabancılaşıyorlar. Bütün bu sıkıntılar bizi asla umutsuzluğa düşürmemeli, aksine İslam’ın hayat veren ilkelerini bütün insanlıkla buluşturmak için maddi ve manevi alanda daha fazla çalışmaya teşvik etmelidir. Allah’ın vaadi odur ki, insana ancak çalıştığının karşılığı vardır, çalışmasının karşılığı da kendisine gösterilecektir.[4]

    Aziz Müslümanlar!

    İslam, bizim dünümüz, bugünümüz ve yarınımızdır. İslam, bizim varlık sebebimizdir. Biz, onunla şeref bulur, onunla yüceliriz. O halde, İslam’ı istediğimiz gibi değil Yüce Rabbimizin emrettiği, Allah Resûlü (s.a.s)’in öğrettiği gibi yaşamaya gayret gösterelim. Giyimden kuşama, yemeden içmeye, alışverişten ticarete, aile hayatından akraba ve komşuluk ilişkilerine, hâsılı hayatın her anına ve her alanına İslamî değerleri aktaralım. İmanımız, ibadetlerimiz ve güzel ahlakımızla insanların örnek alabileceği iyi ve hayırlı bir Müslüman olmaya gayret edelim. Bize bakan, İslam’ın güzelliklerini bizde görsün ve İslam’ı sevsin. İslam’ı öyle güzel ve öyle doğru yaşayalım, olduğumuz gibi görünüp göründüğümüz gibi olalım ki, bizi öldürmeye gelen bizde dirilsin. Unutmayalım ki, bizim vesilemizle bir insanın İslam’a muhabbet beslemesi, hidayete erip onu en güzel bir şekilde yaşamaya başlaması dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.

    Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in Veda Hutbesinde bize bıraktığı şu vasiyeti ile tamamlıyorum: “Size iki şey bıraktım. Bunlara sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”[5]

    [1] Mâide, 5/3.
    [2] İbn Hanbel, V, 100.
    [3] Hucurât, 49/13.
    [4] Necm, 53/39,40.
    [5] Muvatta’, Kader, 3.
    Cuma Hutbesi: "İslam, Varlık Sebebimizdir" Muhterem Müslümanlar! Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim…”[1] Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “İslam dini kendisine düşmanlık besleyenlere üstün olmaya devam edecektir. İslam’a karşı olanlar ve onu terk edenler ise ona asla zarar veremeyecektir.”[2] Aziz Müminler! Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği en büyük nimet İslam’dır. İslam, Hz. Âdem’le başlayan, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ile kemale eren, Allah’ın razı olduğu tek dindir. İslam; insanlığın hidayet ve iyiliği, yeryüzünün imar ve ıslahı için gönderilen rahmet ve merhamet dinidir. Akıllara rehberlik eden, ruhlara huzur veren, kalpleri sükûnete erdiren ilim, hikmet ve irfan dinidir. Yaratılışımızın gayesini öğreten, dünya ve ahiret dengesini nasıl kuracağımızı bildiren hayat dinidir. Kıymetli Müslümanlar! Cahiliye döneminin bütün karanlıklarını aydınlığa çeviren İslam’dır. Diri diri toprağa gömülen kız çocukları İslam’la hayat bulmuştur. Kadınlar, hak ettikleri gerçek saygınlığa İslam’la kavuşmuştur. Ezilen, hor görülen, hak ve hukuku çiğnenen mazlumlar İslam’la özgürlüklerine kavuşmuştur. اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı sorumluluklarını hakkıyla yerine getireninizdir.”[3] ayetinde de ifade edildiği üzere, üstünlüğün; ırk ve cinsiyette, makam ve servette, şan ve şöhrette değil, takvada olduğunu bütün dünyaya İslam ilan etmiştir. Yalana, aldatmaya ve hileye bulaşmadan; fırsatçılık, stokçuluk ve karaborsacılık yapmadan; kul ve kamu hakkına girmeden helal kazanç elde etmenin yollarını insanlığa İslam haber vermiştir. Anne ve babaya hürmet etmeyi, ailemize gereken ilgi ve alakayı göstermeyi, akraba ve komşularımızın haklarını gözetmeyi, iyilik ve hayırda yarışmayı bizlere İslam öğretmiştir. Değerli Müminler! Ne hazindir ki, insanî değerlerin ve ahlakî erdemlerin örselendiği, küresel kötülüklerin her geçen gün dünyayı yaşanmaz hale getirdiği dönemlerden geçiyoruz. Maalesef, Müslümanlar da yaşanan bu olumsuzluklara çare üretmek yerine popüler kültürün etkisiyle kimliklerine yabancılaşıyorlar. Bütün bu sıkıntılar bizi asla umutsuzluğa düşürmemeli, aksine İslam’ın hayat veren ilkelerini bütün insanlıkla buluşturmak için maddi ve manevi alanda daha fazla çalışmaya teşvik etmelidir. Allah’ın vaadi odur ki, insana ancak çalıştığının karşılığı vardır, çalışmasının karşılığı da kendisine gösterilecektir.[4] Aziz Müslümanlar! İslam, bizim dünümüz, bugünümüz ve yarınımızdır. İslam, bizim varlık sebebimizdir. Biz, onunla şeref bulur, onunla yüceliriz. O halde, İslam’ı istediğimiz gibi değil Yüce Rabbimizin emrettiği, Allah Resûlü (s.a.s)’in öğrettiği gibi yaşamaya gayret gösterelim. Giyimden kuşama, yemeden içmeye, alışverişten ticarete, aile hayatından akraba ve komşuluk ilişkilerine, hâsılı hayatın her anına ve her alanına İslamî değerleri aktaralım. İmanımız, ibadetlerimiz ve güzel ahlakımızla insanların örnek alabileceği iyi ve hayırlı bir Müslüman olmaya gayret edelim. Bize bakan, İslam’ın güzelliklerini bizde görsün ve İslam’ı sevsin. İslam’ı öyle güzel ve öyle doğru yaşayalım, olduğumuz gibi görünüp göründüğümüz gibi olalım ki, bizi öldürmeye gelen bizde dirilsin. Unutmayalım ki, bizim vesilemizle bir insanın İslam’a muhabbet beslemesi, hidayete erip onu en güzel bir şekilde yaşamaya başlaması dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır. Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in Veda Hutbesinde bize bıraktığı şu vasiyeti ile tamamlıyorum: “Size iki şey bıraktım. Bunlara sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”[5] [1] Mâide, 5/3. [2] İbn Hanbel, V, 100. [3] Hucurât, 49/13. [4] Necm, 53/39,40. [5] Muvatta’, Kader, 3.
    0 Commentaires 0 parts
  • PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM EFENDİMİZE SAYGI
    Hicaz Demiryolu yapımı Medine'ye yaklaşınca Sultan Abdulhamid Han çalışanlarına bir emir göndererek; "Mümkün olan âletlerin üzerine keçeler sarınız ki, fazla gürültü çıkmasın, Ehl-i Beyt'in ve burada yatanların ruhları rahatsız olmasın!" demiş ve yaklaşık 30 km'lik raya keçe döşenmiştir.. Buna ilaveten Ravza-ı Mutahhara'nın azâmetine gölge düşmemesi için, trenlerin Medine'ye girerken 5-6 km'lik güzergâhta istim kesmesi ve Peygamber şehrine çok düşük hızla giriş yapması tâlimatı verilmiştir. Bu bile Allah Rasûlü'ne sallallahü aleyhi vesellem efendimize duyulan hürmet ve muhabbetteki hassasiyetin hangi boyutlarda olduğunun çarpıcı bir göstergesidir.
    Rabbim O'nun ve Rasûlü'nün yolundan ayırmasın bizleri. Amin…
    PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM EFENDİMİZE SAYGI Hicaz Demiryolu yapımı Medine'ye yaklaşınca Sultan Abdulhamid Han çalışanlarına bir emir göndererek; "Mümkün olan âletlerin üzerine keçeler sarınız ki, fazla gürültü çıkmasın, Ehl-i Beyt'in ve burada yatanların ruhları rahatsız olmasın!" demiş ve yaklaşık 30 km'lik raya keçe döşenmiştir.. Buna ilaveten Ravza-ı Mutahhara'nın azâmetine gölge düşmemesi için, trenlerin Medine'ye girerken 5-6 km'lik güzergâhta istim kesmesi ve Peygamber şehrine çok düşük hızla giriş yapması tâlimatı verilmiştir. Bu bile Allah Rasûlü'ne sallallahü aleyhi vesellem efendimize duyulan hürmet ve muhabbetteki hassasiyetin hangi boyutlarda olduğunun çarpıcı bir göstergesidir. Rabbim O'nun ve Rasûlü'nün yolundan ayırmasın bizleri. Amin…
    0 Commentaires 0 parts
  • Dünya Halter tarihi'nin büyük ismi Cep Herkülümüz #NaimSüleymanoğlu’nu vefatının 7.yıldönümünde saygı ve özlem ile anıyoruz.
    Dünya Halter tarihi'nin büyük ismi Cep Herkülümüz #NaimSüleymanoğlu’nu vefatının 7.yıldönümünde saygı ve özlem ile anıyoruz.
    0 Commentaires 0 parts
  • Eski Türk yazıtlardan birinde şöyle yazar :
    Kuzu dizlerinin üzerine çökerek annesini emer ,
    Karga yaşlı annesini besler ;
    Bunun adı :
    " saygılı davranmaktır ."
    Horoz şafak vakti öter ,
    Yaban kazları
    Her bahar kuzeye
    Her sonbahar güneye uçar ;
    Bunun adı :
    '' söz tutmaktır .''
    Yeşilbaşlı ördek eşini kaybettikten sonra ölene kadar yeni bir eş bulmak istemez .
    Bu :
    '' sadakat ''
    Olarak adlandırılır
    Bir geyik iyi bir otlağa rastladığında yaşadığı sürüyü oraya davet eder ve paylaşır ,
    Karınca yemek gördüğünde bütün koloniyi oraya çağırır ;
    Bunun adı :
    '' adalettir .''
    Eğer bir insan bu erdemlere sahip değilse :
    Hayvandan beter bir halde yaşıyordur .!
    Bir Türkmen duası da şöyledir :
    Tanrım ,
    İlk önce :
    Dağa taşa ver ,
    Ormana ,
    Hayvanlara ,
    Suya ver .
    Ondan sonra :
    İnsanlara ,
    Kapı komşuya ,
    Muhtaç olana ver .
    Kalırsa ,
    En son bana ver .!
    Alıntı
    Eski Türk yazıtlardan birinde şöyle yazar : Kuzu dizlerinin üzerine çökerek annesini emer , Karga yaşlı annesini besler ; Bunun adı : " saygılı davranmaktır ." Horoz şafak vakti öter , Yaban kazları Her bahar kuzeye Her sonbahar güneye uçar ; Bunun adı : '' söz tutmaktır .'' Yeşilbaşlı ördek eşini kaybettikten sonra ölene kadar yeni bir eş bulmak istemez . Bu : '' sadakat '' Olarak adlandırılır Bir geyik iyi bir otlağa rastladığında yaşadığı sürüyü oraya davet eder ve paylaşır , Karınca yemek gördüğünde bütün koloniyi oraya çağırır ; Bunun adı : '' adalettir .'' Eğer bir insan bu erdemlere sahip değilse : Hayvandan beter bir halde yaşıyordur .! Bir Türkmen duası da şöyledir : Tanrım , İlk önce : Dağa taşa ver , Ormana , Hayvanlara , Suya ver . Ondan sonra : İnsanlara , Kapı komşuya , Muhtaç olana ver . Kalırsa , En son bana ver .! Alıntı
    0 Commentaires 0 parts
Résultats de Recherche